Mısırlı yıldız futbolcu Muhammed Salah’ın Trabzonspor’a transferi dünya çapında büyük yankı uyandırdı. Batı medyası Salah transferinin Trabzon’a turist getireceğinden bahsederken Türkiye medyası Salah’ı Lig’in en büyük transferlerinden biri olarak anlattı. Geçen her sezonun ortasında oyuncu bulma becerileriyle övülen Göztepe ve nostaljik bir hatıra olarak konuşulan Gençlerbirliği, Bursaspor gibi takımlarken böyle transferlerin bu tip bir övgülerle karşılaşması bizlere dünyada değişen futbol anlayışının Türkiye’ye de sirayet ettiğini gösteriyor. Yeni futbolun gösteri ekonomisi içinde yapılan milyonlarca dolarlık transferlerin arasında sormamız gereken soru: futbolda itibardan tasarruf olur mu?
Süper Lig’in Son Seneleri
2022/2023 sezonu Süper Lig’in değişim sürecinin başlangıcı sayılabilecek en kritik yıllardan biri sayılabilir. Bu sezonu öne çıkaran faktörler aslında hayli açık. 2021/2022 sezonunda Lig’i 13. sırada bitirmiş olan Galatasaray’a teknik direktör olarak Okan Buruk getirildiği zaman, o günlerde spor medyası bu karara büyük bir kuşkuyla yaklaşmıştı. Öte yandan Fenerbahçe’nin Portekizli teknik direktör Jorge Jesus’la anlaşması ise taraftarda heyecan uyandırmıştı. Bu heyecan oyuncu transferlerine bakıldığında ise değişmeye başladı. Sarı kırmızılılar Lucas Torreira, Dries Mertens ve Sergio Oliveira gibi isimleri kadrosuna kattı. Kişisel hayatı yüzünden tartışma konusu olan ve takıma ne kadar katkı vereceği şüpheli olan Mauro Icardi kısa sürede taraftarın gözdesi hâline geldi. Aynı yaz Fenerbahçe cephesinde Jorge Jesus; Michy Batshuayi, Willian Arao, Luan Peres ve Joshua King isimlerini kadrosuna kattı. Okan Buruk, geçen sezonun ardından Galatasaray’daki ilk senesinde şampiyon oldu ve takıma büyük bir sıçrama yaşattı. Yabancı basının da gündemine konu olan Torreira ve Aktürkoğlu’nun performans gelişimi, Icardi’nin psikoloji yönetimi Süper Lig’de yeni bir dönemi başlattı.
2023/2024 sezonunda ise çıta daha da yükseltildi. Crystal Palace’ın Premier Lig’de yüzlerce maça çıkmış yıldız oyuncusu Wilfried Zaha, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın karşılıklı taleplerine rağmen sarı kırmızılıların yolunu tuttu. Sezon içinde hayal kırıklığı yaratacak olan Tanguy Dombele ise son şampiyonun takımına kiralık olarak gitti. Bir zamanlar emekliliğe ayrılmayı düşünen futbolcuların son “vurgunu” olarak görülen Süper Lig, artık görünürde Avrupa’nın endüstriyelleşmiş futbolunun bir pazarı hâline geliyordu. Fenerbahçe’nin Edin Dzeko ve Dusan Tadic transferleri ne kadar eskiyi hatırlatsa da sezon içinde iki futbolcu da çok önemli katkılar verdi. Trabzonspor ise, aynı sezon, hâlen ligde oynayan ve performansını her geçen gün geliştiren Paul Onuachu’yu Southhampton’dan kiralık olarak kadrosuna kattı. Yoğun rekabetin sonucunda İsmail Kartal yönetiminde Fenerbahçe, 99 puan ile ikinci oldu ve Galatasaray üst üste iki kez şampiyon oldu. Doz artmalıydı.
2024/2025 sezonu en büyük kırılmayı yaratan sene oldu. 3 Eylül 2024 tarihinde başlanan görüşmeler sonucunda İtalyan takım Napoli’nin Nijeryalı yıldız forveti Victor Osimhen, kiralık olarak Galatasaray’ın yolunu tuttu. Bu transfer, kariyerinin son dönemindeki yıldızların uğrak yeri olarak görülen Süper Lig’in imajını iyice değiştirdi. Fenerbahçe ise bundan 10 yıl önce hayal bile edilemeyecek bir şeyi yapıp dünya devi Jose Mourinho’yu teknik direktör olarak göreve getirdi. Fenerbahçe yıldızını sadece futbolcuda değil aynı zamanda teknik direktöründe arıyordu. Senelerdir gelen başarısızlığın faturası haklı veya haksız biçimde teknik direktörlere kesiliyor o nedenle çıta her yıl biraz daha yükseltiliyordu. Bu sezon Galatasaray yine şampiyon olmuştu. 2025/2026 sezonunda Osimhen’in bonservisi Galatasaray tarafından alındı, Fenerbahçe ise sezon içnde Mourinho ile yolları ayırdı ve Dominico Tedesco ile anlaştı. Sarı lacivertli ekip, sadece Avrupa’da değil dünyada da tanınan futbolcuları kadrosuna katma hedefiyle Jhon Duran, Milan Skriniar ve Anderson Talisca katkıları takıma ivme kazandırsa da şampiyonluğa yetmedi; Galatasaray 4 sezon üst üste şampiyon oldu.
Endüstriyelleşememiş Futbol
Bugün Mohamed Salah’ın Trabzonspor’a gelişi, bu hikâyenin belki de en çarpıcı örneği. Salah’ın iki yıllık sözleşmesinde yıllık 17 milyon avroluk ücretin yanı sıra kendi adına satılan ürünlerden pay almak istemesi, futbolcunun artık yalnızca sahadaki performansıyla değil, taşıdığı marka değeriyle de fiyatlandığını gösteriyor. Osimhen, Icardi, Dzeko, Orkun Kökçü ve Mourinho gibi isimler düşünüldüğünde Süper Lig’in endüstrileştiğini söylemek kolay. Fakat göstergeler bu kadar açık değil. Medya sayesinde futbolcunun değeri yalnızca sahada sunduğu katkıyla değil, ismiyle oluşturduğu marka değeriyle de ölçülüyor. “Aşkın Olayım” şarkısının Icardi’yle özdeşleşmesiyle dinlenme rekorları kırması, taraftarların saçını platin sarısına boyaması bu metalaşmadan kaynaklanıyor. Bütün bunlar takımları bir futbol takımı olmaktan çıkarıp bir marka hâline getiriyor. Futbolcu ve takım bir marka olunca taraftara da tüketici gözüyle bakılıyor. Derbilerde biletlere çekilen yüksek tarifeler, kulüp ürünlerinin fiyatlarının futbolcunun marka değerine göre düzenlenmesi, maçları izlemek için abonelik ücreti ödemek bunun kanıtları.
Öte yandan bu futbol anlayışının tüketim kısmı taraftarda heyecan doğururken üretim kısmı aynı heyecanı yaratmıyor. Altyapıdan yetiştirilen bir futbolcunun kendini seneler içinde geliştirip bir yerlere gelmesi sürecinin uzunluğu yerine ismi olan bir futbolcunun takıma kattığı değer tercih ediliyor. Bu nedenle takım yönetimleri hem taraftar baskısı hem de görevde kalma arzusuyla böyle bir yol tercih ediyor. 34 yaşındaki Muhammed Salah’ın, kariyerinin son sezonu ne kadar düşüşte olsa da, Trabzonspor’a önemli katkılar düşünülüyor. Buna rağmen kariyerinin burada bitip bitmeyeceği ve uzun vadede takıma ekonomik bir girdide bulunup bulunmayacağı şüpheli. Trabzonspor’un Abdullah Avcı ile şampiyon olduğu sezondan bugüne kadar izlediği transfer politikasının dışında görülen Salah katkısı taraftarın “hemen bugün” isteğine uyum sağlıyor. 5-10 yıl içinde sonuç verecek, bugün kimseyi heyecanlandırmayacak ve yöneticilere seçim kazandırmayacak uzun vadeli programlardan kulüp kültürünü iten en önemli faktör ise taraftar. Futbol yöneticisinin görevde kalma veya göreve gelme konusundaki siyasi ufku ile futbol kültürünün ekonomik planlama ufku arasında önemli bir fark bulunuyor. Böylelikle bulunduğumuz noktada endüstriyelleşememiş ya da modernleşmekte olan bir futbol ekonomisiyle karşılaşıyoruz.
İtibardan Tasarruf
Süper Lig’de oluşan bu futbol ekonomisi, devlet yönetimindeki “itibardan tasarruf olmaz” denildiğindeki harcama dinamiğiyle oldukça benzerlik gösteriyor. Tüketim ve harcamanın başarı olarak görülmesi, sportif yatırım kadar sportif başarının geleceği düşüncesi ile Türkiye toplumu; siyasetten futbola benzer bir zihniyetle hareket ediyor. İtibar ekonomisi yalnızca siyasetin değil futbolun da ilgi merkezi hâline geliyor. Örneğin bu transferlerle; 2025/2026 sezonunda Galatasaray’ın 871 milyon lira kâr ettiği açıklanırken Fenerbahçe’nin 4,18 milyar, Beşiktaş’ın 1,33 milyar, Trabzonspor’un ise 1,98 milyar lira zarar ettiği duyuruldu. Nitekim enflasyon farkı da gözetildiğinde durumun burada görüldüğünden daha da vahim olduğu anlaşılıyor. Her sezon milyarlarca TL zarar eden dört büyükler her sene daha da borçlanıyor fakat transfer edilen yıldızlara ayrılan bütçe her yıl daha da artıyor. Bu yıldızların maliyeti görünüyor, fakat çoğu zaman olumsuz karşılanmıyor itibar ekonomisi içerisinde alkışlanıyor.
Türkiye’de futbolun şehir kültürüne, sosyal ilişkilere, eğlence anlayışına katkıları gözetildiğinde bu yoğun harcamalar bütçesi kısıtlı kulüpleri ya alternatif yollar bulmaya ya da başarısızlığa itiyor. Son sezonlarda önemli bir çıkış yapan Göztepe ve Samsunspor, oyuncu bulma ve planlı ekonomi yönetimi ile alternatif yolu açmış gözüküyor. Öte yandan Süper Lig’e yükseldiği ilk yıllarda bu itibar ekonomisinin parçası olmaya çalışıp büyük bir çöküşe giden Adana Demirspor ise diğer bir örnek olarak karşımızda duruyor. Bütün bunlara bakıldığında Salah’ın Trabzon’a gelişi elbette Türkiye futbolu açısından itibar kazandıran bir hamle olabilir. Lakin bir futbolcunun kişisel itibarını takıma katmak ile bu itibarı kendi gücünden üretmek aynı şey değildir. İlki iki yıllık bir başarıyı satın almak ikincisi ise nesiller boyunca sürecek bir deneyim yaratmaktır. Belki futbolda itibardan tasarruf etmemek için kısa vadeli beklentilerle itibarı satın almak değil onu yaratmak gerekir.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.