RÖPORTAJ | İYİ Parti milletvekili Subaşı: “Akşener, HDP’ye ‘iktidarın istediği gibi İmralı’nın vesayeti altına girmeyin’ mesajı verdi”

Akşener’in, AK Parti heyetinin HDP ziyaretini eleştirdiği konuşmasındaki “Bizi, Kürtleri temsile yetkili yegâne kişinin Öcalan olduğunu söyleyenlerle de Apo’nun emriyle mıntıka temizliği yapanlarla da karıştırmayın. Bizim için siyaset sivil aktörlerle yapılır” sözlerinin yer aldığı bölümü, İYİ Partili Hasan Subaşı’yla konuştuk. Subaşı: Kişisel kanaatim, genel başkanın sözleri HDP’ye ‘Türk ve Kürt halklarının haklarını serbest iradenizle savunun. Tahakküm altına girmeyin. O şekilde sivil siyasetin içinde olamazsınız’ gibi bir mesaj olarak algılanabilir.”

İYİ Parti lideri Meral Akşener’in, partisinin dünkü (9 Kasım) meclis grup toplantısında Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın başında olduğu AK Parti heyetinin HDP ziyaretini sert sözlerle eleştirdiği konuşmasında yer alan bir bölüm dikkat çekti.

Akşener’in konuşmasının sosyal medyada tartışılan o bölümü şöyle:

“Bizi, bu ülkenin eşit ve şerefli vatandaşları olan Kürtleri temsile yetkili yegâne kişinin Abdullah Öcalan olduğunu söyleyenlerle de Apo’nun emriyle mıntıka temizliği yapanlarla da sakın karıştırmayın.

“Bizim için siyaset ya sivil aktörlerle yapılır ya da yapılan şeyin ismi siyaset değildir.

“Bizim için demokrasi ya sivil aktörlerin kurallar çerçevesinde birbiriyle yarıştığı bir sistem halini alır ya da bugün olduğu gibi Sayın Erdoğan ile Apo’nun el ele verip dizayn ettiği bir çirkin pazarlık masasına döner.

“Ayrıca bu tezgâha karşı çıkan herkesi faşist damgasıyla yaftalamaya alışanlara da buradan seslenmek istiyorum. Biz bu ülkenin gerçek demokratlarıyız, gerçek vatanseverleriyiz, gerçek milliyetçileriyiz.

“Dolayısıyla Türklere de Kürtlere de birer maraba gözüyle bakarak, onların oyunu cebine atıp pazarlık edenlerin sözleri zerre umurumuzda değildir.

“Biz er ya da geç bu ucube sistemi açık ve gizli işbirlikçileriyle deşifre edeceğiz. Allah’ın izni, milletimizin de teveccühü ile bu gölge tiyatrosunu sandıkta alaşağı edeceğiz, bu böyle biline.”

İYİ Parti Antalya milletvekili Hasan Subaşı, Serbestiyet’in, Akşener’in bu sözleri ve ziyaret gerekçesi olan başörtüsüne anayasal güvence ile “kadın ve erkekten oluşan aile” vurgulu düzenlemeyi içeren anayasa değişikliği hakkındaki sorularını yanıtladı.

Akşener’in konuşmasındaki “Bizi, bu ülkenin eşit ve şerefli vatandaşları olan Kürtleri temsile yetkili yegâne kişinin Abdullah Öcalan olduğunu söyleyenlerle de Apo’nun emriyle mıntıka temizliği yapanlarla da sakın karıştırmayın. Bizim için siyaset ya sivil aktörlerle yapılır ya da yapılan şeyin ismi siyaset değildir” diye başlayan bölüm epey dikkat çekici. Sosyal medyada da tartışıldı. “Sivil siyaset” vurgusu var, “Erdoğan ile Apo’nun el ele verip dizayn ettiği çirkin pazarlık masası” iddiası var. Daha farklı değerlendirilen bölümler de var. Konuşmanın o kısmıyla ilgili sizin yorumunuz nedir?

Konuşmada geçen “sivil siyaset” bölümünün, Erdoğan ve İmralı yönlendirmesiyle HDP’ye bazı girişimlerin olabileceği hakkında bir uyarı olabilir diye düşünüyorum. Sivil siyaset, halk için ve halkın yönlendirmesiyle mümkündür. Başka bir baskı ve yönlendirme varsa sivil siyaset olmaktan çıkar.

Erdoğan daha önce “Edirne’deki İmralı’dakine hesap verecek” diye bir çıkış yapmıştı. Erdoğan’ın bu çıkışı aslında bir yerlere işaretti. O senaryo tekrar gündemde diye düşünüyor olabilir.

Kişisel kanaatim, genel başkan, HDP’ye “iktidarın istediği gibi İmralı’nın vesayeti altına girmeyin, sivil siyasette durun” mesajı veriyor olabilir. “Türk ve Kürt halklarının haklarını serbest iradenizle savunun. Tahakküm altına girmeyin. O şekilde sivil siyasetin içinde olamazsınız” gibi bir mesaj olarak algılanabilir.

İstanbul seçimlerinde öyle bir tahakküm altına alma girişimi ortaya çıkmıştı. Hatta Bahçeli, HDP’ye “mektuplarla talimat geliyor, uymayacak mısınız” minvalinde seslenmişti.

Meral Hanım, bu tür bir sürecin tekrarlanacağını işaret ediyor. Daha önce iktidar için “İmralı’yla temas başladı” demişti.

Hatta genel başkanımızın açıklamasından sonra da Selahattin Demirtaş bir tarif yaparak, “Altılı Masa, bu tarife uygun bir aday gösterirse buna uyarız” dedi.

Tamamen kişisel yorumum olarak; Demirtaş’ın o çıkışı da “İmralı’yla temas başladı” açıklaması sonrası bir ön almak, bir mesaj vermek olabilir.

“İmralı”ya karşı “Edirne”nin tutumunu mu göstermek istedi?

Evet. “Eğer temas varsa, bir dayatma yapılmadan ön alayım” diye hareket etmiş olabilir.

İstanbul tecrübesi herkesin hafızasında. İktidar ve İmralı, HDP’yi yönlendirmek için birlikte hareket edebiliyor.

Kastedilen HDP’nin vesayet altına alınmak istenmesi ve AK Parti’nin de HDP’nin İmralı vesayetinde kalmasını istemesi değil mi?

Evet. AK Parti, “HDP’nin İmralı vesayetinde” kalmasını istiyor. Sayın genel başkan, “İmralı vesayetinde olmayın, sivil siyasette kalın, o zaman muhatap alınırsınız. O zaman halkı parya olmaktan kurtarırız” demek istemiş olabilir.

Bu tartışmaları başlatan AK Parti-HDP görüşmesinin gerekçesini oluşturan anayasa değişikliği teklifi için ne düşünüyorsunuz?

Bu Anayasa değişikliği teklifi konusunda bir referandum doğru değil. Çünkü temel hak ve özgürlüklerin referanduma gitmesi ya da anayasa meselesi haline getirilmesi kabul edilecek bir şey değil. Ya referandum sonucu hayır çıkarsa? O zaman “kadınlara başörtüsü yasak mı” diyeceksiniz?

Hele cumhurbaşkanının “böyle bir mesele kalmadı ki” dedikten sonra “pası aldım, gol atayım” tutumu devlet ciddiyetiyle de bağdaşmıyor. Başörtüsü özgürlüğü; bir oyun alanı değildir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu konunun seçim öncesinde kullanılabileceği endişesiyle bir girişimde bulundu.

Cumhurbaşkanının “artık sorun değil ki” dedikten sonra bunu bir Anayasa meselesi yapması tam bir garabet olmuştur. Ardından “aileyi koruma” adı altında LGBT konusunu buraya karıştırmak için “aile kadın ve erkekten oluşur” maddesinin eklenmesi anlamsız. Çünkü Medeni Kanunumuzda ailenin erkek ve kadından oluştuğu açıkça yazar ve Türkiye’de bu konuyla ilgili aksi yönde bir talep hiç gündeme gelmedi.

Macaristan ve Brezilya’da bu konu seçim malzemesi olarak kullanıldı, referanduma götürüldü. Cumhurbaşkanı, oralardan da esinlenmiş olabilir.

Şimdi partilerin tutumu çok önemli. Tüm muhalefet “siz kendi kendinize oynayın” diyerek reddedebilir ve bu şekilde “sizin teklifinizi ciddiye almıyoruz” da demiş olur. En doğrusu kanaatime göre bu tavırdır.

Bir partinin destek olması ise referanduma götürülmesini sağlar ve bu durumda ise popülist politikacıların seçim malzemesine dönüştüreceği kesindir.

Türkiye’nin konuşulması gereken bütün ciddi problemlerinin yanında bir de bu mesele çıkar ve seçmenin önüne ayrı bir sandık olarak konulur ve konuşulması gereken konuların önüne geçer.

Bu nedenle muhalefetin tutumu tümden “hayır” diyerek, eğer referandum riski var ise de 400’ün üzerinde bir kabul oyuyla geçirerek konuyu kapatmak olabilir. Referandumsuz bir seçenek doğru olanıdır.

Bir muhalefet partisinin evet diyerek referanduma götürmesi gibi bir olasılık görüyor musunuz?

Tahminim tümden reddedilir. 400’ün üzerinde geçmesi durumunda İstanbul Sözleşmesi gündeme getirilebilir. LGBT konusu gündem dışında kalacağı için “işte muhafazakâr çevrenin endişesi Anayasa değişikliği ile giderilmiş olduğuna göre o halde İstanbul sözleşmesini gündeme getirelim” denebilir.

Kimi muhalif çevrelerde Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yasal güvence çıkışı sonrası Erdoğan’ın bu anayasa değişikliğini gündeme getirmesi, “Kılıçdaroğlu’nun gol yediği” şeklinde yorumlandı. Ekonomiyle ilgili tartışmaların gündemin geri planına itilmesine neden oldu gibi değerlendirmeler de yapıldı. Bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kemal Bey, konu her ne kadar gündemde görünmese de iktidarın seçim sürecinde kullanacağını düşünerek teklifi getirdi ve önünü kesmek istedi.

Bu tartışmalar ekonomiyi gündemden düşürmez. Ekonomik sorunları insanlar en yakıcı biçimde her an yaşıyor.