RÖPORTAJ | Çözüm süreci bozulunca 100 kitap yasaklandı

“İki İleri Bir Geri: Kürt Kültürel Yayıncılığının Karşılaştığı Hak İhlallerinin İzlenmesi” raporunu hazırlayan Reha Ruhavioğlu: 2009’dan bu yana 117 kitap yasaklanmış ve toplatılma kararı alınmış. Bu kitapların tamamı iki kitabevine ait. 15 tanesi Avesta, 102 tanesi Aram Yayınevi’ne ait. Yasaklama tarihlerine baktığınızda bu 117 kitaptan 100 tanesinden fazlası Çözüm Süreci bozulduktan sonra haklarında toplatılma kararı alınmış kitaplar.

Kürt Araştırmaları Merkezi, geçtiğimiz günlerde “İki İleri Bir Geri: Kürt Kültürel Yayıncılığının Karşılaştığı Hak İhlallerinin İzlenmesi” başlığı ile bir rapor yayınladı. Raporun yazımını üstlenen Reha Ruhavioğlu ile Kürt yayıncılığının geçmişten günümüze serüvenini, geçmişte ve günümüzde karşılaşılan hak ihlallerini, problemleri ve gelecek için çözüm önerilerini konuştuk.

Röportajın tamamını Serbest TV’de izlemek için:

Röportajın tamamını SerbestPod’da dinlemek için:

“Kürt yayıncıların, yayınevlerinin ürettiği eserler ön plana çıkartılmıyor ya da oraya özel, oranın ihtiyaçlarını bilen bir dağıtım ağı yok. Bu, sadece kimse yatırım yapmıyor, o yüzden yok durumu değil. Kürt meselesi ile ilgili bir işe yatırım yapacağınız zaman, riskiniz çok yüksek. Diyelim ki buğun iyi bir dağıtım şirketinin maliyeti neyse, siz o maliyete sahip olsanız bile buraya yatırım yapmaktan çekiniyorsunuz. Çekinmenizin sebebi ise Kürt meselesi ile ilgili durum oluyor. Bu da sizin, yayınevlerinin uluslararası sözleşmelerde garanti altına alınmış olan edinme ve iletme hakkının ihlali anlamına geliyor.

Onun dışında belediyelere kayyım atandıktan sonra belediyelerin düzenledikleri fuarlar yine düzenleniyor olsa da eskiden daha çok Kürt yayıncı katılabilirken artık daha az Kürt yayıncı bu fuarlara kabul ediliyor ya da yer bulabiliyor. Onun dışında bugün hala devam edegelen bir sorun, Kültür Bakanlığı’nın yayıncılara verdiği destekler.

Örneğin ilk eser desteği veriyor Bakanlık. Buradaki temel problem ise Türkçe olma zorunluluğu bulunması. Böylece Kürt yayıncıların Kürtçe eserleri otomatik olarak devre dışı bırakılmış oluyor böylelikle. Ama Kürt yayıncılar Türkçe eserleri için de başvurdukları zaman pek olumlu dönüş almıyorlar. Yani buradaki desteklerden faydalanamama sebepleri sadece yasal olarak Türkçe olmamaları değil. Jürinin kurgusu, devletin siyasi yaklaşımı vs. bütün burada bir ayrımcılık hikayesi ortaya çıkartıyor.

iki ileri bir geri

 İkinci alan ise devletin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı kütüphanelere aldığı kitaplar. Biz, 2010-2018 yılları arasında bu bakanlığın sitesine baktığımızda alınan kitaplara, her yıl binlerce çeşit kitap alınmış ve her yıl kitaptan 100 aldığı da var 300 tane aldığı da var, 300 bin tane aldığı da var bir milyon tane aldığı da. Fakat, 8 yıl boyunca aldığı bütün kitapları incelediğimizde Avesta’dan örneğin sadece 4 tane kitap aldığını görüyoruz ve bu kitaplardan sadece bir tanesi Kürtçe. 

Ancak yayınevleri buraya başvururken, önce bir form dolduruyorlar sonra buraya numune gönderiyorlar, 100 kitap bastılarsa 100’ünü de gönderiyorlar. Bir yayınevi düşünün ki her yıl başvuruyor ama kitapları alınmıyor. Yani, ayrımcılığı geçtim, bu başvurunun maliyeti bile külfetli bir şeye dönüşüyor. Avesta’ya sorduğumuzda, bu kitaplardan 100-200 tane alındığını söylediler. Zaten Avesta’nın başvuru sürecinde gönderdiği kitap sayısı bundan fazla oluyor.

Kültür Bakanlığı’nın destekleri önemli bir kalem çünkü rakipleri diğer yayıncıları teşvik eder ve desteklerken, zaten zayıf olan bir sektörü desteklemeyerek daha da zayıflatıyor ve dezavantajlı durumu derinleştiriyor. Ancak Kürt yayıncılığının en önemli sorunu yine bu değil.

Kürt yayıncılığının en büyük sorunu kitapların yasaklanması, toplatılması, gözaltılar ve soruşturmalar. Kitapların yasaklatılması ve toplatılması süreci devam ediyor. Bir yere gözaltı yapıldığında polisin dikkatini çeken -yasak olsun olmasın- kitapla ilgili polis bir fezleke hazırlıyor ve savcılık da bu fezlekeden yola çıkarak yaklaşık 24 saat içerisinde bu kitabı yasaklıyor. Yani, “Bu kitabı okuduk, inceledik, içinde bir sıkıntı yok” denmiyor bile. Bunlar nadirattan şeyler.

İlginç ve çarpıcı olan şey ise, 2009’dan bu yana tespit edebildiğimiz 117 kitap yasaklanmış ve toplatılma kararı alınmış. Bu kitapların tamamı iki kitabevine ait. 15 tanesi Avesta, 102 tanesi Aram Yayınevi’ne ait. Yasaklama tarihlerine baktığınızda bu 117 kitaptan 100 tanesinden fazlası Çözüm Süreci bozulduktan sonra haklarında toplatılma kararı alınmış kitaplar.

Gözaltılarda ele geçirilen kitaplar dışında bir de cezaevine gönderilen kitaplar üzerinden toplatılma ve yasaklama kararı çıkartılıyor. Gönderilen kitabı gardiyan, kapaktaki ya da içerikteki bir şeyden şüpheleniyor ya da rahatsız oluyor, bunu Emniyet’e bildiriyor ve Emniyet de az önce anlattığım süreci uygulayarak kitap hakkında toplatılma ve yasaklanma kararı alınıyor.

Buradaki problem şu; yayınevleri diyor ki “Eskiden bu işler İstanbul’da bir mahkeme eliyle yürütülürdü ve biz kimle muhatap olacağımızı bilirdik. Bugün ise ilçe mahkemeleri bile bu kararları verebiliyor. Biz de yetişemiyoruz.”

Örneğin biz bu raporu yazdığımızda Avesta’nın 14 kitabının yasaklandığını yazmıştık fakat raporun düzenleme sürecinde Avesta’nın bir kitabının daha yasaklandığını öğrendik. Fakat bu kitap, yaklaşık iki buçuk yıl önce yasaklanmış fakat Avesta’ya bu yasak ancak tebliğ ediliyor. Kitapların yayınlanmasından aylar sonra yayıncıya soruşturma açılabiliyor ya da toplatma kararı alınabiliyor. Yasal süre göz ardı ediliyor.

Yasaklanan kitapların da önemli bir kısmı örneğin Irak Kürdistanı’ndaki insan hakları ile ilgili hazırlanmış bir insan hakları raporu ya da doktora tezi. Rusya’da hazırlanmış mesela.

Yine bu raporu hazırlarken güncel bir olayla karşılaştık. Şerefname adında bir Kürt tarihi kitabı var. Bir mahkuma 11 tane kitap gönderiliyor ve içinde bu kitap da var. Şerefname’yi mahkuma vermiyorlar, mahkum dilekçe ile infaz hakimliğine başvuruyor. Mahkeme, “Kitabın içerisinde Kürdistan kelimesi geçiyor, dolayısıyla verilmemesi doğrudur” diyerek kitabın okuruna ulaşmasını engelliyor. Ancak, siyasi gidişat ile bu yayıncılık faaliyetinin gidişattan etkilenmesini bir örnek üzerinden karşılaştırabiliriz.

2014 yılında, Abdullah Öcalan’ın kendi yazdığı kitap kendisine verilmediği için AYM’ye bir başvurusu var ve mahkemenin Öcalan lehine verilmiş bir ihlal kararı var AYM’nin. Abdullah Öcalan, devlet nezdinde bir örgütün lideri ve zaten yazıp ettiği şey içeriğinden bağımsız olarak yasaklanıyor ancak 2014’te o kitaba dair bile hukuki süreç daha objektif yürümüşken bugün pek de bugünle de ilgisi olmayan kitaplar dahi “terör örgütü propagandası” yaftalaması ile engelleniyor.

Sadece tüm bu problemler değil, aynı zamanda yayıncıların kendilerine de ilk başta yayıncılık faaliyetleri ile ilgili görülmeyen sorgulamalar, soruşturmalar, gözaltı ve tutuklama işlemleri yapılıyor.”

Önceki İçerikDoğa ve yürüyüş üzerine
Sonraki İçerikIŞİD’in askeri eğitim sorumlusu Ataşehir’de oturuyormuş