Futbolda kapitalizmin ha deyince ortadan kaldıramayacağı bir şeyler var

Sporun bir endüstriye çevrilmesi, oyuncuları robota dönüştürmeyi hedefleyen sıkı disiplinli ve teknokratik bir oyuna yol açtığı için, bozulan, profesyonel futbol ruhu oluyor. Galeano’nun belirttiği gibi, bu yaklaşım futbolun “tüm eğlencesine engel oluyor”; maksimum üretkenlik ve kârı artırmak adına “neşeyi yok ediyor, fanteziyi öldürüyor ve cüretkârlığı yasaklıyor.” (Jacobin Magazine’in editörlerinden Belen Fernandez’in Al Jazeera’de yayımlanan yazısını Perspektif için Evrim Yaban Güçtürk çevirdi).

2022 Dünya Kupası Katar’da başlamadan bir ya da birkaç hafta önce, Meksika’nın güneyindeki Guerrero eyaletinin sahil kenti Zihuatanejo’da yürürken, plastik bir Coca-Cola şişesiyle futbol oynayan çocuklara rastlamıştım. Herhangi bir yerde futbol oynayan her çocuk grubu gibi neşeli ve hareketliydiler. Kola şişesininse ne yazık ki tam da kurumsallaşmış şirketlerin saldığı zehirle yönetilen bir dünyaya uygun düştüğünü düşündüm.

Coca-Cola ve futbolun birlikteliğinin eskiye dayandığı düşünülürse, kola şişesinin futbol topu olması uygundu. Logosu 1950’den bu yana Dünya Kupası maçlarının her yanında görülmesine rağmen şirket, 1978’den bu yana Dünya Kupası resmi sponsoru. FIFA ile resmi birlikteliğiyse 1974’te başladı. Bu ortaklık, herhalde gençliğin gelişmesi için insan sağlığına zararlı bu kahverengi sıvıyı sindirmelerinden daha iyi bir şey olmadığı için, başlangıçta gençlik gelişim programlarını teşvik etme amacındaymış gibi görünüyordu.

Bu birliktelik küresel kapitalizmin futbolun ruhunu sömürme, sahanın ortasında ve dışında ne varsa bir kâr aracına dönüştürerek ve metalaştırarak, iptidai bir eğlenceden geriye ne kaldıysa onu ortadan kaldırma çabası anlamında, buzdağının görünen kısmından fazlası değil elbette. “Sponsorluk” dediğimiz kurumsal propaganda seli dikkate alındığında, konudan bihaber futbol izleyicisinin Adidas’ın bir futbol takımı olduğunu ya da maçların Emirates ile Etihad havayolları arasında yapıldığını sanması mazur görülebilir.

Ve elbette, uluslararası marka değerini artırmak için en önemli futbol müsabakalarına sponsor olmak gibisi yok. Çin şirketleri de bunun farkında ve Katar Dünya Kupası harcamalarında başı onlar çekiyor.

“Hareketli reklamlar”

Uruguaylı ünlü yazar ve sağlam bir futbol tutkunu Eduardo Galeano ilk kez 1995 yılında yayımlanan El Fútbol a sol y sombra (Gölgede ve Güneşte Futbol, Can Yayınları, 2017) adlı kitabında her futbolcunun, bu durumdan hoşnut olsun olmasın, nasıl “hareketli reklam”a dönüştüğüne dikkat çekiyordu. 1950’lerin ortalarında, dönemin önde gelen takımlarından olan Montevideo Penarol kulübünün formalarına reklam alması dayatıldığında takımın 10 üyesinin itiraz etmeden reklamlı formalarıyla sahaya çıktığını, Siyah oyuncu Obdulio Varela’nınsa bunu yapmayı reddettiğini hatırlatıyordu: “Biz Siyahları burnumuzdaki halkalarla çekerlerdi. O günler geçmişte kaldı.”

İşe aşırı derecede büyük miktarda para dahil olduğunda, elbette futbol sadece eğlence ve oyun olmuyor. Adidas’ın kurucusu, Nazi Partisi’nin partiye gönül vermiş eski üyelerinden Adi Dassler’in oğlu Horst Dassler’e bakın. Dassler, 1982’de International Sports and Leisure isimli bir şirket kurdu. Bu şirket kurulur kurulmaz Dünya Kupası da dahil olmak üzere FIFA faaliyetlerinin pazarlama ve televizyon haklarının tümünü aldı. Bu, o zamanlar FIFA’nın başkanı olan Joao Havelange’ye rüşvet verilerek yapılmıştı. Adı geçen Havelange ise, 1978’te Buenos Aires’te yapılan Dünya Kupası’nda Arjantinli diktatör Jorge Videla’nın yanında içtenlikle boy gösteren Havelange’den başkası değil.

Yedi yıl süren kirli bir savaşta 30 bin kadar solcu şüphelinin katlinin ya da zorla kaybedilmesinin nihai sorumlusu bu diktatörlüktü. Kirli savaşa yeşil ışık yakansa tabii ki, dünyayı kapitalizm için güvenli kılma arayışında ekibinde daima daha zararlı sağcı rejimlere yer vermeye can atan ABD’ydi.

1998’de Havelange’in yerini, sınır tanımadan oy satın almak ve finansal verileri manipüle etmekle suçlanan, Galeano’ya göre Havelange’ı “Hayırsever Rahibe”ymiş gibi gösteren, Sepp Blatter aldı. Galeano 2015 yılı Nisan ayında, ABD Adalet Bakanlığı’nın 14 FIFA yetkilisini ve kurumun yönetim kurulu üyesini yolsuzluk suçlamasıyla sansasyonel bir biçimde tutuklamadan bir ay önce hayatını kaybetti. ABD Adalet Bakanı Loretta Lynch, söz konusu şahısların “dünya futbolu işini kendi menfaatleri ve zenginlikleri için yozlaştırdıklarından” yakınıyordu.

ABD’nin gayet iyi bildiği gibi, yolsuzlukla zenginleşme ve kurumsal dokunulmazlık, araştırmacıların ortaya koyduğu gibi bizatihi sporda da bir “seçkinleştirme” yaratan, kapitalizmin usulüne uygun işlerdir. Royal Society tarafından 2021 yılı Aralık ayında yayımlanan bir çalışma “futbolun, üzerinden aşırı bir biçimde kazanç elde edilebilir bir hale gelmesinin” büyük Avrupa liglerindeki takımlar arasındaki eşitsizliğin artmasına ve maç sonuçlarının daha öngörülebilir olmasına yol açtığı sonucuna vardı. Bu sporun yönetiminden sorumlu olanlar dahi, bunun futbolun küreselleşmesi olduğunu iddia etseler de söz konusu süreç, metanın ve şirketlerin küreselleşmesine has eşitsizliği kopyalıyor.

Kaybolan futbol ruhu

Aslında sporun bir endüstriye çevrilmesi, oyuncuları robota dönüştürmeyi hedefleyen sıkı disiplinli ve teknokratik bir oyuna yol açtığı için, bozulan, profesyonel futbol ruhu oluyor. Galeano’nun belirttiği gibi, bu yaklaşım futbolun “tüm eğlencesine engel oluyor”; maksimum üretkenlik ve kârı artırmak adına “neşeyi yok ediyor, fanteziyi öldürüyor ve cüretkârlığı yasaklıyor.” Ne de olsa sihirden kâr sağlanmaz.

Neyse ki daima bu programa dahil olmayı reddeden birileri olur. Galeano’nun nazarında, 1933’te Rio de Janeiro’da yoksulluğa doğan Brezilyalı futbolcu Mané Garrincha tüm futbol tarihinde, bu oyunu “bir parti daveti”ne dönüştürerek izleyicisini oldukça mutlu eden gerçek bir oyuncuydu. “Açlıktan ve çocuk felcinden kurtulan, … bir bebek beynine, S şeklinde bir omurgaya sahip, bacaklarından ikisi de aynı yana eğilmiş bu şekilsiz”in atletik bir geleceği olma ihtimaline burun kıvıran doktorlara göre bu çok fazlaydı. (Sonunda kapitalizm kazandı ve Garrincha 1983’te, yoksulluk içinde ve yalnız öldü.)

Arjantin’in, kentin yoksul kesiminden gelen futbol virtüözü Diego Maradona da sahnenin diğer tarafında kalarak, sporda televizyon tiranlığını kınayarak, futbolda emek hakkını savunarak, futbol kulüplerinden finansal şeffaflık isteyerek, Filistin’in davasını destekleyerek sınırlara meydan okudu ve genel anlamda güçleri çileden çıkardı. 1994 Dünya Kupası’ndan atılana kadar sahada da modern vasatlığa o eski büyüyü zerk etmeyi sürdürdü.

Bu arada futbolun ruhsuz, para odaklı sığlığına yakın bir tarihte, geçtiğimiz yıl, direnç gösterildiğini gördük: Birleşik Krallık’taki öfkeli taraftarlar, baskı oluşturarak seçkin kulüp sahiplerinin ceplerini daha da doldurmaya yönelik bir Süper Lig projesinin çökmesini sağladılar.

Tabii ki kapitalizm profesyonel futbolla kesinlikle önemli bir gol attı.

Ama yine de bu spor, futbol endüstriyel kompleksinde dönen milyarlarca doların çok uzağında, Meksika’dan Mozambik’e kadar her yerde, spor sahalarında, çim sahalarda ve çamurlu arazilerde sayısız insanın kolektif kimliğinin bir ifadesi ve bir tutku kaynağı olmayı sürdürüyor.

22. Dünya Kupası Katar’da devam ediyor. Bugün hayatta olsaydı Galeano tümden televizyona yönelik bu manzarayı eleştirir ama yasaklanan eğlenceden biraz olsun tadabilmeyi, katıksız bir görkem ve güzellik anı yakalayabilmeyi umarak elinde birasıyla televizyonundan maçları da izlerdi şüphesiz. Çünkü Zihuatanejo yakınlarında Coca-Cola şişesini tekmeleyen çocuklardaki gibi, futbolda da kapitalizmin ha deyince ortadan kaldıramayacağı bir şeyler var.

https://www.perspektif.online/kapitalizm-ne-kadar-cabalasa-da-futbolu-olduremeyecek/