Anasayfa / Haberler / Bahçeli: “Askeri hastanelerin yeniden açılması hayati değerdedir”

Bahçeli: “Askeri hastanelerin yeniden açılması hayati değerdedir”

Devlet Bahçeli: "Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması ve Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası milli beka meselesidir."

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme dair kritik değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, Ankara’da gerçekleşecek tarihi NATO Zirvesi ve Türkiye’nin ittifak içindeki jeopolitik rolü başta olmak üzere birçok konuda açıklamalarda bulundu.

Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları şöyle:

“Uluslararası nizam, kapalı kapılar ardında derin oyun senaryolarının kurgulandığı çetin bir beka satrancına dönüşmüştür. Bölge istikrarı adına diplomatik köprüler kurulurken; diğer yanda bu barış iklimini baltalamak isteyen şer odaklarının gizli ajandaları sahne almaktadır. Bölgenin bağrına hançer gibi saplanmış Siyonist terör aygıtı, hiçbir kuralı tanımayarak ateşkes mülahazalarını pervasızca çiğnemekte, komşu havzaları kan gölüne çevirmektedir. Masada kurulan her hayati cümlenin sahada sarsılmaz bir iradeyle korunması kaçınılmaz bir hakikattir; sahada atılan her haydutça adımın ise diplomaside ve tarihin önünde ağır bir faturası vardır.

Bugün küresel güvenlik sahnesinde halkaları kanlı bir esaret zinciri ortaya çıkmaktadır. Karadeniz’de sular durulmamış, Orta Doğu’da barış hilali her parlayacak gibi olduğunda, kriz odakları ortama yeni bir barut kokusu sindirmiştir.

Hürmüz’ün dar sularında estirilen her suni fırtına, petrol tankerlerinin rotasından sofralarımızın refahına kadar uzanan ağır bir sabote girişimine dönüşmektedir. ABD ve İran arasında müzakere kapılarının aralanması, Hürmüz’de güvenli geçiş arayışları dikkatle takip ettiğimiz gelişmelerdir. Ancak Siyonist vahşetin bombaları sahada hunharca konuşmaya devam etmektedir. Söz başka, eylem başka oldukça masadaki taahhütlerin hükmünden bahsetmek mümkün değildir.

“Mızrak artık çuvala sığmamaktadır”

Netanyahu ve tetikçi avanesi, barışı amaçlayan mutabakatlara direnmeyi marifet saymaktadır. Mızrak artık çuvala sığmamaktadır: Katil İsrail, mazlumların kanıyla semiren emperyalist bir sömürge düzeneğidir. Gazze’nin yetim feryatları arşı titretirken, Siyonist soykırım şebekesi mutabakatları kendi habis çıkarlarına göre eğip bükmektedir. Bu kanlı terör makinesinin lügatında barış; silahlara mühlet kazandırmak, diplomasi ise vahşeti hukuk kılıfıyla cilalamaktır.
Kuzeyimizin kilidi ve Mavi Vatanımızın mütemmim cüzü olan Karadeniz’de de sular durulmaktan uzaktır.

Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışma, bölgesel istikrarın önündeki en büyük kırılma hattıdır. Ne zaman tahıl sevkiyatları veya diplomatik temaslarla bir esenlik kapısı aralansa, dengeleri değiştiren siyasi depremler Kuzey’in yakasını bırakmamaktadır. Böylesi bir dönemde Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi; Türkiye’nin jeopolitik öneminin, caydırıcı ordusunun, savunma sanayisinin ve diplomatik ağırlığının dünya sahnesindeki karşılığını gösterecek mühim bir faaliyettir.

“NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir”

Cumhur İttifakı’yla tahkim edilen devlet aklı bu zirvede Türkiye’nin haklı tezlerini dünyaya haykıracaktır. Ancak açıkça söylemek lazımdır: NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz, tüm ittifakların üzerindedir. NATO, karşılıklı saygı, eşit muamele ve tehdit algısında dürüstlük esasına dayanmalıdır. Türkiye; 1952 yılından beri NATO’ya yalnızca jeopolitik mevkiini değil, üç bin yıllık köklü askeri geleneğini ve kadim devlet nizamını da kazandırmıştır. Bu büyük askeri hafızanın en eski ve en müessir sütunu ise hiç kuşkusuz Türk Kara Kuvvetlerimizdir.

2235 yıllık şerefli mazisiyle Türk Kara Kuvvetlerimiz, düzenli ordunun tesisini ve askeri teşkilatlanma kabiliyetini dünya milletleriyle tanıştıran kutlu bir mirastır.

“Mehmetçiğimize emanet edilen çelikten bir silsile vardır”

Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açan irade, Sakarya’da milletin makus talihini yenen dirayet ve bugün terörle mücadeledeki milli beka düsturu Kara Kuvvetlerimizde vücut bulmuştur. Türk ordusunun karadaki kudretinin özünde; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e uzanan çelikten bir silsile vardır. Türk Kara Kuvvetlerimizin 2235’inci kuruluş yıl dönümünü büyük bir iftiharla kutluyor; aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.

Bu vesileyle yiğit Mehmetçiğimize, şairimiz Orhan Şaik Gökyay’ın şu dizeleriyle sesleniyorum:

Bu vatan toprağın kara bağrında

Sıra dağlar gibi duranlarındır

Bir tarih boyunca onun uğrunda

Kendini tarihe verenlerindir.

Ardına bakmadan yollara düşen

Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,

Huduttan hududa yol bulup koşan

Cepheden cepheyi soranlarındır.

Cepheden cepheye koşup bu toprakları bize vatan kılan askerimize ben de diyorum ki: Bu vatan sizin sayenizde hepimizindir!

“Türkiye, NATO haritasında ittifakın Güney Doğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır”

Türk ordusu Boğazlardaki tarihi hükümranlığımızdan, Doğu Akdeniz’deki varlığımıza ve stratejik üslerimize dek NATO’nun bölgesel planlarını ayakta tutan jeopolitik omurgadır. Kore’den Afganistan’a, Kosova’dan Libya’ya kadar Türk askeri, müttefiklik hukukunun gereğini sahada göstermiştir. Soğuk Savaş yıllarında da Türkiye, Sovyet yayılmacılığına karşı NATO’nun yıkılmaz kalesi ve can simidi olmuştur.

Şanlı Hava Kuvvetlerimiz, Polonya’dan Romanya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada hava polisliği görevlerine iştirak ederek Türk devletinin mesuliyetten kaçmayacağını ispat etmiştir. Tüm bunlar, Türkiye’nin bu ittifaka serdengeçti bir ruhla omuz verdiğinin apaçık delilidir. Türkiye, NATO masasına her satırı şehadetle ve gazilikle örülmüş muazzam bir şeref siciliyle oturmaktadır. Bu sebeple Ankara’daki NATO Zirvesi’nde Türkiye, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde başat rol üstlenecektir.

“Türkiye, NATO’nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran devlettir”

“NATO 3.0” olarak ifade edilen yeni arayış; ittifakın yeniden sert güce, hızlı karar alma kabiliyetine ve yüksek hazırlık seviyesine yöneldiğini göstermektedir. İşte Türkiye, bu kritik başlıkların tam kalbindedir. Karadeniz’de bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse, Montrö ile tahkim edilen Boğazlar üzerindeki mutlak egemenliğimiz masanın temelini teşkil edecektir. Doğu Avrupa’da bir caydırıcılık kalkanı örülecekse, Türk ordusunun harekat tecrübesi ve savunma sanayiindeki şahlanışı denklemin merkezindedir. Orta Doğu’da yeni bir düzen aranıyorsa, bu ancak Ankara’nın iradesiyle hayat bulacaktır.

Başkent Ankara’yı hesaba katmadan NATO bünyesinde yol almaya çalışmak, kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer. Eli kanlı terör örgütlerine harf oyunlarıyla isim değiştirip meşruiyet elbisesi giydirme devri kapanmıştır. Aynı masada sahte dayanışma fotoğrafları verip Türkiye’nin beka hudutlarını kemiren hain yapılara alan açma kurnazlığı boşa düşmüştür. Türkiye’nin hava savunma ihtiyacını oyalama anlayışı miadını doldurmuştur. Türkiye artık Türk ve Türkiye yüzyılının baş mimarıdır! KAAN’la, HÜRJET’le, KIZILELMA’yla, AKINCI’yla göklerimizde; MİLGEM projelerimiz, TCG Anadolu ve denizaltılarımızla denizlerimizde; ALTAY tankımız ve akıllı mühimmatlarımızla karada ordumuzun kudretini zirveye taşımaktayız. GÖKBÖRÜ, HİSAR ve SİPER gibi sistemlerimizle de mukaddes gök kubbemizi çepeçevre sarmaktayız.

“Ne hazindir ki; bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye’dir”

Milli Savunma Bakanlığımızın himayelerinde ROKETSAN, ASELSAN, HAVELSAN ve TUSAŞ’ın omuzladığı bu hamle devasa bir savunma iklimi kurmuştur. Ancak ordumuzun gerçek kudreti yalnız silahlarımızın menziliyle değil, yaralanan Mehmetçiğimize ne kadar hızlı ve disiplinli bir sağlık ordusuyla müdahale edebildiğimizle de ölçülür. Ne hazindir ki; bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye’dir. Bu durum, şanlı ordumuzun büyüklüğü karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır.

“Askeri hastanelerin yeniden açılması hayati değerdedir”

Askeri hastanelerin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılması meselesi hayati değerdedir. Çünkü askeri tıp; operasyon psikolojisini ve askeri disiplini barındıran apayrı, özel bir alandır. Sınır ötesi operasyonlarda Mehmetçiğimizin yanında, askeri hekim ordusunun görev yapması milli beka meselesidir. Mukaddes GATA geleneği; harp şartlarında çelikleşmiş sağlık aklının ta kendisidir. Sivil sağlık sistemlerinin ve şehir hastanelerimizin kıymeti büyüktür ancak ordumuzun bu kendine has ihtiyaçlarını tam manasıyla karşılaması mümkün değildir.

“Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası milli beka meselesi”

Bir ordunun topu kadar tabibi, tüfeği kadar tıbbı da o ordunun şanındandır. Savaş meydanında kanayan yarayı vaktinde saramayan bir devletin zaferi eksik kalmaya mahkûmdur. Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması ve Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası milli beka meselesidir. Vatan nöbetine duran Mehmetçiğimize, aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize karşı borcumuz, askeri hastanelerin yeniden açılmasıdır.

Kabotaj Bayramı mesajı

Barbaros Hayrettin Paşa’nın “Denizlere hâkim olan, cihana hâkim olur” sözü hâlâ yankılanmaktadır. Tarih göstermiştir ki denizi yalnız kıyıdan seyreden milletler, tarihin akışını da uzaktan izler. Türk devlet iradesi asırlarca denizlerde derinleşmiş; Karadeniz ve Akdeniz’de tarih yazan zaferlerle al bayrağa yeni yurtlar eklemiştir.

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı; kapitülasyonların karanlık dehlizlerinden aydınlığa erişen Türk milletinin denizlerinde hür, limanlarında söz sahibi olma iradesinin adıdır. Bugün Ankara’da NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmanın eşiğindeyken, 1 Temmuz’un ihtiva ettiği milli mana çok daha stratejik bir çehre kazanmaktadır.

“NATO’nun masasında Karadeniz güvenliği telaffuz ediliyorsa bunun yegâne kilidi Türk Boğazları’dır”

NATO masasında Karadeniz güvenliği telaffuz ediliyorsa bunun yegâne kilidi Türk Boğazları’dır; küresel deniz yollarının emniyeti aranıyorsa bunun sarsılmaz güvencesi Montrö iradesidir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni bugüne kadar tavizsiz bir egemenlik şuuruyla uygulayan Türkiye; Karadeniz’de fitili ateşlenmek istenen bölgesel yangınları frenleyen yegâne aktördür. Kabotaj hakkı, bu büyük deniz egemenliğimizin iç cephesini tahkim eden hukuki ve milli bir zırhtır. Bu sebeple 1 Temmuz’u, Misak-ı Milli şuurunun denizlerdeki yansıması olarak telakki etmekteyiz.

“Türkiye’nin denizlerdeki varlığı ve sarsılmaz mutlakiyeti hayatidir”

NATO heyeti Ankara’ya gelirken zihinlere mıh gibi kazımalıdır ki; Türkiye’nin denizlerdeki varlığı bölgesel barışın ve ittifakın caydırıcılık kapasitesinin ayakta kalabilmesi için hava kadar, su kadar hayatidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle: ‘Toprakların ucu deniz olan bir ulusun sınırını, halkının kudreti ve yeteneğinin hududu çizer.’

Bu inançla, 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nı en kalbi duygularımla kutluyor; tüm denizcilerimizi, mühendislerimizi ve vatanımızın masmavi seccadesinde nöbet tutan Deniz Kuvvetlerimizi saygıyla selamlıyorum. Mavi Vatan Türkün çelik iradesiyle ilelebet muhafaza bulsun.”

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın