Erdoğan’ın seçim taktiği ‘kazandırmayarak kazanmak’ mı?

Hatem Ete, Perspektif’te kaleme aldığı yazıda, Erdoğan’ın seçim söylemini ‘kazanamayacağını bilmek’ üzerine kuracağını yazdı: “Cumhur İttifakı denklemine endeksli mevcut söylem ve politikaları sürdürdüğü müddetçe Erdoğan’ın önümüzdeki seçimleri kazanma imkânı -neredeyse- yok ama muhalefetin seçimleri kaybetme ihtimali hâlâ mevcut. Dolayısıyla, içinde bulunduğu koşulların seçimleri kazanmasını sağlayacak bir siyasal değişime yönelmesine izin vermediğini gören Erdoğan’ın, seçimleri kazanmak yerine muhalefetin kaybetmesini sağlamaya yönelik bir stratejide karar kıldığı söylenebilir.”

Hetem Ete’nin 7 Şubat’ta Perspektif’te yayımlanan “Kaybetmeye Zorlamak” başlıklı yazısı şöyle:

PANORAMATR dahil birçok kamuoyu araştırması Erdoğan’ın ve AK Parti’nin Ocak ayında 2-3 puanlık bir oy artışı sağladığını ortaya koydu. Bu önemli, çünkü 2021 yılının oy hareketliliği örüntüsünde bir sapmaya işaret ediyor.

Bu sapmanın niteliğini, kalıcı olup olmadığını ve muhtemel nedenlerini tartışmadan önce 2021 yılındaki genel fotoğrafı hatırlamakta yarar var.

2021 yılı boyunca iktidar bloku bütün bileşenleriyle istikrarlı bir şekilde oy kaybederken, muhalefet bloku da toplam oyunu artırmıştı.

2021 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tercih edilme oranında 10 puanlık bir düşüş yaşandı. Yıl başında yüzde 40 civarında olan destek, yıl sonunda yüzde 30’a düştü. Cumhur İttifakı’nın oy oranı da 2021’de 10 puana yakın bir düşüş yaşadı. Yıl başında doğrudan tercihlerde 40 çeperinde, kararsızlar dağıtıldıktan sonra 50’nin az altında olan Cumhur İttifakı oyu, yıl sonunda, sırasıyla 30’a ve 40’a düştü. Bu düşüş büyük oranda AK Parti’de yaşandı. MHP yıl içerisinde 1-2 puanlık oy kaybı yaşarken, AK Parti’nin kaybı 7-8 puan oldu.

İktidardaki oy kaybına paralel olarak, 2021’de muhalefet de istikrarlı bir şekilde oyunu artırdı. Yeni partilerin kurulması ve mevcut partilerin oy artırması neticesinde, yıl başında yüzde 50 çıpasına tutunan muhalefet, yıl sonunda yüzde 60’ı yoklamaya başladı.

2021 yılı boyunca iktidar blokunda yaşanan oy kaybı ve muhalefet blokunda görülen oy artışı, kamuoyu ve siyaset algısında iktidar değişimi ihtimalini güçlendirerek, muhalefetin önümüzdeki seçimleri kazanacağına yönelik güçlü bir iyimserlik oluşturdu.

Ocak 2022 verilerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’da ve AK Parti’de görülen 2-3 puanlık artış, iktidarın kaybetme trendini tersine çevirmediği gibi muhalefetin önümüzdeki seçimleri kazanma ihtimalini kaybettiğini de göstermiyor elbette. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tercih edilme oranı da Cumhur İttifakı’nın oy oranı da halen önümüzdeki seçimleri kazanılması için gereken desteğin epey gerisinde. İktidar lehine yaşanan bu değişimin kalıcı olmayabileceğine yönelik güçlü yapısal dinamikler de mevcudiyetini koruyor. Ayrıca Millet İttifakı yeniden Cumhur İttifakı’nın gerisine düşse de muhalefet hâlâ toplamda yaklaşık 15 puanla iktidarın önünde görünüyor.

Buna rağmen, iktidar ve muhalefetin seçim performansları üzerinde doğrudan etkide bulunması muhtemel imkân ve risklere ışık tuttuğu için Ocak ayı siyasi gündemini değerlendirmekte ve seçmen hareketlerinde görülen değişimi yorumlamakta yarar var.

İktidarın seçim stratejisi

Nesnel kriterler üzerinden bakıldığında, son iki ayda, seçmenin iktidara yönelmesini gerektirecek bir gelişmenin, iyileşmenin yaşandığını söylemek zor. İktidar 20 Aralık hamlesiyle TL’nin dolar karşısındaki değer kaybını durdurmayı başarsa ve asgari ücret başta olmak üzere ücretli kesime yüksek oranlarda ücret artışı yapsa da enflasyon yükselmeye devam edip yapılan ücret artışının üstüne çıktı. Toplumun ekonomik krizden etkilenme boyutunda da ekonomi algısında da herhangi bir düzelme yaşanmış değil. İktidarın ülkeyi yönetme, rasyonel kararlar alma ve topluma gelecek umudu sunma performansında da herhangi bir düzelme yok.

Buna rağmen, iktidar seçmeninde görülen göreli psikolojik rahatlama ve iktidara kısmi yönelişi nasıl yorumlamak gerekir?

Kanaatim, bunun büyük oranda, Erdoğan’ın Kasım 2021’de yöneldiği stratejiyle ve dolayısıyla iktidarın önümüzdeki döneme ilişkin bir stratejisi olmasına karşın muhalefetin bir stratejisinin olmayışıyla ilişkili olduğu yönünde.

Daha önce birkaç yazıda da ayrıntılı olarak ifade ettiğim gibi, Erdoğan 2021 yılı boyunca, önümüzdeki seçimleri kazanmasını sağlayacak bir siyasi çıkış bulma ümidiyle sürdürdüğü arayışlarından anlamlı bir sonuç elde edemeyince Kasım 2021’de Cumhur İttifakı dinamiklerine tutunma kararı aldı. Dini ve milli değerler üzerinden kendi seçmenini konsolide etme ve muhalefet ittifakını ayrıştırma hamlelerine ağırlık vermeye dayalı eski stratejiye ekonomi de dahil edildi.

Aslında bu strateji, Erdoğan’ın siyasi krizine çare olabilecek bir strateji değil. Erdoğan’ın önümüzdeki seçimleri kazanabilmesi için hem mevcut tabanını koruması hem de son üç yıl içerisinde yavaş yavaş kendisinden kopan seçmen kitlesini yeniden kazanması gerekiyor. Erdoğan, aynı anda hem mevcut tabanını koruyacak hem de genişletecek siyasi enstrümanlardan yoksun olduğunu fark edince mevcut tabanını korumayı önceleyen bir politikada karar kıldı.

Bu strateji, Erdoğan’ın mevcut tabanını korumasına ve yakın zamanda kendisinden uzaklaşan bir kısım seçmeni geri kazanmasına hizmet edecektir. Ancak bu strateji doğrultusunda yöneleceği söylem ve politikalarla siyasal esnekliğini kaybedeceği ölçüde önümüzdeki seçimleri kazanmasını sağlayacak büyüklükte bir seçmen desteğine kavuşması da oldukça zorlaşacaktır. Erdoğan’ın bu stratejiyle mevcut tabanını koruma pahasına önümüzdeki seçimleri kazanmasını sağlayacak seçmene hitap etme imkânından feragat ettiği söylenebilir.

Bunu Erdoğan’ın gönül rahatlığıyla, isteyerek verdiği bir karardan öte başka çaresi olmadığı için vermek zorunda olduğu, içinde bulunduğu koşulların dayattığı bir karar olarak okumak daha doğru olur. Ancak, seçimleri kazanmasını zorlaştırsa da bu stratejinin Erdoğan’a sağladığı bazı avantajlar da var.

Öncelikle bu strateji, Erdoğan’a mevcut tabanını koruma ve kendisinden uzaklaşsa da muhalefete yönelmeyip uzunca bir süredir kararsız blokunda duraklayan bir kısım seçmenini geri kazanma imkânı sağlıyor.

İkinci olarak, dini ve milli hassasiyetlere dayalı keskin pozisyon alışlarla hem muhalefetin farklılığını/uyumsuzluğunu derinleştirme hem de siyasal hazırlıksızlığını görünür kılma imkânı sağlıyor.

Üçüncü olarak, siyaset ve toplum kültürel hassasiyetlere dayalı başlıklarla meşgul edilerek ekonomik kriz, siyasi gündemin oluşturduğu yoğun sis perdesi altına gizlenmeye çalışılıyor.

Bu avantajlar üzerinden Erdoğan kendi tabanını konsolide ederken, muhalefeti hata yapmaya zorlamayı öngörüyor.

İktidarın stratejisi sonuç üretiyor

Aralık ve Ocak ayındaki gelişmeler, iktidarın bu stratejisi doğrultusunda yaşandı. Erdoğan; 20 Aralık hamlesi sonrasında TL-dolar paritesindeki istikrar ve maaşlı kesime yönelik yüksek oranlardaki artışla vatandaşı enflasyon karşısında ezdirmeyeceği algısını oluşturmaya gayret sarf etti. Bu politikayı yoğun bir siyasi iletişimle topluma aktarırken, muhafazakâr-milliyetçi kesimi konsolide etmeye yönelik siyasi gündem belirleme inisiyatifini de yeniden kazandı.

Aralık ve Ocak aylarında siyaset ve toplum dört başlıkla meşgul oldu. Çeşitli terör örgütleriyle ilişkili yüzlerce kişinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından işe alındığı iddiası ve HDP Milletvekili Sema Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik fezleke, muhalefet-terör ilişkisi üzerine yoğun bir kampanyanın başlatılmasına ve muhalefet içi ayrışmanın derinleşmesine yol açarken; Enes Kara’nın intiharı üzerinden başlayan cemaat-tarikat tartışması ve Sezen Aksu’nun bir şarkısında Hz. Adem’e hakaret ettiği iddiası dini değerler/hassasiyetler etrafında yoğun bir tartışmaya neden oldu.

Ocak ayı iktidarın ekonomiyi siyasallaştırma ve siyaseti güvenlikleştirme stratejisinin çalıştığını gösterdi. İktidar ihtiyaç duyduğu psikolojik üstünlüğü ve gündem belirleme inisiyatifini yeniden kazanırken, oy oranını da artırdı. Ancak bu artış oranı Erdoğan’ın önümüzdeki seçimleri kazanmasını sağlamıyor. Nitekim son altı aylık trend, Erdoğan’a yönelik oy hareketliliğinin ortalama 5 puanlık bir eksen üzerinde yaşandığını gösteriyor. Bu ekseni doğrudan tercihlerde kabaca yüzde 30-35; kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 38-43 bandı olarak tarif etmek mümkün. 30 ve/ya 38 bandı Erdoğan’ın direncini oluştururken, 35 ve/ya 43 bandı da potansiyel genişleme sınırını işaret ediyor.

Mevcut siyasal koordinatlarında yapısal ve radikal değişikliklere yönelmediği ölçüde, Erdoğan’ın oy genişleme marjının sınırlı olacağı öngörülebilir. Bu da önümüzdeki seçimleri kazanmasını oldukça zorlaştıracaktır.

Dolayısıyla, içinde bulunduğu koşulların seçimleri kazanmasını sağlayacak bir siyasal değişime yönelmesine izin vermediğini gören Erdoğan’ın, seçimleri kazanmak yerine muhalefetin kaybetmesini sağlamaya yönelik bir stratejide karar kıldığı söylenebilir. Bu çerçevede, Erdoğan’ın Kasım 2021’de verdiği karar üzerinden, seçimlere kadar siyasetin nabzını elinde tutsa da seçimlerin kaderini muhalefete terk ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Muhalefetin siyaset ve strateji ihtiyacı

Ocak ayı iktidarın imkânlarını ve sınırlarını işaret ettiği gibi muhalefetin açmazlarını da gösterdi. 2021’in son çeyreğinde Erdoğan’ın yarattığı boşluğu doldurmaya yönelen ve hem toplumsal algı hem de oy hareketliliği üzerinden bu yönelişin kazanımlarını elde etmeyi başaran muhalefet, Erdoğan’ın yeniden siyasete ağırlığını koyduğu Aralık ve Ocak aylarında siyasal alandan çekilmiş bir görüntü verdi. Muhalefet, Ocak ayında, kendi gündem önceliklerine yaslanan proaktif bir siyaset geliştirmekte zorlanarak, gündemi büyük ölçüde iktidara terk etmek durumunda kaldı.

Erdoğan’ın siyasete geri dönüşü seçimleri kazanmasını sağlayacak bir oy hareketliliğine yol açma ihtimalinden uzak olsa da muhalefetin alternatif olma algısını zedeleyebilecek bir sonuç üretebilir. Bugüne kadar siyasal koordinatlarında ve siyaset performansında yapısal herhangi bir değişime yönelmeden iktidarın hatalarından medet ummaya yönelik edilgen bir strateji izleyen muhalefet, seçimlere kadarki dönemde ciddi sıkıntılarla karşı karşıya gelebilir.

Kamuoyu araştırmaları, toplumun iktidardan umudu kesmesine karşın muhalefeti güven uyandıran bir alternatif olarak görmediğini gösteren pek çok bulguya sahip. Toplum, iktidarın birçok sorun ürettiğini fark etmekle beraber muhalefeti bu sorunların çözümünde anlamlı bir adres olarak görmüyor.

Muhalefet bugüne kadar Cumhur İttifakı’nın dini ve milli hassasiyetleri güvenlikleştiren siyasetine alternatif olabilecek bir vizyon üretemedi. İktidarın çeperinde yer alan toplumsal kesimleri kapsayacak bir siyasete yönelmek yerine bu kesimleri rahatsız edecek söylemlerden uzak durmakla yetindi. Etnik ve dini hassasiyetlere sahip başlıklarda toplumu kuşatacak yeni bir siyasi söylem geliştirmek yerine elitlerin taktiksel sessizliğini yeterli gördü. “Nasıl bir Türkiye?” sorusuna “Erdoğan’sız bir Türkiye” cevabını vermekle yetindiği, Türkiye’yi ikinci yüzyıla taşıyacak alternatif bir siyasi hikâye üretemediği, kuşatıcı bir Türkiye tahayyülüne sahip olmadığı için nüfusun yüzde 65’inin yaşadığı illeri kazanmasına rağmen siyasi ve toplumsal bir dalga yaratamadı.

Bu durum, Erdoğan’a yönelik desteğin çözülmesini zorlaştırdığı gibi muhalefetin taban genişlemesini de sınırlıyor. İktidardan uzaklaşmaya hazır seçmen güven duyacağı bir alternatif göremediği sürece hareketlenmemeyi tercih ediyor.

Önümüzdeki dönemde, muhalefetin işi daha da zorlaşacaktır. Bugüne kadar muhalefet iktidarın hatalarından medet umuyordu, şimdi Erdoğan da muhalefetin hatalarından medet uman bir stratejide karar kılmış görünüyor. İktidar da muhalefet de yeni toplumsal kesimlerde ilgi uyandıracak yaratıcı söylem ve politikalara yönelmek yerine, rakibinin hatalarından medet ummaya yönelmiş durumda.

Erdoğan’ın muhalefetin hatalarını görünür kılmaya öncelik veren yeni stratejisi muhalefetin alternatif olma sıkıntısını daha da derinleştirecektir. Erdoğan, önümüzdeki dönemde, hassas başlıklar üzerinden açacağı tartışmalarla muhalefeti pozisyon almaya zorlayacak, Ocak ayında görüldüğü üzere, muhalefet pozisyon aldıkça da hem yeni seçmen potansiyeli daralacak hem de iç uyumu zedelenecektir.

Seçimlere 1,5 yıllık bir süre varken, muhalefet partilerinin tabanlarındaki muhtemel direnci göğüsleyerek yeni bir siyasi hikâye üretmesini beklemek gerçekçi değil. 31 Mart seçimlerinden sonra böyle bir kurucu misyona soyunabilirlerdi, ancak bu imkân artık yok. Ancak, parti içi dinamikler dolayısıyla laiklik ve milliyetçilik perspektiflerini yumuşatma imkânları daralsa da ittifak denklemini genişletme ve kurumsallaştırma üzerinden muhtemel risklerini azaltma imkânları mevcut görünüyor. Bu imkânları değerlendirmeyi başka bir yazıya bırakarak, son haftalarda buna yönelik yaşanan hareketliliğin önemli bir potansiyel taşıdığını söylemekle yetinebiliriz.

Gündem inisiyatifi iktidarda olsa da seçimlerin kaderi muhalefetin elinde

Erdoğan’ın Kasım 2021’de yöneldiği yeni stratejinin mevcut tabanını konsolide etmeye ağırlık verirken farklı toplumsal kesimlerin desteğini alma imkânını zorlaştırdığına, bu nedenle de önümüzdeki dönemde muhalefeti hata yapmaya zorlayacak aktif bir gündem mühendisliğine yöneleceğine yönelik öngörümüz doğruysa, seçimlere kadarki sürede gündem belirleme inisiyatifi iktidarda olmasına karşın seçimlerin sonucunu belirleme inisiyatifi muhalefette olacaktır.

İktidarın seçimlere kadarki stratejisi ve bu stratejiden muhtemel beklentileri belli. Muhalefetin bu stratejiye nasıl karşılık vereceği ve/ya nasıl bir alternatif stratejiye yöneleceği ise daha belli değil. Bu da iktidarı muhalefetten daha avantajlı kılıyor.

Sonuç olarak, Aralık ve Ocak ayındaki gelişmeler, yaşanan siyasi tartışmalar ve uzunca bir süredir muhalefet lehine işleyen seçmen hareketliliğinin iktidar lehine yön değiştirmesi, 2022 yılının muhtemel siyasi seyri ve seçimlerin muhtemel sonucu hakkında önemli ipuçları sağlıyor.

İktidar, yöneldiği siyaset üzerinden oy erimesini durdurma pahasına seçimleri kazanma imkânını da büyük oranda riske sokmuş durumda. Muhalefet ise iktidarın bütün açmazlarına rağmen önümüzdeki seçimleri kaybetme ihtimalini açık tutuyor. Cumhur İttifakı denklemine endeksli mevcut söylem ve politikaları sürdürdüğü müddetçe Erdoğan’ın önümüzdeki seçimleri kazanma imkânı -neredeyse- yok ama muhalefetin seçimleri kaybetme ihtimali hâlâ mevcut. Önümüzdeki dönemde iktidar, konjonktürel siyasal gelişmelerin seyri üzerinde muhalefete kıyasla daha etkili olsa bile seçimlerin kaderi büyük oranda muhalefetin performansı üzerinden şekillenecektir.

https://www.perspektif.online/kaybetmeye-zorlamak/