ÇEVİRİ | “Ülkem geçmişte bir diktatörlük altında yönetiliyordu. O günlere geri dönemeyiz”

Tunus Ennahda Lideri ve Parlamento Başkanı Raşid Gannuşi, koronavirüsten ağırlaşıp hastaneye yatmadan önce The New York Times’a yazdı: “Bazı muhalif siyasetçiler, laikler ile İslamcılar arasındaki sözde ideolojik farklılıkları yeniden körükleyerek anayasayı ihlal eden önlemleri meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu etiketlerden her ikisi de toplumun farklı kesimlerini tanımlamak için tek başına yeterli değil. Bizler, partimiz Nahda'yı Müslüman demokrat bir parti olarak görüyoruz, ancak burada hedef alınan belirli bir siyasi parti değil, bir bütün olarak Tunus demokrasisidir.”

Çeviren: Deniz Karakullukcu

26 Temmuz sabahı, ben ve aynı benim gibi demokratik yollarla seçilmiş milletvekili arkadaşlarım Tunus şehir merkezindeki meclis binasını orduya ait tanklarla çevrilmiş halde bulduk. Meclise girişimiz, Cumhurbaşkanı Kays Said’in emriyle yasaklanmıştı.

Sayın Said, bir gece önce televizyonda yayınlanan konuşmasında bir dizi tedbir aldıklarını duyurmuştu. Bu tedbirlerin en şaşırtıcısı, ülkenin seçilmiş yasama organı olan meclisin çalışmalarının askıya alınmasıydı. Cumhurbaşkanı aynı milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırdı, başbakana görevden el çektirdi ve yargı ile yürütme erklerini tekeline aldı. Görünen o ki, Sayın Said bunu yaparak Tunus halkının on yıldır süren zorlu demokratik reform mücadelesinin sonuçlarını tersine çevirmeyi amaçlıyor. Şahsen ben, Sayın Cumhurbaşkanının eylemlerinin anayasaya aykırı olduğunu ve Tunus demokrasisi için bir tehdit teşkil ettiğini düşünüyorum.

Kararın hemen ardından meclis binası önünde bir oturma eylemi başlatmış olsam da, meydanlarda kan dökülmesine neden olabilecek herhangi bir çatışma yaşanmasından duyduğum endişe sebebiyle kısa bir süre sonra eylemi sonlandırdım ve eyleme katılan diğer vatandaşlara de aynısını yapmaları yönünde çağrıda bulundum. Aradan neredeyse bir hafta geçmesine rağmen içinde bulunduğumuz krizden çıkmanın bir yolunu hâlâ bulabilmiş değiliz. Bu nedenle, mecliste en fazla sayıda sandalyeyle temsil edilen siyasi partinin lideri olarak, şu an okuyor olduğunuz cümleleri yaşadığımız krizden bir çıkış yolu bulma umuduyla kaleme alıyorum.

Tunus halkının, ülkedeki mevcut siyasi liderlikten duyduğu memnuniyetsizliğin haklı gerekçeleri olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Geçtiğimiz haftalarda, sağlık sistemimizin salgına etkili bir şekilde çözüm üretmekte zorlandığı günlerde ülkemizdeki COVID-19 vakalarında ve buna bağlı ölümlerde endişe verici bir artış yaşandı. Bunun yanı sıra, güncel ekonomik sorunlarla ve uzun süreli bir siyasi krizle de karşı karşıyaydık.

Tunuslu bir seyyar satıcı olan Muhammed Buazizi’nin kendini yakarak Arap Baharı protestolarının fitilini ateşlemesinin üzerinden on yılı aşkın bir süre geçti. Buazizi’nin bu eylemi, Tunus tarihine sistemik yolsuzlukla, muhalif seslerin bastırılmasıyla ve ekonomik alanda geri kalmışlıkla damga vuran ve elli yılı aşkın süre iktidarda kalan bir diktatörlüğün sona ermesine katkıda bulunmuştu. Günümüzde ise toplumdaki yaygın huzursuzluğun sebebi bir özgürlük arayışı değil, ekonomideki gelişmelerden duyulan memnuniyetsizliktir.

Bizler, Sayın Buazizi’nin ve her siyasi görüşten binlerce Tunuslunun ne için mücadele verdiğini hiçbir zaman unutmayacağımıza dair yemin ettik. Bununla birlikte, bireysel ve kolektif özgürlükleri güvence altına almak için yeni kurumlar inşa etmeye ve hukukun üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığını benimseyen yeni bir anayasa hazırlamaya çalıştık. Fakat hepsinden önemlisi, sandıktan çıkan sonuca daima saygı göstereceğimiz konusunda topluma bir söz verdik. İşte bu ilkeler ışığında yazılan 2014 Anayasası, Arap dünyasındaki en ilerici anayasalardan biri olarak takdir görüyordu.

Ancak bugün, o anayasa Sayın Said tarafından paramparça ediliyor. Sayın Said, ülkede toplumsal barışın yeniden sağlanması için adımlar atıldığını ve alınan tedbirlerin geçici olduğunu söylese de, bu kararların arkasında bir diktatörlük rejiminin ayak sesleri duyuluyor. Cumhurbaşkanı, konuşmasında, ortada ulusu tehdit eden “yakın bir tehlike” olduğunda olağanüstü tedbirleri yürürlüğe koymasına imkân sağlayan Anayasa’nın 80. maddesine atıfta bulunuyordu. Gelin görün ki, 80. madde, cumhurbaşkanının bu yetkisini kullanmadan önce başbakana ve meclis başkanına danışması gerektiğini ve meclisin bu süreçte cumhurbaşkanının eylemlerini denetlemek için sürekli olarak toplanmasını şart koşuyor. Yani Cumhurbaşkanı, meclisi askıya alarak mevcut koşulda 80. maddenin uygulanmasını imkânsız hale getiriyor.

Cumhurbaşkanının hamleleri, Tunus halkı ve onların seçilmiş temsilcileri tarafından yürürlüğe konulan, denge ve denetlemeye dayalı bir kuvvetler ayrılığı sistemini de paramparça ediyor.

Bazı muhalif siyasetçiler ise, laikler ile İslamcılar arasındaki sözde ideolojik farklılıkları yeniden körükleyerek anayasayı ihlal eden bu önlemleri meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Bu etiketlerden her ikisi de toplumun farklı kesimlerini tanımlamak için tek başına yeterli değil.  Bizler, partimiz Nahda’yı Müslüman demokrat bir parti olarak görüyoruz, ancak burada hedef alınan belirli bir siyasi parti değil, bir bütün olarak Tunus demokrasisidir.

Anayasaya ve demokratik devrime yönelik bu darbe girişimi, demokratik değerlerimize yapılmış açık bir saldırıdır. Bu tür hamleler, uluslararası toplum tarafından açıkça ve güçlü bir biçimde kınanmalıdır. Zira Tunus, Arap Baharı’ndan yeşeren tek demokrasi olmasının yanı sıra birçok Arap için demokrasi arayışında bir umut kaynağı olmaya devam ediyor.

Tunus’un başında hâlihazırda yeterince dert var. Devrimden bugüne hem kökleri derine inen yapısal, toplumsal ve ekonomik krizlerle boğuştuk hem de yeni bir demokratik sistem inşa etmek gibi zorlu bir görev üstlendik. Aynı zamanda, parçalı bir meclis yapısı oluşturarak koalisyon hükümetlerinin kurulmasını zorunlu kılan bir seçim yasasıyla da mücadele ettik. Kabul ediyorum ki bu süreçte, demokrasiyi inşa etme, toplumsal ve ekonomik reformları yürürlüğe koyma ve salgınla mücadele hususlarında ileriye doğru yeterince hızlı adımlar atamadık. Ancak bu krizler, anayasayı paramparça ederek demokratik sistemin tamamını tehlikeye atmak için meşru bir gerekçe değildir.

Ülkemizin ekonomik sorunlarının çözümü tek adam yönetimi olamaz. Diktatörlükler, istisnasız bir biçimde artan yolsuzluğa, kayırmacılığa, hak ihlallerine ve eşitsizliklere yol açar.

Sayın Said’in en kısa zamanda kararlarından döneceğini umuyorum. Cumhurbaşkanının hemen şu an atabileceği birkaç yapıcı adım mevcut. Tunus’un hem Batı’daki hem de bölgedeki müttefiklerinin, bu adımları atarken Cumhurbaşkanının arkasında durmaları büyük önem taşıyor. Aynı zamanda, Meclis, kurulacak yeni bir hükümete güvenoyu vererek yürütmenin pandemiye ve işsizliğe çözüm üretebilmesi ve cesur ekonomik reformlara girişebilmesine olanak sağlamalıdır. Umuyorum ki, Sayın Said, içinde bulunduğumuz bu çıkmazdan en iyi çıkış yolunu bulmak adına toplumun bütün paydaşlarını kapsayan bir ulusal diyalog sürecini en kısa zamanda başlatacaktır.

Yaşadığımız krizlerde demokrasiyi çöpe atmak yerine, şimdiye kadar başardıklarımızın üstüne yeni tuğlalar koymalıyız. Yakın geçmişte, tüm siyasi yetkilerin tek bir kişinin elinde toplanmasının ülkemizi nasıl bir karanlığa ve umutsuzluğa sürüklediğine şahit olduk. Tunus, o zamanlar yaşadığı sorunların üstesinden ulusal diyalog yoluyla gelmişti. Bugün bunu yeniden başarmamızın önünde hiçbir engel yok.

https://www.nytimes.com/2021/07/30/opinion/tunisia-protests-rached-ghannouchi.html?smid=tw-share&s=03
Önceki İçerikKonya’da taziye çadırından izlenimler: “Yalnız sandılar ve bunu yaptılar, bizim sorumluluğumuz çok büyük”
Sonraki İçerikVİDEO HABER | “Köye kozalaklar atıyor”