RÖPORTAJ | “MB Başkanı, risk primimiz niye Brezilya’dan yüksek diye hayıflanmak yerine yönetim kalitemize bakmalı”

Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı, eski bankacı Kerim Rota: “Başkanın bahsettiği Brezilya’ya gittiğinizde kendinizi güvende hissetmiyor olabilirsiniz ama Brezilya’nın rezerv yeterlilik oranı bizim üç katımız. Brezilya Merkez Bankası, bizim faizleri 1 puan düşürdüğümüz geçtiğimiz hafta faizleri 1 puan yükseltti; Brezilya’da enflasyon bizim üçte birimiz seviyesinde.”

Merkez Bankası’nın (MB) faiz indirimi kararını ve MB Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun gazeteci-ekonomist Barış Soydan’a yaptığı açıklamaları, Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı, eski bankacı Kerim Rota’yla konuştuk.

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, faiz indiriminin hemen ardından gelen dolardaki yükselişi, FED’in kararları ve FED Başkanı’nın konuşmasıyla ilişkilendirdi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

FED toplantısı bizim Merkez Bankası faiz kararından bir gün önce sonlanmıştı. Başkan, Barış Soydan’a konuştuğunda TCMB faiz indirimini yapmıştı ve dediğiniz gibi dolarda da bir yükseliş gerçekleşmişti.

FED, aslında net bir mesaj koydu ortaya. Dedi ki, “ben parasal genişlemeyi aceleci olmadan geri alacağım ama 2022’nin ortasına kadar da bu operasyonu tamamlayacağım.” Bu kadar net bir mesaj var.

Başkan’ın Barış Soydan’a verdiği mesajda, yıl sonuna kadar parasal genişlemeden herhangi bir geri adım atmayacağı sözü bence havada kalıyor. Çünkü FED, 9 aylık bir dönem için net bir şekilde stratejisini ortaya koydu. Yıl sonuna kadar, kalan 3 aylık dönemde ne yapacağının bir önemi kalmadı. Başkan’ın dediği gibi yıl sonuna kadar bir aksiyon almayabilir ama 2022’nin ortasına kadar alacağı bütün aksiyonları da belirledi.

FED Başkanı’nın açıklamalarına, piyasalar aslında birkaç gün çok önemli bir tepki vermedi. Son birkaç gündür hem ABD tahvil faizindeki yükseliş hem ABD borsalarındaki düşüşle beraber aslında buna ciddi anlamda bir finansal tepki de geldi.

Dolayısıyla MB Başkanı’nın okuması eksik ve kısa vadeli bir bakış. Zaten faiz indiriminin arkasından TL’deki değer kaybı, bütün para birimlerindeki değer kaybından çok fazla oldu. Neredeyse 9’a yaklaşan bir dolar-TL fiyatlaması gördük.

Burada ciddi anlamda bir okuma eksikliği var. Ben aslında okuma eksikliğinden de öte; prematüre olan, yapılmaması gereken ve enflasyonu dikkate almayan faiz indirimine bir kılıf bulma çabası görüyorum. Bizim başkanın açıkçası FED açıklamasını faiz indirimine kılıf olarak kullandığını düşünüyorum.

MB Başkanı 225 milyar TL’lik mevduat artışından bahsetti. Bunun MB’nin para politikasına duyulan güvenin bir sonucu olduğunu söyledi…

Bu da tamamen yanlış bir okuma. Biliyorsunuz şirketlerde, siyasette, hemen hemen hayatın her alanında “benden önce, benden sonra” kavramı vardır. Bir işe girersiniz, “benden önce işler bu kadar kötüydü, benden sonra bu kadar iyi” dersiniz; evlenirsiniz, “bak benden önce senin hayatın böyleydi, benden sonra böyle oldu” dersiniz.

Ona benzetiyorum açıkçası. 225 milyar TL’lik bir artış var mı, var doğru. Ama tek başına bu veriye bakarak bir sonuca varmanın ne kadar mantıksız olduğunu biz finansçılar çok iyi biliriz.

Bunun için başka şeylere bakmak lazım. Mesela, o günden bugüne MB ne kadar parasal genişlemeye imza attı? Artışın ne kadarı MB’nin para basmasından geldi? Ben döndüm baktım tabii meraklı olduğum için. 120 milyarı buradan gelmiş. 225 milyarın 120 milyarı MB’nin para tabanı artışından gelmiş. Dolayısıyla hiçbir şey yapılmasa zaten MB bu kadar parayı piyasaya sürmüş ve mevzuat artışı olacak zaten.

Bir kaleme daha baktım. O günden bugüne vadeli mevduatlara işleyen faiz oranı. Çünkü biliyorsunuz, MB para basarak veya para yaratarak piyasadaki parayı arttırabilir. Ancak bankacılık sistemi piyasadaki parayı arttırabilir. Onu da nasıl arttırır? Sizin mevduatınıza bir faiz öder, o faiz de yeniden yaratılan bir paradır, bankacılık sistemi açısından. Bunun da hemen hemen yükselişi 100 milyar lira civarında.

Böyle olunca sadece bu iki kalem reel bir artış olmadığını ortaya koyuyor.

Yani insanlar TL’ye ek bir güven gösteriyor değil. Hatta tam tersine dolarizasyon hızla artıyor. Başkanın döneminde de dolarizasyon hız kesmemiş; döviz mevduatlarının TL mevduatlarına oranı %54-55’e gelmiş vaziyette.

Dolayısıyla bakılması gereken kriterlere bakmayıp, bu nominal 225 milyar liralık artışa bakmak mantıksız. Bir bankacının yapmayacağı bir şey.

MB Başkanı bankacılık kökenli, ben de bankacılık kökenliyim. Şöyle olur: Bir şubeye gidersiniz performans görüşmesi için, şube müdürü “benim yılbaşından bu yana mevduatlarım 100 milyon lira arttı” deyince şu sorulur: “Sen kaçtan başladın, kaça geldin, aradaki reel artış ne kadar? Ne kadar faiz ödemesi yaptın?” Reel artış yoksa, “kusura bakma sen rakamları eğip büküyorsun” denir.

Burada da MB Başkanı aslında bakmaması gereken bir veriye bakarak bir çıkarımda bulunmuş. Hakikaten bu cümlesi beni çok endişelendirdi. Çünkü gerçek bir TL’ye güven ölçümünün kriterleri çok daha farklıdır. Mesela mevduattaki dolarizasyon oranı, mesela mevduat dışı kesimdeki yatırım tercihleri. Bunların hepsinin çok önemi var.

O yüzden ilk sorduğunuz soruyla bu ikinci soruyu birleştirdiğimde, sayın başkanın daha MB’ye ısınamadığını görüyorum.

MB Başkanı ve yöneticiler faiz indirimine kendileri mi karar verdiler?

Kesinlikle kendileri karar vermediler. Sayın Cumhurbaşkanı Temmuz-Ağustos aylarında bir faiz indirimini onlardan beklediğini söylemişti. Temmuz-Ağustos aylarında bu olmadı, enflasyondaki 19’un üstüne varan yükselişten sonra. Ama Eylül’de sanıyorum siyasi anlamda bıçak kemiğe dayandığı için bu düşüşü yaptılar.

Enflasyon yine düşmeyecek. Daha da yükselmeye devam edecek. Bence MB Para Politikası Kurulu’nda oturanlar ve başkan, koltuklarını korumak için buna imza attılar.

Niye diyeceksiniz. Beklenen enflasyon gittikçe yükseliyor. Tüketici enflasyonu 19,25’e üretici enflasyonu 45’e gelmiş. Enflasyon dinamikleri yukarı yönde. Türkiye’de artık baz etkisiyle bile enflasyonun düşeceğini hayal etmek büyük bir hayalperestlik. Üstelik bakın daha iki gün önce Hazine ve Maliye Bakanlığı bir rapor yayımladı. Bu raporda, Hazine ve Maliye Bakanlığı diyor ki, bu sene içerisinde ben 102 milyar liralık feragat yaptım, enflasyonla mücadele için…

102 milyar nereden geliyor, bunun yaklaşık 40 küsur milyar lirası benzinde alınmayan ÖTV’den geliyor. Türkiye’de benzin fiyatı Avrupa’daki en ucuz benzin fiyatı haline geldi. Bize çok pahalı geliyor ama döviz cinsinden baktığınızda en ucuz benzin fiyatı.

Bunun da sebebi şu, enflasyon daha yükselmesin diye devlet ÖTV gelirinden vazgeçiyor. Ucuz benzin kullanmamızı sağlamıyor ama daha pahalı kullanmamamızı sağlıyor.

Bunun dışında stopaj indirimleri yapıldı mevduatta, 17-18 milyar buradan verildi. Geçici vergi indirimi yapıldı. Toplamında 102 milyar. Maliye Bakanlığı diyor ki, “ben bunlardan vazgeçmeseydim, enflasyon 2,5 puan daha yüksek olurdu.” Yani bugün 19,25 olan enflasyon 22 olurdu, diyor. Bunu görüyorsunuz MB Başkanı ve PPK üyeleri olarak.

Bunun sürdürülebilir olmadığını da çok iyi biliyorsunuz. Bu ÖTV’den vazgeçişler, stopaj indirimleri ilelebet yapılabilecek şeyler değil. En fazla 1-2 ay daha yapılır. Ben o kadar bile zamanımız kalmadığını; en yakın zamanda benzine, doğalgaza, elektriğe zam geleceğini düşünüyorum.

Şimdi bu sürdürülebilir olmayan şeylerden vazgeçtiğinizde, inanılmaz bir şekilde enflasyonun yükseleceğini de biliyorsunuz. Ama otuyorsunuz orda, el kaldırıyorsunuz, faizi düşürüyorsunuz. Faizlerin düşmesi kötü bir şey değil, iyi bir şey. Ama prematüre doğum yaptırırsanız faize, neler olduğunu biz Berat Albayrak döneminde başımıza gelen felaketlerden biliyoruz. 2020’nin Nisan-Mayıs ayında enflasyon yüzde 12-13’lerde dururken, faizler yüzde 7’lere inmişti. Konut kredisi faizleri aylık olarak 0,60-0,70’lere inmişti. İhtiyacı olmayanlar konut kredisi kullanıp, ciddi şekilde konut balonu yarattılar. İhtiyacı olanlara da hibe verilmesi yerine kredi verildi. Onlar da şimdi yüzde 25-30 faizle bankanın kapısında pazarlık yapıyorlar.

Dolayısıyla bu tür erken faiz indirimleri toplumun geneline hizmet etmez. Gelir adaletsizliğine, servet adaletsizliğine hizmet eder ve enflasyonla mücadeleyi ciddi yapmadığınız algısı bir kere topluma yerleştikten sonra artık enflasyon beklentisiyle enflasyonu tutamaz hale gelirsiniz. Bence geçen hafta verdikleri kararla beraber bu yolu da açmış oldular.

Sizce bahsettiğiniz faiz indirimi yapılmayan Temmuz-Ağustos sürecinde, MB Başkanı ve yöneticileri ekonomik verileri baz alarak siyaset kurumuna direndi mi?

Cumhurbaşkanı bir yayında Temmuz ya da Ağustos ayında faizlerin düşeceğiyle ilgili net bir ifade koymuştu. Ağustos ayında bir konuşma yapılmış olması muhtemeldir. Orada da “biz indireceğiz ama baz etkisiyle düşüş aslında Eylül’e, Ekim’e kalacak. Müsaade edin bize bir ay daha denmiştir. Artık Eylül ayında bu konuşma yapıldı mı yoksa Cumhurbaşkanı’na o telefonu açmaya cesaret mi bulamadılar bilmiyorum ama uygulamayı yaptılar.

Zaten bu başkan da biliyorsunuz, aslında faizleri indirmesi için oraya getirildi. 6 ay geçmişti, artık verilen görevi yerine getirmesi gerekiyordu. Onu da yapmış oldu ama ne pahasına? TL’de yüzde 7,5-8’lik bir değer kaybı pahasına. Bunun önümüzdeki dönem enflasyona etkisi yüzde 1-1,5 olacak. Bundan kim faydalandı, ben hakikaten sorguluyorum.

Bu faiz düşüşüyle kredi faizlerinde hiçbir düşüş olmayacak, mevduat faizlerinde çok hafif bir düşüşü olacak, belki hiç olmayacak. Döviz arttı, enflasyon artacak. Kim bundan faydalanacak, ben sorguluyorum.

MB Başkanı Kavcıoğlu’nun risk primiyle ilgili yorumu hakkında çok yazılıp çizildi. Kavcıoğlu risk primini asayişle, hayati risklerle bağlantılı olarak tanımladı, Brezilya ile Türkiye’yi kıyasladı ve Türkiye’ye haksızlık yapıldığını söyledi…

Bu konuda yorum yapma hakkına en çok sahip olanlardan birinin kendim olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin risk priminin yüksekliğiyle ilgili 2019’da yazdığım bir yazıda aynen şu ifadeyi kullanmıştım: “Sokaklarında akşam yürümeye korkacağınız ülkelerin bile risk primi bizden düşükken, Türkiye’nin risk primi niye bu kadar yüksek?” Artık bir esinlenme mi oldu yoksa gerçekten sayın başkan da böyle mi hissetmiş bilmiyorum.

Şimdi burada iki ihtimal var.

Birincisi, gerçekten başkanın kredi riskiyle güvenlik riskini birbirine karıştırmış olması. Böyle olmadığını umuyorum. Tamam başkan görevine ısınamamış ama 6 ayda risk priminin nelerden kaynaklandığını da öğrenmiştir.

İkincisi, “bu bize yakışmıyor, bize haksızlık yapılıyor” gibi bir ifade olabilir. Ben bu olduğunu zannediyorum. Ama günlük hayattaki gözlemlerle ekonomik göstergeleri birbirine karşılaştırmamak çok temel bir kural olmalı.

Başkanın bahsettiği Brezilya’ya gittiğinizde kendinizi güvende hissetmiyor olabilirsiniz ama Brezilya’nın rezerv yeterlilik oranı bizim üç katımız. Brüt rezervlerle karşılaştırdığınızda, kısa vadeli borçlarını karşılama oran yeterliliği bizde yüzde 65-70 civarında, Brezilya’da yüzde 190 civarında. Üstelik net rezerveler üzerinden bakarsanız bizimkisi ekside.

Brezilya Merkez Bankası, bizim faizleri 1 puan düşürdüğümüz geçtiğimiz hafta faizleri 1 puan yükseltti; Brezilya’da enflasyon bizim üçte birimiz seviyesinde.

Risk primi (CDS) nedir tartışmasının çok yapıldığın görüyorum; benim gözümde risk primi yönetim kalitesidir. Yönetim kaliteniz ne kadar iyiyse CDS’niz o kadar düşük olur. Tabii rezerv para ülkesi hariç konuşuyorum. Mesela ABD’de ülke çok kötü yönetilse bile CDS çok yükselmeyebilir.

MB Başkanı’na “bizim CDS’miz niye Brezilya’dan yüksek” diye hayıflanmak yerine yönetim kalitemizin ne olduğuna da bir bakmasını tavsiye ediyorum.

Yönetim kalitemiz çok düşük. MB bağımsızlığı ve MB özerkliği de bu yönetim kalitesinin en önemli bileşenlerinden bir tanesi.

Bu konu çok eleştirildi ama ben farklı bir kanaldan eleştirmek istiyorum. Dediğim gibi finansal göstergeleri, finansal göstergelerle karşılaştırmak lazım.

İş Bankası genel müdürü Hakan Aran, yüksek kurun hükümetin bilinçli bir tercihi olabileceğini söyledi. Olabilir mi?

Bir ülkenin kendi parasına bilinçli bir şekilde değer kaybettirmesi ne kadar mümkün olabilir bilemiyorum. Hiçbir siyasinin böyle bir şeyi bilinçli olarak yapmak isteyeceğini düşünmüyorum. Özellikle siyasilerin önlerinde 4-5 sene olduğunu düşünürsek. Öyle bakınca ben bunu gerçekçi bulmuyorum. Şöyle bir benzetmeyle buna yaklaşmak istiyorum. Kendi paranıza değere kaybettirmek biraz nükleer santral ayarlarıyla oynamak gibidir.

Çernobil dizisini izleyenler bilirler. Orada bazı göstergelere dikkat etmezseniz, bu çok hassas bir dengedir, bir anda elinizden kaçıp gider ve çok büyük bir kazaya sebebiyet verirsiniz.

Bunun iyi bir örneği Berat Albayrak dönemidir. 2018 Temmuz’u ile 2020 Kasım’ı arasında buna benzer bilinçli bir politika uygulanıyor deniyordu.

Hatta “dolarla mı maaş alıyorsunuz, dolarla çok ilgilenmeyin” laflarının arkasında da ben biraz bunun olduğunu düşünüyorum. Ancak aynı dönem içerisinde TL dolara karşı neredeyse yüzde 100 civarında değer kaybetti. Birikmiş enflasyon yüzde 50 oldu ve milli gelirimiz yüzde 30 civarında düştü.

İki senelik dönemden bahsediyoruz. Böyle bakınca bilinçli bir değer kaybettirme politikası bence bir siyasi için mümkün değil.

20 seneliğine, 30 seneliğine orada iktidarda olacağını bilen daha otoriter yönetimler açısından belki uygulanabilecek bir şey. Ama arka tarafta bundan çok etkilenen halk yığınlarınız varsa, enflasyondan etkilenen seçmenleriniz varsa, kimse bilinçli bir değer kaybettirme politikası bence gütmez. Tabii bankacılar, ben de eski bir bankacıyım, görevde oldukları süreç içerisinde bazı şeyleri çok kibar ifade ederler. Ben mevcut politikanın değer kaybettirdiğine katılırım ama bunun bilinçli olduğuna katılmam.