Hangisi insan haklarını ve özgürlükleri ihlal ediyor? Aşıya zorlamak mı, aşı karşıtlığı mı?

Mahçupyan: “‘Birey’ olmakla ‘insan’ olmak aynı şey değil”, Demirel: “Kısıtlama olabilir, fakat hayati mekânları kapsamamalı”, Özpek: “Aşılama kamu otoritesinin kısıtlamaları ile değil teşvikleri ile başarıya ulaşabilecek bir süreç”, Örgel: “Aşı yaptırmak hukuki bir zorunluk değil ve olmamalı ama insani ve vicdani bir sorumluluk”, Dilipak: “Bir şeyi hem zorunlu yapıp, hem de sorumluluk kabul etmiyorum demek ne ahlaki ne de hukukidir.”

Koronavirüs pandemisi dünya genelinde etkisini sürdürmeye devam ediyor.

Koronavirüs, dünya tarihinde aşısı en hızlı bulunan salgın ama ona karşı aşıyla mücadele o kadar da başarılı yürümüyor. Dünya nüfusunun yüzde 26,8’i en az bir doz aşı olurken düşük gelirli ülkelerde bu oran yüzde 1’lerde kaldı.

Türkiye’de aşı uygulaması 14 Ocak günü başladı. Bu kapsamda ülkede uygulanan birinci, ikinci ve üçüncü doz aşı miktarı 67 milyonu geçti.

Türkiye’de Çin üretimi Sinovac ile Alman-ABD üretimi Pfizer-BioNTech aşıları yapılıyor.

Dünya genelinde aşılama devam ederken başta ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, dünyanın farklı yerlerinde koronavirüs aşılarına karşı kampanyalar da sürüyor.

Türkiye’de de ciddi bir aşı karşıtı kitle bulunuyor ve bu kitle aşı olmamakta ısrarlı.

Aşı karşıtları ve aşılama için devletlerin tutumunun ne olacağı, ne olması gerektiği de ayrı bir tartışma konusu olarak önümüzde duruyor. Aşı olmayanları toplumdan soyutlamak, aşı olmayanların sosyal hayatlarına yönelik kısıtlamalar getirmek ya da aşı olmayı teşvik edecek çeşitli adımlar atmak mevcut seçenekler olarak masada yer alıyor.

Fransa'da göstericilere polis müdahale etti

Fransa’da aşıya zorlamaya ve getirilen kısıtlamalara tepki için sokaklara çıkanlara polis müdahale etti.

Fransa’da Ağustos itibari ile sosyal alanlara aşısız giriş yasaklanıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ağustos ayından itibaren restoran, bar, kafe, sinema, hastane, alışveriş merkezi gibi kamuya açık mekânlara girişte aşı sertifikası zorunluluğu getiren bir dizi önlem açıklamış, ayrıca 15 Eylül’den sonra sağlık çalışanlarına aşının zorunlu hale geleceğini; bugüne kadar ücretsiz olan PCR ya da antijen testlerinin bedelinin sonbahardan itibaren devlet tarafından ödenmesine son verileceğini duyurmuştu.

Yasa, parlamentonun iki kanadında da kabul edildi.

Londra'da Başbakanlık Ofisi önünden yürüyen eylemciler aşı karşıtı sloganlar attı

Londra’da Başbakanlık Ofisi önünden yürüyen eylemciler aşı karşıtı sloganlar attı.

Yunanistan’da sağlık çalışanlarına aşı zorunluluğu, sosyal alanlara aşı kısıtlaması

Gerek özel gerekse kamudaki sağlık çalışanlarına 1 Eylül’den itibaren aşılamanın zorunlu olacağını açıklayan Yunanistan Başbakanı Miçotakis de tiyatrolar, spor salonları ve eğlence mekânları gibi kapalı yerlere 16 Temmuz’dan itibaren sadece aşılı kişilerin girişine izin verileceğini açıklamıştı.

Roma

İtalya’daki aşı ve kısıtlama karşıtı gösteriler devam ediyor.

İtalya’da 6 Ağustos’tan itibaren mekânlara giriş aşı sertifikasına bağlı olacak

İtalya’da 6 Ağustos’tan itibaren yürürlüğe girecek olan yeni kurallara göre restoranların kapalı alanları, stadyumlar, spor salonları, sinemalar, müzeler gibi mekânlara giriş ancak Covid sertifikası ile mümkün olacak. En az bir doz aşı yapıldığını, son altı ay içinde Covid-19 geçirip iyileşildiğini ya da son 48 saat içinde yapılmış test sonucunun negatif olduğunu gösteren belgeler Covid sertifikası olarak kabul edilecek.

Almanya’da kısıtlamalar gündemde

Almanya’nın Bavyera Eyaleti Başbakanı ve Hristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU Başkanı Marcus Söder, kısıtlamaların hepsinin kaldırılması ve özgürlüklerin tamamen sağlanabilmesi için aşının şart olduğunu söyleyerek “Aşı yoksa özgürlük de yok. En azından bazılarının arzuladığı şekilde” diyerek bu konudaki tavrını açıkladı.

Almanya Sağlık Sigortaları Kurumu Başkanı Andreas Gassen, iki doz aşı olanlar için kısıtlamaların kaldırılmasını, aşı olmayı reddedenlerinse özgürlüklerinin kısıtlanmasını önerdi. “Aşı olanlarla olmayanlar aynı durumda değil. Aşı olanlar, neden maske taktıklarını, neden bazı olanaklardan yararlanamadıklarını haklı olarak sorguluyor” diyen Gassen, son haftalarda yavaşlayan aşı kampanyasının yeniden hız kazanması için aşıyla özgürlükler arasındaki bağlantının daha iyi açıklanması gerektiğini söyledi.

Bu aşamada ise asıl tartışma noktası ortaya çıkıyor: Meşruiyet.

Serbestiyet, bu çerçevede akla gelebilecek soruları derledi.

Devletlerin aşıyı zorunlu tutmasının meşruiyeti var mı? Böyle bir durumda insan hakları ihlal edilmiş olur mu? Devletlerin koronavirüs pandemisine karşı zorunlu aşı uygulaması bireylerin özgürlüklerinin ihlali anlamına gelir mi? Bireysel özgürlüğünü kullanarak aşı olmak istemeyen insanlar, sağlık açısından diğer insanları tehlikeye atarak aslında onların özgürlük alanlarına ve yaşam haklarına tecavüz etmiş mi oluyorlar? Özgürlükçü bir perspektiften, aşıların zorunlu olup olmaması ya da bireysel özgürlüklerin nerede başlayıp nerede bittiği hakkında nasıl bir yaklaşım geliştirilebilir? Sizce devletlerin pandemi ile mücadele kapsamında aşı politikası ne olmalı?

Bu soruları Etyen Mahçupyan, Tanel Demirel, Burak Bilgehan Özpek, Fatma Örgel ve Abdurrahman Dilipak’a yönelttik.

Etyen Mahçupyan: ‘Birey’ olmakla ‘insan’ olmak aynı şey değil

Özgürlük kavramını sanki tek bir tanımı varmış gibi kullanıyoruz. Oysa her zihniyet (ve ideoloji) kendi özgürlük tanımına sahip. Nitekim sosyalizmin halkların özgürlüğünü, faşizmin ulusun özgürlüğünü sağlayacağını düşünen çok sayıda insan var. Modernlik özgürlüğü (liberal) birey bağlamında tanımlıyor ve bugün yaşanan sıkıntının da nedeni bu. Çünkü ‘birey’ olmakla ‘insan’ olmak aynı şey değil…

‘Birey’ dediğimizde gerçekliği parçalı şekilde olsa da doğru algılayan, dolayısıyla ‘kendisi için’ neyin doğru olduğunu bilen, bu karar için başkalarına muhtaç olmadığı gibi, kendi tercihini başkalarının tercihinden bağımsız olarak yapan bir özneden söz ediyoruz. Oysa ‘insan’ sosyal bir varlık ve kendisini ancak etkileşim ve iletişim içinde üretiyor. Dahası zihninin özellikleri nedeniyle gerçekliği ancak çarpıtarak anlayabildiği için, öznelliğe mahkûm…

Bugün aşı karşıtlığı liberal bireyin özgürlük anlayışını temel alıyor. ‘Benim vücudum, benim kararım’ diyor. Ne var ki bir kamusal alanın içinde yaşıyoruz ve kendi vücudunuz için aldığınız bazı kararlar başkalarının vücudunu da etkiliyor. Soru şu: Acaba ‘birey’ başka vücutlarda neden olduğu etkiler konusunda sorumluluk sahibi mi? Sorumluluk almalı mı?

Liberalizm ve modernlik buna ‘evet’ demekte zorlanıyor. Çünkü özgürlük alanlarının birbirine ‘tanjant’ olduğunu varsayıyor. Oysa gerçek hayatta bireysel özgürlükler kesişiyor, örtüşüyor… Herhangi birimizin kendisi için yaptığı tercihlerin büyük çoğunluğu, kaçınılmaz olarak başkalarının tercihini etkiliyor. Özellikle eğer bu tercih başkalarıyla olan etkileşim alanının koşullarını değiştiriyorsa…

Aşı olmamak apaçık şekilde kamusal alanda başkalarının karşılaşacağı mikrop yoğunluğunun artma ihtimaline işaret ediyor. Dolayısıyla özgürlüğün aşı olmama şeklinde kullanılması kamusal özgürlük alanının daralması demek, çünkü aşı olanların yüzde yüz korunması söz konusu değil ve sırf aşı olmayanlar yüzünden ilave korunma tedbiri almaları gerekiyor.

Devletler kamusal alanı korumak amacıyla bugün özgürlüklere müdahale ediyor. Ne var ki bu mecburi bir müdahale. Çünkü liberalizmin ‘birey’ ve ‘özgürlük’ anlayışı söz konusu bireyleri ‘ötekilere dair’ sorumluluk hissetmekten azade kılıyor.

Meselenin özünde modernliğin ve liberalizmin demokratlığa yabancı olması yatıyor…

Prof. Dr. Tanel Demirel: Kısıtlama olabilir, fakat hayati mekânları kapsamamalı

Prof. Dr. Tanel Demirel: Demokrasi sorunu askeri vesayete indirgendi

Kovid 19 aşılarının tüm vatandaşlar için zorunlu tutulmasının temel insan haklarına aykırı olacağı kanaatindeyim. Her ne kadar AİHM, “çocuklar” için zorunlu aşılamanın AİHS’ne aykırı olmadığına dair kararlar aldıysa da, Kovid 19 aşıları ile diğer –çiçek, difteri, verem vs- aşıları aynı kefeye koymamak gerektiği söylenebilir. Zira hem kovid aşılarının etkinlik düzeyine ve hem de uzun dönemli muhtemel yan etkilerine dair bilgilerimiz kısıtlı. Kaldı ki AİHM kararı çocuklar için alınmış bir karar. Yetişkinlerin aşı olmaya zorlanmalarını içermiyor.

Öte yandan, devletlerin aşı olmayı reddeden bireyler için çeşitli kısıtlamalar getirmesini “kategorik” olarak temel hak ihlali olarak görmemek gerekiyor. Kısıtlamaların niteliği önemli. Sırf bir şeyler yapıyor gibi görünmek için etkinliği tartışmalı önlemler almak mantıklı değil. AVM, stadyumlar, sinema, tiyatro ve gece kulüplerine girmek için aşı şartı getirilmesi savunulabilir. Fakat bu kısıtlamalar, toplu taşım araçları, marketler, devlet daireleri ya da kamu hastanelerine giriş ya da iller arası seyahat gibi daha hayati olduğu söylenebilecek faaliyetler için getirilirse savunmak zorlaşır.

Aynı şekilde birçok ülkede sağlık çalışanları ile yaşlı bakımevleri çalışanlarına aşı zorunluluğu getirilmesinin de savunulabilir olduğunu düşünüyorum. Özel sektör kuruluşlarının aşı yaptırmayan çalışanlarını -sırf bu gerekçeyle- işten çıkarmalarını ise sorunlu buluyorum. 

Temel ilke “zorlama” ve “kısıtlama”lara olabildiğince az ve son çare olarak ve “geçici” olduğunun altı çizilerek başvurmak olmalı. Özgürlük kural; yasak, zorlama ya da kısıtlama istisnalar olarak düşünülmeli. Keza önlemlerin hukuki temellerinin sağlam olması ve keyfiliği olabildiğince azaltması gerekiyor.

Aşılar konusunda daha iyi iletişim politikaları geliştirmek de şart. Aşı olmamayı tercih edenlerin şeytanlaştırılmasından kaçınmak lazım. Salgının durdurulması sadece “aşı”lamaya bağlı değil gibi görünüyor. Maske, mesafe ve temizlik gibi diğer önlemlere uymaya devam etmek gerekiyor. Aşılanmış kişilerin de hasta olup hastalığı yayabildiklerini biliyoruz. Esasen aşı olmayanların aşı olanlara verdiği zarar, virüsü aşılılara bulaştırabilme ihtimalleri. Eğer aşı olanların hastalığı kapmış olsalar bile hastaneye gitmeden hafif atlatabildikleri doğru ise, aşı olmayan bireylerin diğerleri için yaratabileceği muhtemel sıkıntıların ölümcül olmadıkları da düşünülebilir. Aşı olmayanlar özü itibarıyla kendilerini riske atıyorlar ve diğerlerine doğrudan olmaktan ziyade dolaylı bir biçimde zarar veriyorlar. Bu, kısıtlamalara karşı çıkanların ellerini güçlendiriyor.”

Dr. Fatma Örgel: Aşı yaptırmak hukuki bir zorunluluk değil ve olmamalı ama insani ve vicdani bir sorumluluk

Fatma Örgel, Author at Sivil Sayfalar

Aşılama ne kadar bireysel gibi dursa da temelde etki mekanizması, fonksiyonu açısından toplumsal bir koruyucu sağlık uygulamasıdır.

‏Aşı olmayan insanlar arasında dolaşmaya devam eden virüs yeni direnç mekanizmaları, yani varyantlar oluşturmaya devam ediyor. Her çıkan varyantın daha az veya çok tehlikeli olacağını bilemiyoruz. Toplumun yüzde 80-90’ının aşılanması virüsün dolaşımını çok yavaşlatacak, bu da “yeni varyantlarla uğraşmak zorunda kalmayacağız’ demek oluyor. Tekrar tekrar aşılanmadan da kurtulmak olur en nihayetinde. Çiçek virüsü eradike olduktan sonra çiçek aşısı da tarihe karışmıştır mesela.

Bu döneme kadar olan aşılarda yan etkilerin çıkması en fazla iki ay içinde olmuştur. Ve bu yan etki profiline göre “hangi aşı kimlere yapılamaz, beklenen yan etkileri nedir” konusu açık bir şekilde belirtilmektedir. Covid aşılarının şu anda yaygın kullanımda olanları bu ilk iki aylık riskli deneme sürecini aşmıştır.

Biontec aşısına bağlı miyokardit ile ilgili açık çalışmalar yapıldı, nüfusunun çoğunu aşılamış bulunan İsrail’de de ayrıntılı yayımlandı. 30 yaş altında öldürücülük oranının çok düşük olduğu ve tedaviyle iyileşen bir komplikasyon olduğu da kabul edildi.

Aşılama oranları Amerika, İsrail gibi en yüksek ülkelerde yeni çıkan varyantlardan dolayı salgın tam durdurulamasa da yoğun bakıma yatış ve ölümlerde çok ciddi bir düşüşün olduğu istatistiklerde gösterilmiştir, ortadadır. 

Ülkemizde de aşılama oranının düşük olmasına ve koruyuculuğu mRNA aşılarına görece daha düşük olan Sinovac aşılamasına rağmen Nisan ve Mayıs aylarında olan Covid pikinde yoğun bakımlara 65+ hasta yatışı ve ölümü çok düşük oranlarda gerçekleşmiştir. Bu şekilde istatistiksel verilerle ne kadar etkili olduğu gözümüz önünde iken hâlâ böyle bilimsel veri ve delillere dayalı olmayan, yıllar sonrası yan etki ihtimali spekülasyonlarının yapılıyor olması gerçekten çok sorunlu ve sorumsuz yaklaşımlar maalesef. Kaç kişinin annesinin, babasının, dedesinin, ninesinin  Nisan-Mayıs pikinde aşılama sonucu ölümden kurtulduğu ortada iken aşı karşıtlığının, spekülasyonlar ötesi hülasası; “yüzbinlerce hayatın kurtarılabildiğini, kurtarılabileceğini bilerek ‘ben denek olmak istemiyorum’ özgürlüğü! sorumsuzluğu“ nasıl adlandırılırsa artık: öyle bir şey yani.

Pandeminin ilk dönemlerinde Covid nedeniyle hayatını kaybeden Cemil Taşçıoğlu hocamız hastalandığında, yeni ortaya çıkan bu enfeksiyon hastalığının tanısı ve tedavisi için yol gösterebilecek, bir çare bulabilecek bütün denemelerin kendi üzerinde yapılmasına izin vermek bir yana kendisi talep etmişti. Bir doktor, bilim insanı olarak Cemil hoca bunu yaparken faz 3 aşaması tamamlanmış, milyonlarca insan üzerinde uygulanmış, Covid kaynaklı ölümleri ve yoğun bakıma yatışları bu kadar düşürmüş aşıları yaptırmak da en hafifiyle/basitiyle temel bir insani görev olsa gerek diye düşünüyorum.

Şu anda rahatlıkla kullandığımız, son yüzyılda dünya nüfusunun artmasını sağlayan aşılar da icat edildiklerinde deneme süreci geçirdiler. Deneme süreci geçirmeyen bir ilaç, aşı üretimi maalesef ki hiç imkân dahilinde değil bugünkü bilimsel çalışma şartlarında.

Evet aşı yaptırmak bireysel bir eylem olarak hukuki bir zorunluk değil, olmamalı ama insani ve vicdani bir sorumluluk olarak önümüzde duruyor bugün ve gelecek nesillere.

Doç. Dr. Burak Bilgehan Özpek: Aşılama kamu otoritesinin kısıtlamaları ile değil teşvikleri ile başarıya ulaşabilecek bir süreç

TOBB ETÜ, Akademisyen Dr. Burak Bilgehan Özpek'in görevine son verdi -  Evrensel

Aşı zorunluluğu doğrudan bireyin vücut bütünlüğüne bir müdahaledir. Kişi kendi sağlığı ve hastalık durumlarında kendisine uygulanacak tedavi hakkındaki kararları almakta tamamen özgür olmalıdır. Bu hak bireye verilmediği takdirde, oluşabilecek herhangi bir olumsuzluk durumunda zararını tazmin edebileceği bir merci bulunmamaktadır. Yani bireye, rızası dışında, onun iyiliği adına, dikte edilen bir uygulama onun zararına bir sonuç doğurduğunda karşısında bir muhatabı yoktur. Yani birey rıza göstermediği bir sözleşmenin bütün sorumluluğunu yüklenmektedir. Bu sorunu aşmanın yolu, kamu otoritesi ve karar alıcıların, oluşacak zararları tazmin etme taahhüdü vermesidir. Yani hükümetin, aldığı karar karşılığında oluşabilecek olumsuzluklara karşı bir tazminat sözü vermesi gerekiyor ki, bu bütün vatandaşları kapsayan ve ikna eden bir öneri olmalı.

Dolayısıyla aşı uygulamasının bir sözleşme yani rızaya dayanması, bunun olumlu veya olumsuz sonuçlarına bireyin kendisinin katlanmayı taahhüt etmesi gerekir. Aksi takdirde, birey kendisini ve hayatını kolektif iyilik için feda etmeye zorlanmış olur ki, bu yaşam hakkının ihlali anlamına gelir.

Öte yandan özel işletmelerin aşı olan ve olmayanlar arasında ayrım yapması ve hizmet vermeyi reddetme özgürlüğünün olması gerektiğini düşünüyorum. Sadece aşı olanların kabul edildiği işletmelerin olması benim açımdan sakıncalı değil. Ancak kamu hizmetleri meselesi daha çetrefilli. Çünkü vatandaşların vergilerini ödediklerini ve karşılığında kamu hizmeti almayı beklediklerini, devletin ise ayrım gözetmeden bu hizmeti sağlamakla yükümlü olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla kamu hizmetlerinden men edilemezler. Bu vatandaşlar arasında bir ayrıma işaret eder ki, kamu hizmeti alamayan insanların vergi yükümlülüğü ortadan kalkar.

Sonuç olarak, aşılama kamu otoritesinin kısıtlamaları ile değil teşvikleri ile ve sivil toplumun inisiyatif almasıyla başarıya ulaşabilecek bir süreçtir. Tartışmayı kapalı tutmak yerine açmak ve farklı görüşlerin kendisini ifade etmesine izin vermek halkın bilinçlenmesi için çok önemlidir. Aksi takdirde, kapalı kamusal tartışma atmosferinde alternatif görüşler ve komplo teorileri daha fazla güç kazanır.

Abdurrahman Dilipak: Bir şeyi hem zorunlu yapıp, hem de sorumluluk kabul etmiyorum demek ne ahlaki ne de hukukidir

Abdurrahman Dilipak'tan Kanal İstanbul uyarısı!

Evet, bu dayatma insan haklarının bir parçası olan sağlık / hasta haklarına da aykırıdır. Kaldı ki, aşı hasta olmayana yapılıyor. Öte yandan mRNA ile bütün insanlık zorunlu kobay haline getirildi.

Bu arada, aşı 5 yılda hazırlanırken, şimdi bize “6 ayda yaptık” diyorlar. Bir o kadar da seri üretim, 3 ay hedef ülkedeki dağıtım, 2 ay aşıların bir ay ara ile uygulanması. 11-12 aylık bir süre sözkonusu. Bu arada CoVID 12 mutasyon 6 varyant gerçekleştiriyor.

Sinovac, Sputnik, bir 3.sü Pfizer’ın mRNAsı, Johnson&Johnson’un mRNA’sı.. Her ülke kendi aşısını kabul ediyor, zaten 3 aşı olacaksanız, aşı da 6 ayda bir yenilenmesi gerekecekse insanlar aşı manyağı olacak. Bu aşılar hem varyantları artıracak, hem de insan mutasyona uğrayacak. Aşıların verdiği stres, maskenin sebep olduğu daha az oksijen sorununu daha da artıracak.

Aşı olmayan insanların sağlık açısından diğer insanları tehlikeye atıyor olduğu iddiası komik. Çünkü aşı olan zaten mikroplara karşı sözde direnç kazanmış oluyor. Niye korkuyorlar ki! Bizi mi düşünüyorlar. Bunlar aşı olarak korunduklarını düşünüyorlarsa, bu maske, mesafe ne oluyor?

Aşı olmak isteyen olur. Paralı olup olmaması ayrı bir konu. Olmak istemeyen olmaz. Bana kalırsa paralı olmalı. Doktor reçetesi ile, sağlık için gerekli ise ücretini SGK ya da özel sigorta öder. Paralı da olacak olsa standart aşılardan vergi alınmayabilir. Kimse sen hasta olacaksın diye, yeterli test yapılmamış, mRNA gibi ilk kez uygulanan, hakkında şaibeler bulunan bir sıvıyı zorunlu olarak kimseye dayatamaz.

Uluslararası sistemin politikasını topluma dayatmaktan vazgeçmeliler. Bugünkü yöntem son derece sakıncalı, dini, ahlaki, hukuki açıdan sorunlu bir durum. Akıl, mantık dışı şeyler yapılıyor. Halk doğru bir şekilde bilgilendirilmediği gibi, hatta yanlış, tutarsız ve çelişkili bilgiler veriliyor. Bu konuda mevcut uygulamalar durdurulmalı, uluslararası ilaç ve gıda şirketlerinin lobilerinin komplolarına alet olunmamalı. Great Reset, İklim senaryoları, Starlink, Neuralink senaryoları konusunda dikkatli olmak gerek. Yoksa bunun siyasal, ekonomik, sosyal faturası çok ağır olur.

Bir şeyi hem zorunlu yapıp, hem de sorumluluk kabul etmiyorum demek ne ahlaki ne de hukukidir. Covid tedbirleri bu anlamda akli de değil, ahlaki de. Bilim de istismar ediliyor, siyaset de.

Önceki İçerik“Arda uyanmasaydı annesi ve ben evimize dönüp birlikte intihar edecektik”
Sonraki İçerikANALİZ – Bolu Belediye Başkanının on kat su faturası hayali