Kılıçdaroğlu’nun dört adımı: Suriyeliler ülkelerine nasıl gönderilecek?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dün (29 Nisan) üniversite öğrencileriyle iftarda buluştu ve burada Suriyeli sığınmacıların ülkelerine ‘gönüllü’ gönderilişiyle ilgili açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun çözüm önerisinde Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ne de önemli görevler düşüyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Suriyelilerin ülkelerine gönderilmeleriyle ilgili yeni açıklamalarda bulundu. ANKA’nın haberine göre üniversite öğrencileriyle iftarda buluşan Kılıçdaroğlu, “Bu insanların kendi ülkelerinde, kendi kültürleri içinde, özgürce ve can güvenlikleri sağlanarak kendi ülkelerinde yaşamaları gerekiyor. Bunun için nasıl bir yol, yöntem izlenmeli” diye sorduktan sonra şöyle devam etti:

“Bizim düşündüğümüz yol, yöntem şöyle: Bir; Suriye ile biz hemen oturacağız bir, barışacağız. Karşılıklı büyükelçilikler açacağız. Türkiye’deki Suriyeliler nedir, hangi pozisyondalar ve bunlar kendi ülkelerine hangi koşullarda gelebilirler, buradan tekrar Suriye’ye gittikleri zaman acaba orada can ve mal güvenlikleri sağlanacak mı, yoksa bunlar tekrar bir savaş ortamının içinde mi kendilerini bulacaklar? İlk büyükelçilikler açıldıktan sonra oturup konuşacağız ve tekrar kendi ülkelerine dönmeleri için can ve mal güvenliklerini sağlaması ile ilgili oturacağız, bir sözleşeme yapacağız. Bu sözleşme Suriye ve Türkiye arasında değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in de devreye girmesini isteyeceğiz.

“Yetiyor mu? Hayır. İkinci bir adımı atmamız lazım. Bunlar kendi ülkelerine gittikleri zaman yolları, kreşleri, okulları, hastaneleri olması lazım. Bunların hiçbirisi yok, bunların tamamını yapmak durumundayız. Bunu Avrupa Birliği fonlarıyla yapacağız. Avrupa Birliği ile gideceğiz, oturacağız. Ben Avrupa’ya gittiğim zaman, Suriyeli sığınmacılarla ilgili bana sorduklarında, onların yanında açık ve net onları suçladım. ‘Siz Suriye’de kan gövdeyi götürürken, insanlar birbirlerini öldürürken hiç sesiniz çıkmıyordu. Ama Suriyeliler size gelmeye başlayınca kıyameti kopardınız. Şimdi diyorsunuz; Suriyeliler niye geliyor? Neden Suriye’de savaş çıktığı zaman savaşın engellenmesi veya durdurulması konusunda müdahale etmediniz? Bu da Avrupa’nın etik değerlerine uygun değildir’ dedim. Onlara şunu söyledim; ‘Suriyelileri biz kendi ülkelerine göndereceğiz. Bunların yolları, okulları, kreşleri… Siz para veriyorsunuz ama bu parayı biz bunun için kullanacağız. Siz her türlü denetimi yapabilirsiniz, bizim bütün harcamalarımız şeffaf olacak. Dolayısıyla bu okulları, kreşleri yapacak olan da bizim müteahhitlerimiz, ihaleye çıkacağız gelip yapacaklar.

“Bu insanların can ve mal güvenliği gerekiyor”

“Yeter mi? Yine yetmez. Bu insanların can ve mal güvenliği gerekiyor. Can ve mal güvenliği için de bizim oturup bir protokol yapmamız lazım merkezi yönetimle, yani Suriye yönetimiyle. Ayrıca Birleşmiş Milletler’in de devreye girmesi lazım. Bunlar kendi ülkelerine geldiğinde, evlerine yerleştiklerinde bunlara herhangi bir siyasal müdahale ve baskı olmayacak, bu güvenliğini de alacağız.

“Bu insanlara iş lazım”

“Yeter mi? Yine yetmiyor. Bu insanlara iş lazım. Daha önce o bölgede Gaziantepli iş adamlarının, bizim iş inşalarının orada çok sayıda fabrikaları vardı, onları yine teşvik edeceğiz. Diyeceğiz ki ‘Siz gidin, fabrikaları yeniden kurun ve bu insanlar orada çalışsınlar’. Dolayısıyla kendi ülkesinde evi, yolu, okulu, hastanesi olacak. Can ve mal güvenliği olacak, dolayısıyla da daha rahat, daha huzurlu bir ortamda kendi ülkesinde çalışmış olacak.”

Kılıçdaroğlu, “Pakistan ve Afganistan’dan gelen sığınmacılar için de geri gönderme politikası uygulanacak mı?” sorusuna da şu cevabı verdi:

“Tabii, Türkiye yol geçen hanı değil. Van’a gittiğimde sınır kapısına da gittim, sınır kapısında sordum; ‘Afganlar buradan geçiyor mu, siz izin veriyor musunuz?’ ‘Mümkün değil’ dendi, ‘pasaportu olacak, biz kontrol edeceğiz, öyle geçecekler’ dendi. Peki nasıl oluyor da kafileler halinde geliyorlar ve biz bunları Orta Anadolu’da görüyoruz? H zatta bazen küçük teknelerle Van Gölü’nü geçmeye çalışıyorlar. Hatta bir felaket olmuş, Afgan göçmenler hayatını kaybetmişti orada. Ayrıca şunu söylediler bana, sınır kapısında olanlar dediler ki ‘Karakollar var bütün sınır kapısında, bir karakol diğerini görür ve arada kameralar var, kuş uçsa herkes görür’. Şimdi, kuş uçsa herkesin görebileceği bir ortamda nasıl oluyor da binlerce Afgan Türkiye’ye geliyor? Neden sınırlar yol geçen hanına dönüyor. Biz, o nedenle ‘Sınır namustur’ dedik, çünkü bütün sınır kapılarına gidin bu tabela vardır. E sınır namussa nasıl oluyor da bu kadar insan elini kolunu sallaya sallaya geliyor? Bunun üzerinde durmak gerekiyor, bu şunu gösteriyor aslında; siyasi otoritenin bu tür olaylara izin verdiğini, en azından belli kişilerin rüşvet alarak, para alarak bu insanları Türkiye’ye soktuklarını düşünüyoruz. Bunlar da bir şekilde kendi ülkelerine gönderilecekler. Yani sığınmacı ülkesi olmak ve onların Türkiye’de kalmaları için altyapı oluşturmak, bir süre sonra bunlara vatandaşlık vermek doğru değil. Biz bunu kabul etmiyoruz ve doğru da bulmuyoruz.”