Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / İSTEMEZÜK!

İSTEMEZÜK!

Maalesef yine olmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriter yönetimini demokrasiye zorlayacak şekilde siyaset yapma, muhalefet etme fırsatı yine değerlendirilemedi. Ne geçti şimdi muhaliflerin eline?

Toplumsal meselelerin çözümünde amaç düşman görüleni cezalandırmak değil, düşmanlığı yok etmektir. Zira aksi halde çatışma ve devamında gelecek olan parçalanma kaçınılmazdır. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” teklifi oldukça yüksek bir kabul oranıyla TBMM’de yasalaştı. Lakin tartışmalar pek tabii olarak devam ediyor. Tabii olmayan şey ise yasaya yönelik hukuki ve siyasi itirazların nesnellikten ve nedensellikten kopuk bir şekilde ve histeri haliyle dile getirilmesi. Sürece ve yasaya dair bu çok çeşitli “itirazlardan” görebildiklerime kısaca ama derli toplu bir şekilde değinmeye çalışacağım.

Öncelik elbette baltacı kardeşlerimin. Onlar ki bir fareyi bile yakalasalar, bir aslanı dize getirmiş gibi poz keserler. Onlar ki hakikati iğdiş etmek için her fırsatta bir melodram sergilerler. Onlar ki kurtla yiyip çobanla ağlarlar. Onlar ki vampir gibi kandan beslenip timsah gibi göz yaşı dökerler. Onlar ki örgütlü riyakarlığın ruhsatlı elemanları baltacılar, bu kez baltayı taşa vurdular; ellerinde kala kala umacılık kaldı, sabah akşam ekranlarda hokkabazlık yapıyorlar. Teşrihten azade oldukları için tespit veya teşbihleri de sakat. Düşünce ufukları ise bir hayli dar. İrticalen ortaya koydukları bir duygu veya düşünce yok; her şeyi tasarlıyorlar, eğreti gelen duruşları ve yapmacık gelen tavırları bundan. Polemiğe gerek yok bu arkadaşlarla. Zira onlar, yaptıklarının kötülük olduğunu bilerek yapıyorlar. Vekil olma veya vekilliğini devam ettirme arzusundaki üç beş kişinin buna yeltenmesini anlıyorum ama, yaşını başını almış insanların bu ucuzluğa tamah etmesini anlayamıyorum.

Tabii sosyal alemlerde sesi en çok çıkan diğer bir kesim de balo akademisyenleri. Malum, akıl daneleri onlar muhalefetin. Bu akademik arkadaşlar referandum istiyorlar ki kendileri 2010 referandumunu şeytanlaştırıp yerden yere vuran kişiler ve kişilikler olmalarıyla meşhurlar aynı zamanda da sosyal alemlerde. “Yüzümüzü millete dönelim” diyen mi dersiniz, “rızanın olmadığı yerde kanunlar sorunu çözemezmiş” diyen mi dersiniz, türlü türlü isyanları var, insanın gözleri yaşarıyor bu “demokrasi havarilerini” gördükçe. Tamam, madem öyle o zaman şöyle; Türkiye-İran-Irak üçgenindeki Kürdistan coğrafyasında bir referandum yapalım mı Kürdistan ulus devleti için? Gidelim mi referanduma? Rıza arayalım mı? Ve evet haklısınız, rızanın olmadığı yerde kanunlar sorunu çözemez; tıpkı 1925’de Takrir-i Sükûn Kanunu’nun çözemediği gibi değil mi?

Solculukları balon olan ulusalcı gazeteciler de boş durmadılar; “Öcalan Kürtleri temsil edemez” iddiası ile esip gürlediler. Kürtler de onlara gülüp geçiyorlar tabii. Kemalist rejimden kalma, Kürtlerin velisi veya vasisi gibi davranma hastalığının sekelleri hep bunlar. Anlayışlı olmak lazım bu arkadaşlara karşı. Zira dışardan nasıl göründüklerinin farkında değiller. Kendilerine aşıklar. Şimdi birisi kalkıp dese ki Atatürk Türkleri temsil etmiyor, çok partili sisteme geçmeye cesaret edemedi ve kurduğu parti de yıllardır iktidar olamıyor vesaire; komik olur değil mi? Evet bu arkadaşlar da aynı şekilde komikler.

“PKK yenildi” diyerek Süleyman Soylu’nun “aydın” versiyonu olma pozisyonuna düşenler de var. PKK gibi örgütler için yenilmek yok edilmeleri ile mümkün. Edilebildiler mi? Hayır. Yine PKK gibi örgütler için zafer, ayakta kalmaları ile mümkün. Kaldılar mı? Evet. O vakit laf salatası yapmanın veya havanda su dövmenin anlamı yok. PKK ayakta kalarak, devlet ise anlayarak kazandı. Kaybedeni olmayan bir zafer Terörsüz Türkiye! “DEM Parti oylarını Öcalan’a hapsetme planı varmış” bir de. Yahu DEM Parti Öcalan’a önderlik diyor; bunu diyerek oy alıyor. DEM Parti’nin selefi HDP ve onun pratisyeni Selahattin Demirtaş, Öcalan’ın Türkiyelileşme doktrini üzerinden yükseldiler, kimi kandırıyorsunuz? “Kürtler yenildi” diyerek süreci ajite eden hocalarımız da var elbet. Dün Kürtlere dair inkâr edilen her şey bugün artık ikrar edildiyse; Öcalan’ın konumu partinin kurucu önderliğinden cumhuriyetin kurucu babalığına inkılap ettiyse, hangi yenilgiden bahsediyorsunuz siz? Bu arada PKK’nın da eleştirileri var yasaya dair; “Kürt sorununu çözen, çözüm getiren bir yasa değilmiş” bu. Yahu elbette değil. Hem böyle bir iddiada bulunan yok, hem de mevcut rejim ve iktidarın hali ortadayken böylesi bir iddia ortaya atılsa dahi inanacak olan yok.

Gelelim Ekrem İmamoğlu ve “yeni” partisine. İmamoğlu, modifiyeli CHP olan Yeni Parti’nin başında çıktığı ilk ciddi sınavında sınıfta kaldı. Türkiye’nin temel meselelerine dair ilgi ve bilgi düzeyi çok yetersiz İmamoğlu’nun. Böylesi kritik bir hususta önce kendisi irade ortaya koyamadı; yetmedi değerli eşi Dilek Hanım üzerinden sabahına hayır dediği yasaya, Özgür Özel üzerinden akşamına evet dedi. Özel’in ise lider değil idareci olduğu, malın sahibi değil emanetçisi olduğu kabak gibi ortaya çıktı. Çok seslilik iyidir, her kafadan bir ses çıkması kötüdür; otorite iyidir, otoriterlik kötüdür; meseleleri tartışmak iyidir, ortak karar alamamak kötüdür. Evet İmamoğlu ve arkadaşları tertipli yargılamaların mağduru. Lakin bu onlara özgü veya ilk defa onların başına gelen bir durum değil. Maalesef memleketin rutini bu. İmamoğlu mağdur evet; ama lider değil. Ve maalesef acı olan husus; yetki kurbanda olsaydı daha adil olacağına dair bir ışık da yok ortada. İktidar yozlaştırır evet. Ama iktidara giden yol da yozlaştırır. Ve evet, İmamoğlu bir gün iktidar olabilir; lakin bu Erdoğan’dan daha iyi veya daha demokrat olduğu için olmayacak.

Maalesef yine olmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriter ve hatta post-modern totaliter yönetimini demokrasiye zorlayacak şekilde siyaset yapma, muhalefet etme fırsatı yine değerlendirilemedi. Ne geçti şimdi muhaliflerin eline? Halbuki 22 Ekim’den bu yana iktidarı zorlama adına sayısız fırsat geldi muhalefetin önüne. İmralı’ya gidilmemesi başta olmak üzere her bir fırsatı cömertçe ittiler ellerinin tersiyle. İYİ Parti eski model bir MHP, YENİ Parti ise eski model bir CHP gibi hareket etmenin ötesine geçemedi. Lakin YENİ Parti’den vazgeçme lüksümüz yok ve onların demokrasiye yönelmesine düne göre bugün daha da çok ihtiyacımız var. Her ne kadar halen daha milletin hiçe sayıldığı dönemlerin öz eleştirisini vermeseler ve otoriteden sabıkalı olsalar da en kötü hallerinde bile Erdoğan’ın sopasının kısa kalmasına vesile olacaklar. Unutmamak lazım Demokrat Parti’yi de CHP’liler kurmuştu. Eleştirmekle beraber kıymetini de bilmek gerek YENİ Parti’nin.

Evet, Erdoğan’ın işi hala çok zor. Tertipli yargılamaların üzerini makyajlı yeniden yargılamalarla örtme çabası bile millette karşılık bulmuyor. Lakin bu, muhalefetin işinin de artık düne göre çok daha zor olduğu gerçeğini değiştirmiyor. “Bir musibet bin nasihatten iyidir” derler. Lakin bu kaçıncı musibet muhalefet adına artık ben sayısını unuttum. “Kılavuzu karga olanın…” atasözünü kulaklarına küpe etmeliler. Baltacılara, baloculara ve balonlara gelecek olursak; onlar hiçbir zaman bu milletin derdi ile hemhal olmadılar, yani batı cephesinde değişen bir şey yok.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın