ÇEVİRİ | Rus işgali Ukrayna’yı daha demokratik bir yer haline getiriyor

"Zamanla savaşın bizi sadece topraklarımızı ve özgürlüğümüzü savunmaya zorlamakla kalmayıp aynı zamanda demokratik gelişimimizi hızlandırdığını gördüm. Savaş başladığında Ukrayna mükemmel olmaktan çok uzaktaydı; yolsuzluk, kötü yönetim ve gücün merkezileşmesi ile mücadele ediyorduk. Ancak Putin'in işgaliyle birlikte ve ona karşılık olarak daha demokratik, daha liberal ve daha merkezi olmayan bir tutuma evrildik. Rus liderin çabaları sadece dar anlamda başarısız olmakla kalmadı, Putin’in amaçladığının tam tersi bir neticeyi elde ettiğimizi açığa çıkardı..." Ukraynalı gazeteci Nataliya Gumenyuk’un izlenimleri.

Yakın zamanda Ukrayna’nın Rusya sınırına yakın bir köye yaptığım gezide, patlamalar ve yakınlarda meydana gelen çatışmalar arasında bir mola sırasında, genç bir Ukraynalı asker bana Vladimir Putin gibi diğerlerine ne yapması gerektiğini dikte eden bir liderin yönetimi altında yaşamak istemediğini anlattı. Eski bir Taylandlı boks antrenörü olan başka bir gönüllü savaşçı, Rusya’nın bölgeyi maddi olarak geriletmesine karşın Ukrayna’nın halkın etkisiyle geliştiği bir yer olduğunu belirtti. Komşu bir bölgede, eski bir beyaz eşya tamircisi ise bana Rus askerlerinin bölgeyi istila edip masum insanları öldürmüş olmalarına inanamadığını anlattı. “Bunu yapmaktansa hapse girmeyi tercih ederdim” diye konuştu.  

Ukrayna ve uluslararası medya için Kyiv merkezli çalışan bir gazeteci olarak, ülkemdeki çoğu kişinin “liberal elit” olarak nitelendirebileceği mesleki sınıfın bir temsilcisiyim. Arkadaş çevrem ve ben demokrasi, hesap verebilirlik ve hukukun üstünlüğü gibi meseleleri tartışmaktayız. Öte yandan uzun süredir Ukrayna’da bir azınlık olduğumuza, yurttaşlarımızın çoğunun bu soyut terimleri umursamadığına da inanıyorduk. Yine de Putin’in başlattığı işgal hakkında haber yaparken ve ülkemde seyahat ederken, Ukraynalı dostların, herhangi bir yönlendirmede bulunmadan bu muazzam kavramları birçok akademisyenden daha iyi ele aldıklarına şahit oldum. Ön saflardaki savaşçıları kendilerini kimin yöneteceğini seçme, gerekirse rota değişikliğine gitme ve de kişinin kendi kaderini tayin etme özgürlüğünden söz ederken dinledim. Rus sınırına yakın bir kasabanın belediye başkanının uygarlığı savunduğunu ve kanunların önemli olduğu bir dünya adına savaştığını söylediğine tanık oldum. Karadeniz kıyısındaki Odesa’da bir pencere montajcısı ise, Moskova’nın kimi seçeceğimizi dikte ettiği bir ülkede yaşamak zorunda kalmamak için silah kullanmayı öğrendiğini söyledi.

Bombalanan köylerde ve telaş içindeki şehirlerde bu durum o kadar sık ​​​yaşanmaya başladı ki daha derinlerde bir şeylerin harekete geçmeye başladığını anladım. Ukraynalıların inandıkları değerleri ifade etmelerini gözlemledim: bu değerleri nasıl icra ettiklerine, devletle nasıl etkileşime girdiklerine ve devlet temsilcilerinin onlarla nasıl etkileşime girdiğine giderek daha fazla dikkat etmeye başladım.

Sıradan insanlar otokrasi ile karşı karşıya geldiler ve buna meydan okudular. Bu hususta sadece silahlanmakla yetinmediler, liderlerinden de talepte bulundular. Yetkililer, yaratıcı ve duyarlı hükümetle beraber yurttaşların ihtiyaç ve taleplerini dikkate aldılar. Konuştuğum aktivistler seçilmiş temsilcilerinden şikayet ederlerdi ama yine de onlarla birlikte çalışarak uzlaşmaya varır ve çözümler bulurlardı. Kyiv’deki merkezi hükümet genelde aşırı yoğun ve yetersiz kaynaklara sahip olduğundan, yerel yöneticiler, belediye başkanları ve valiler bir araya gelmek ve kendi çözümlerini üretmek zorunda kaldılar.

Zamanla savaşın bizi sadece topraklarımızı ve özgürlüğümüzü savunmaya zorlamakla kalmayıp aynı zamanda demokratik gelişimimizi hızlandırdığını gördüm. Savaş başladığında Ukrayna mükemmel olmaktan çok uzaktaydı zira yolsuzluk, kötü yönetim ve gücün merkezileşmesi ile mücadele ediyorduk. Ancak Putin’in işgaliyle birlikte ve ona karşılık olarak daha demokratik, daha liberal ve daha merkezi olmayan bir tutuma evrildik. Rus liderin çabaları sadece dar anlamda başarısız olmakla kalmıyor; bu çabalar Rusya’dan gerçekten ne kadar farklı olduğumuzu ve Putin’in amaçladığının tam tersi bir neticeyi elde ettiğimizi açığa çıkardı.

Pavlo Kushtym, çocukken profesyonel olarak trompet çalmak istiyordu ancak sonunda geçimini sağlamak için mobilya tamirciliği işine girdi ve sonunda karısının doğduğu Rusya sınırına yakın Kharkiv’in eteklerinde bir daire satın almak için yeterli parayı biriktirebildi. Yerel yetkilileri, beton duvarlar arasında insanların yazın dinlenebilecekleri yeşil bir vaha niteliğindeki bir parka arsa tahsis etmeye ikna etti. Pavlo Kushtym’in bu türden başka mütevazı projeleri de vardı; bu yaşananlar savaştan önceydi.

Yaşadığı kuzeydeki Saltivka mahallesi bunun yerine ülkedeki en tehlikeli yerlerden biri haline geldi, savaşın ilk haftalarında aralıksız bombardımana maruz kaldı ve manşetlerden hiç inmedi. Birlikte bölgede binaların yanmış iskeletlerinin etrafında yürüdük. Bu evlerden bir tanesine “Barbie evi” deniyor zira cephesi yıkılmış ve içindeki mobilyalar görülebiliyor. Kushtym’in bu zamana kadar tahliyesine yardım ettiği 200’den fazla kişinin adları ve iletişim bilgileriyle dolu, ceketinden fırlayan bir defteri var.

Savaş başladığında, Pavlo harekete geçti. Başlangıçta yerel okulların başkanlarıyla birlikte bir bina alanının bodrum katını bomba sığınağı olarak yeniden tasarlamak için çalıştı, ardından toplu yeniden yerleştirme merkezleri (communal displacement centers) ayarlamak için yakınlardaki daha güvenli köylerin başkanlarıyla iletişime geçti. Herkes ayrılmayı kabul etmedi, ancak Pavlo onların kaderlerine terk edilmediklerinden emin olmalarını sağlamaya çalıştı. Emekli maaşını nakit olarak almakta ısrar eden 77 yaşındaki bir kadın, Pavlo’nun isteği üzerine maaşını artık bölgedeki posta hizmeti işini yerine getiren polislerden alıyor. Pavlo, yağmalama gibi durumları önlemek için eski bir güvenlik görevlisini Barbie evinin dışında devriye gezmeye ikna etti.

Pavlo Kushtym, yaşadığı yerden ayrılmayı reddeden yaşlı bir Ukraynalı ile konuşuyor.

Pek çok Ukraynalı gibi Pavlo da devlete karşı temkinliydi, ancak işgal ona yerel yetkililer ve seçilmiş liderlerle çalışmaktan başka pek bir seçenek bırakmadı ve o zamandan beri tutumunu yumuşattı. Harkov belediye başkanına karşı hayal kırıklıklarını sürdürse de bombalar yağarken yıkılan su borularını onaran, aralarında erkeklerin de bulunduğu yerel memurları övmekten başka bir seçeneği yoktu.

Bir otobüs şoförü mesaisi sırasında sigara içtiğinde rahatsızlığını dile getiren türden biri olduğunu anlatırken, kendisinin her zaman müdahil bir yapıya sahip olduğunu bana söylemişti. “Önceden tuhaf biri olarak görülürdüm fakat bugün benim gibi olmak normal”. Savaştan önce tanıdığı, resmi makamlara kayıtsız veya şüpheci olan birçok kişi de dahil komşularının aktif olduğunu ve ellerinden geldiğince yardım ettiklerini belirtti.  Pavlo, “Ukrayna’nın demokrasisi hala gelişiyor, ancak biz toplum olarak Putin için tehlike arz etmekteyiz” diyor ve ekliyor: “Ruslar için ‘kötü’ bir örneğiz çünkü dünyanın bu bölgesinde bile insanların kararları etkileyebileceğini gösteriyoruz. Bundan dolayı bizi yok etmek istiyorlar.”

Ukraynalılar hiçbir zaman devlete güvenmediler ve bunun haklı bir nedeni var. Yüzyıllar boyunca kendi ülkemize sahip olmadık ve bunun yerine bize zulmeden, kendi dilimizi konuşmamızı yasaklayan ve bizi toplu halde hapse atan imparatorlukların bir parçası olarak uzaktan yönetildik. 1930’larda Sovyetler Birliği köylülerin elinden mahsulleri aldı ve bu tahminen 4 milyon Ukraynalıyı öldüren insan eseri bir kıtlığı tetikledi. Sovyetlerin çöküşünden sonra ülkemiz bağımsızlığını kazandığında yolsuzluk hâlâ yaygındı ve liderler vatandaşlardan çok oligarklara hizmet ediyordu.

Bu nedenden ötürü, Rusya 2014’te Kırım’ı ilhak ettiğinde ve Donbas’taki toprakları ele geçirmek için vasallarını (proxies) kullandığında Ukraynalılar devlete daha fazla yakınlık hissetmiş olsalar bile, bireylerin çabalarına daha fazla güveniyorlardı. Bu durumda vatandaşlar devreye girerek ülke içinde yerinden edilmiş kişilere bireysel olarak yardım etti ve orduyu bağışlarla finanse etti.

Yetkililere yönelik geçmek bilmeyen bu husumet dinamiği devletin sorun çözen bir aktör olarak görülmeyip gözden çıkarılmasıyla birleşti ve bu yıllarca devam etti.

Kurucusu olduğum bir kuruluş olan Public Interest Journalism Lab ve Kharkiv Institute for Social Research tarafından yürütülen araştırmaya göre, örneğin pandeminin başlarında, gönüllülerin çabaları hükümet tarafından yürürlüğe sokulan önlemleri baltalamada bir paya sahip. Volodimir Zelensky 2019’da cumhurbaşkanı seçildiğinde, hükümet ve sivil toplum arasındaki ilişkiler düşmancaydı. Medyaya egemen olan aktivistler ve kültürel elitler, onu popülist eski bir komedyen olarak küstahça reddetti (ki öyleydi). Zelensky ise değişim için sorumluluk almadığına inandığı (ki bu doğru) tanımadığı bu kişilerden gelen eleştirilerden hoşnutsuzdu.

Savaş nedeniyle takip araştırması (follow-up research) yapamıyoruz. Bunun yerine, seyahatlerimde sözde odak grupları yürütüyorum ve bunun neticesinde radikal değişimlere şahit oldum.

Bugün geldiğimiz noktada seçilmiş liderler, apolitik memurlar ve sivil toplum arasında gerçek bir işbirliği görüyorum. Örneğin yetkililer bölgesel savunma güçleri için uçaksavar tedarik edemezlerse o zaman yerel işletmeler, idari memurlardan neye ihtiyaç duyulduğunu öğrendikten sonra yardım etmekteler. Bu yardım sadece savaş malzemeleri için değil, hepsi ordunun desteğiyle temin edilen hastane, anaokulu ambulans ve itfaiye jeneratörleri için de geçerli. Kimin ne yaptığı veya bir şeyin çalışmamasının kimin suçu olduğu konusunda pek tartışma olduğu söylenemez. Herkes görevi yerine getirmek için işbirliği yapmakta: imkânsızı mümkün kılmak.

İstiladan önce Oleh Bibikov’un Chernihiv pizzacısı yerel yetkililerin uğrak yeri olmuştu, ancak Oleh bana uzun zamandır masraflarının kazandıklarından çok daha fazla olduğunu söyledi. Ayrıca vergilerini ne zaman ödeyeceğini düşünmeye başladığını ve bu paranın nereye gittiğini merak ettiğini de belirtti. 25 yaşındaki genç, işgalden önce sık sık karşılaştığım genç Ukraynalıların bir örneğiydi: büyük ölçüde apolitik ama yetkililere karşı temkinli. Fakat gelinen noktada savaş, bu gence onlarla çalışmaktan başka seçenek bırakmadı. Mart ayı boyunca, Belarus’a yakın bir bölgesel başkent olan Chernihiv, etrafındaki köprüler havaya uçurulduğu ve şehir kuşatıldığı için fiilen erişilemezdi. Oleh’in hava bombardımanıyla yerle bir olan bir otelden biraz ileride olan restoranı, 40 kişinin ordu ve bölgesel savunma kuvvetleri için günde 22.000 porsiyon yemek pişirdiği gönüllülüğe dayalı bir mekân haline geldi.

Ukraynalı gönüllüler, savaş nedeniyle çalışamayan köy sakinlerine erzak dağıtıyor.

Şehrin elektrik şebekesi yok edilmişti ancak Oleh’in dondurucuları etle doluydu ve Chernihiv sakinlerinin açlık düzeyleri git gide artıyordu. Oleh, “Belediye başkanını aradım, o da bölgeden sorumlu generali aradı ve birlikte bir jeneratör almak için Chernihiv’in en büyük süpermarketine gittik” dedi. Su boruları da patlamalar nedeniyle ağır hasar görmüştü ancak Oleh şehirde, restoranının yakınında yeni bir kuyu kazıp ihtiyacı olan herkese (ben dahil) ücretsiz içme suyu sağlayan jeoloji servisiyle iletişime geçti.

Yerel yönetimler ve orduyla çalışıp Kyiv’den çok az talimat alan veya hiç almayan işletmelere dair böyle çok hikâye var.

Yolsuzluklarla mücadele eden bir aktivist olan Kostia Bielov, Zaporizhzhia’daki yerel yönetimin hata yapmayı hâlâ sürdürdüğüne neden inandığını anlattı. Muhtemelen Zaporizhzhia’da yerel yönetimin yardımları en adil şekilde dağıtmadığını ya da insani yardım malzemelerini tek bir yerde tutarak riske attığını belirtti. Bu yüzden, Ukrayna Ermeni cemaatinden bir arkadaşıyla birlikte çalışarak, hijyen ürünleri ve bebek maması gibi şeyleri satın almak ve bunları sokağa çıkma yasakları olanlara veya toplu taşımadaki kısıtlamalar nedeniyle insanların artık çalışamadığı köylere teslim etmek için yurtdışındaki kripto para merkezli alınan bağışları bir havuzda toplayarak çabalıyor.

Yine de kuşkularına rağmen, birçok durumda yetkililerle çalışmak zorunda. Bielov, hükümetteki birçok insanı tanıyor zira mevcut Ukraynalı yerel politikacılar ve sivil toplum liderleri arasında bir kuşak boşluğu (generational gap) yahut sosyal açıdan bir fark bulunmamakta. 2014 Euromaidan protestolarından sonraki ilk parlamento seçimlerinde ve 2019’daki anketlerde, bağımsızlıktan bu yana Ukrayna siyasetinde hakim olan sözde profesyonel politikacılar görevden uzaklaştırıldı (doğrusunu söylemek gerekirse Zelensky’nin partisi, profesyonel politikacıları aktif olarak dışladığı için eleştirilere maruz kaldı). Şimdi aynı nesil hem hükümetin içinde hem de dışında: aynı okullara gittiler ve birlikte çalıştılar, böylece bugün geldiğimiz noktada siyasi muhalifler bile birbirlerinin telefon numaralarına sahipler.

Bu arada bir dizi yerel yetkili, Zelensky’nin kendi iletişim stratejisini örnek alarak, seçmenlerin soru sorabilmesi veya neler olup bittiğine dair güncellemeleri takip edebilmeleri için Facebook’ta günlük olarak gelişmeleri paylaşıyor veya platform üzerinden canlı yayınlar düzenliyor.

Eski husumetler de artık affedildi. Sıkıyönetim ilan ettikten sonra Zelensky, ülke genelinde belediye başkanlarını ve valileri atama hakkına sahipti, ancak çoğunlukla muhalif siyasi partilerden olanlar ve hatta Ukrayna’ya sadakati kuşkulu olanlar da dahil olmak üzere seçimleri kazananları yeniden atamayı tercih etti.

Zelensky’nin memleketi Kryvyi Rih, belki de bunun en iyi örneğini sunuyor. Kryvyi Rih ve yakındaki Dnipro kasabası, Zelensky’ye karşı olan liderleri seçti (Dnipro’nun lideri daha Ukrayna yanlısı olarak kabul edilirken Kryvyi Rih’in Rus yanlısı olduğu düşünülüyordu).

Birbirleriyle açıkça uğraşılardı ve cumhurbaşkanı ile alenen çatışırlardı. Her ikisi de bana artık her gün konuştuklarını söyledi ve ikisi de Zelensky hükümetine mutlak bağlılık yemini etti (ya da en azından savaş bitene kadar böyle davranacaklarını söylediler).

Bunun nedeni kısmen, savaşın Ukrayna toplumunu dışarıdan gelen bir saldırgana karşı birleştirmesidir. Ancak bunun nedenlerinden biri kısmen Kyiv’in genellikle başka meselelerle meşgul olması ve alt basamaklardaki seçilmiş liderlerin, tepeden yönlendirmeye güvenemeyerek yakındaki yerellerle veya hükümetin diğer kollarıyla işbirliği yaparak kararlar almak zorunda olmalarıdır. Bu bağlamda pratikte savaş, Ukrayna demokrasisini ademi merkeziyetçiliğe zorlayarak liderleri yönettikleri bireylere daha da yakınlaştırdı.

Donbas’taki belediye başkanları ve valiler, yerinden edilmiş kişilerin nakillerini görüşmek üzere Ukrayna’nın batısındaki meslektaşlarını yardıma çağırmaktalar.  Dnipro, Kharkiv’e gidip gelen mallar ve insanlar için bir merkez görevi görür; Zaporizhzhia aynı şeyi Mariupol için, Kryvyi Rih Kherson için, Odesa Mykolaiv için vs. yapar. Kharkiv bölgesinin valisi bana, sokağa çıkma yasağının ne zaman uygulanacağı veya şehrin metrosunun yeniden açılmasının güvenli olup olmadığı gibi önemli kararları ortaklaşa almak üzere, muhalif bir partinin üyesi olan, bölgenin “Kharkiv” ismini taşıyan başkentinin belediye başkanını düzenli olarak aradığını söyledi.

Rus liderler diğer otokratlarla ortak bir şekilde demokrasiyi “kaotik” olarak nitelendiriyor. Ancak gücün dağıtılması (decentralization of power) Ukrayna’yı güçlendirdi, insanları acil durumlarda harekete geçme ve birbirlerinin yerine geçme konusunda yetkilendirdi. Örneğin yerelde bir belediye başkanı meşgulse, yereldeki bir milletvekili veya belediye meclisi başkanı devreye girmeye hazırdır.

Ancak bu beraberinde bir risk getirmekte. Ukrayna’daki Rus işgalciler, buradaki yerel yetkililerin cumhurbaşkanının veya güvenlik servisinin emirleriyle hareket etmediklerini, kitleleri veya kendi görüşlerini temsil ettiklerini anlamıyorlar. Böylesi bir düşünce özgürlüğünü kavrayamayarak, Rus kontrolündeki bölgelerde protestoları kimlerin düzenlediğini öğrenmek için yetkililere ve aktivistlere işkence yapıyorlar. Sadece başlı başına benim ekibim, işbirliği yapmayı reddettikleri için kaçırılan, gözaltına alınan, işkence gören ve hatta idam edilen yüzlerce yerel politikacıyı ve memuru tespit edebildi. Örneğin Kyiv  yakınlarında Olga Sukhenko adlı bir köy muhtarı, kocası ve oğulları işkence gördü ve öldürüldü. Ukrayna’nın güneyindeki hâlâ işgal altında olan Kherson bölgesinde, 49 yerel yöneticiden en az 35’i öyle ya da böyle gözaltına alındı.

Liubov Zlobina, Kharkiv bölgesindeki köyündeyken.

2015 yılında Liubov Zlobina, Kharkiv bölgesindeki köyü Mala Rohan’ı yöneten yerel komitenin sekiz temsilcisinden biri olmak için yapılan seçimi kazandı. Bir çiftçi olarak, eski bir şefin karısı olan köyün “first leydisini” nasıl yendiğini gururla anlatıyor. İşgalden sonra yerel bir sakin Rus birliklerine Liubov’un yerel liderler arasında olduğunu söyledi ve çok geçmeden çiftliği 160 inek, domuz ve kuzunun öldüğü bir hava saldırısında vuruldu. Bu yaşanan, köye uygulanan tek şiddet değildi: Mala Rohan, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün bir raporunda, Rus işgalcilerin Ukraynalılara tecavüz ettiği ilk yerler arasında yer aldı. Kasabayı ele geçiren Rus askerleri, Liubov’a, büyük bir kısmı yok olan çiftliğine el koymak istediklerini söylediler, ancak Liubov reddetti. Askerlere kendisini öldürebileceklerini söyledi. Silahlarını ona doğrulttular ama ateş etmemeyi seçtiler.

Rus askerler böylesi bir kararlılıkla baş etmek için çok mücadele ettiler: Ukraynalılar kendileri ve yerel toprakları için ayaklandılar. “Liubov bana, ‘Biz Ukraynalılar, alelade bir hayatla yetinemeyiz – daha iyisini istiyoruz, onurlu bir şekilde yaşamak istiyoruz’” dedi. “Sanırım bunun için savaşıyoruz” diye de ekledi.

Pek çok kişinin düşündüğünün aksine, özgürlüğün “Ukrayna’nın DNA’sının bir parçası” olduğunu söylemek konusunda isteksizim. Tarihin, okullarda öğretildiği, yemek masasında ve kamusal hayatta tartışıldığı şekliyle toplumu etkilemediğine inanıyorum. Özgürlük fikri ve isyan etme arzusu Ukrayna’da her zaman güçlü olmuştur ancak bağımsızlığımızın üzerinden geçen 30 yılda bu en öne çıkan özellik oldu. O zamanlarda vuku bulan seçimlere hile karıştırma girişimlerine rağmen, Ukrayna çoğulcu kaldı. Siyasi rekabet çirkin ve şiddetli olma eğiliminde olmasına rağmen vardı; özgürlük fikri popülistler tarafından istismar edildi fakat siyasi kültürümüzün ve toplumsal yetiştirilme tarzımızın bir parçası olarak kaldı ve 2004 ile 2014 yıllarında gerçekleşen kitlesel isyanlarda tutkulu bir biçimde savunuldu. Ukraynalılar bugün yalnızca tarih kitaplarına geçecek bir dönemi yaşamıyorlar, aynı zamanda demokratik idarenin yayılımını konu alan bir ders kitabında yer edinecek bir dönemden geçiyorlar Hukukun üstünlüğü, insan hakları ve seçim sorumluluğu gibi teorik kavramlar sahada uygulanıyor. Bu değerlerin gücüne ve onlara olan inancımıza karşı alaycı bir tavır takınan uluslararası aktörler ve kurumlar Ukraynalıları hayal kırıklığına uğratıyor.

Dahası, bizler demokrasinin sadece seçkin bir azınlık için değil, tüm nüfus için önemli olduğunu gösteriyoruz. Deneyimlerimiz, demokrasinin yalnızca halk için daha iyi olduğunu değil, aynı zamanda uzun vadede geleceğimiz adına daha büyük umutlar sunduğu için savunmaya değer olduğunu gösteriyor.

Dört aydan fazla süren savaşta, birçok yabancı elçiliğin Kyiv’e dönmesiyle, bana sık sık Batı’nın Ukrayna’nın dayanışmasının boyutu karşısında ne kadar şaşırdığı söylendi ve geçtiğimiz yıllardaki siyasi kavgaların geri dönüp dönmeyeceğini sordular. O zamanlar siyasi ayrışmanın Ukrayna’nın bir gün devlet olma vasfını kaybetmesinin bir sebebi olabileceği düşünülüyordu. Fakat bunun aksine bize yönelik tehdidin şiddeti arttıkça, ülkemiz en güçlü şekilde ortaya çıktı. Zayıf taraflarımız olarak gördüğümüz şeyler (siyasi anlaşmazlıklarımız, çokkültürlülüğümüz, hiyerarşi eksikliğimiz) avantaj haline geldi.

Putin bir konuda hâlâ haklı olabilir: Ukraynalı olmak siyasi bir tercihtir. Gerçekten de Ukraynalılar özgür bir halkın bilinçli bir kararla ülkelerini daha iyi hale getirebileceğini gösterdiler. Putin’in en büyük endişesi, bu durumun başkalarına ilham vermesidir. Kırk milyon Ukraynalı bu tercihle yetişti ve siyasi bir ulus olarak yok edilmediğimiz sürece bu trichomic geri döndürülemez.

Çeviren: Hasan Ayer

Kaynak:  https://www.theatlantic.com/ideas/archive/2022/07/russian-invasion-ukraine-democracy-changes/661451/