“SADAT, devletin yurtdışı askeri operasyonlarında kullanılan bir yapı mıdır?”

12 Eylül 1980 askeri darbesinde Özel Harp Dairesi’nin rolü hiçbir zaman netlik kazanmadı. Ancak ordu içindeki bir gücün, darbe zemini hazırlamak amacıyla sağı ve solu kışkırtarak bir iç savaş ortamının oluşmasını sağladığı biliniyor. “Özel harp” tartışması günümüzde SADAT örgütüyle birlikte yeniden gündeme geldi. 12 Eylül öncesi dönemini iyi bilen ve o dönemde Özel Harp Dairesi ve Kontrgerilla adlı örgütlenmeyle darbeciler arasındaki ilişkiye dikkat çeken yazılar yazan Oral Çalışlar’la konuştuk.

SADAT’çılar “özel harp” eğitimi verdiklerini, tedhiş ve terör konusunda uzmanlar yetiştirdiklerini, suikast vb. yasadışı eylemler konusunda uzman olduklarını söylüyorlar?

12 Eylül 1980 darbesi öncesi günleri hatırlatan bir hikâyeye benziyor SADAT’ın hikâyesi. O yıllarda, yani 1970’lerde Sovyetlerin Avrupa’ya ve Türkiye’ye saldırabileceğinden söz ediliyordu. NATO, işte bu tehlikeye karşı ABD ve Avrupa’nın oluşturduğu bir savunma paktı olarak ortaya çıkmıştı.

Sovyetlerle zıtlaşmanın her tırmanışı, dünyada ve özellikle Avrupa’da yeni askeri arayışları beraberinde getiriyordu. 1974 yılında Bülent Ecevit başbakanken bir açıklama yapmıştı: Dönemin Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, Özel Harp Dairesi (ÖHD) için Ecevit’ten para ister. Ecevit merak ederek, bu askeri örgütlenmenin o zamana kadar nasıl finanse edildiğini sorar. Org. Sancar, “ABD’nin kurduğunu ve finanse ettiğini” belirtir. Fakat artık para vermediğini söyler.

Peki SADAT’çıların da sözünü ettiği “özel harp” nedir?

Eğer bir NATO ülkesi Sovyetler Birliği tarafından işgal edilirse, “özel harp” amaçlı bir karşı gerilla hareketi örgütlenecekti. Kontrgerilla, adını bu yapısından alıyordu. Bu görevi yerine getirmek için Seferberlik Tetkik Kurulu (STK) isimli bir başka paramiliter yapı daha oluşturulmuştu. Özel Harp Dairesi, ülkenin dört bir yanında, siviller arasından, sözde Sovyet işgaline karşı örgütlenecek olan STK’ya eleman devşiriyordu. Başbakan Ecevit bazı MHP yerel yöneticilerinin Seferberlik Tetkik Kurulu elemanı olduğunu ifade etmişti.

Türkiye’yi adım adım 12 Eylül askeri darbesine sürükleyen gelişmelerin arkasında Özel Harp Dairesi’nin olduğuna ilişkin birçok kanıt çıktığı halde, kimse üzerine gidemedi. Ecevit birkaç kez bu gizli yapının saldırısına uğradı. Aynı dönemde birçok Avrupa ülkesinde Kontrgerilla/Gladio adı altında kurulmuş illegal yapılar ortaya çıkarıldı. Bu yapılar Almanya, İtalya, Fransa gibi ülkelerde bombalama, adam kaçırma, suikast düzenleme gibi eylemler içinde yer aldı.

Bizdeki Özel Harp Dairesi ne oldu?

Türkiye hariç Avrupa ülkelerindeki “Özel Harpçi” illegal yapılar tasfiye edildi. Sorumlular yargılandı. Bizde Özel Harp Dairesi’ne kimse dokunmadı, dokunamadı. Eylemlerinin hesabı sorulmadı. 12 Eylül’deki rolleri sorgulanmadı. Ancak zaman içinde bu yapı evrilerek “Özel Kuvvetler Komutanlığı”na dönüştü.

SADAT’çılar, “Biz Türkiye içinde faaliyette bulunmuyoruz” diyorlar. Özel Harpçiler de Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de “dışarıdan gelecek istilaya karşı örgütlendiklerini” öne sürmüşlerdi. Kuruluştaki çıkış noktaları belki gerçekten bu olmuş olsa bile, Gladio örgütlerinin tamamı, içerdeki sol muhalefeti hedef almıştı. Bu örgütler, darbe girişimlerinin içinde bulundu. Avrupa’da muhalif politikacılardan öldürülenler oldu.

Yurtdışı operasyonları yapıyoruz, içeride bir eylemimiz yok diyorlar?

Kılıçdaroğlu’nun SADAT’ın kapısına dayanması, Cumhurbaşkanı tarafından şöyle yorumlandı: “CHP’nin bu çıkışı, Türkiye’nin yurtdışı operasyonlarını engellemek amaçlıdır.” O zaman şu soruyu sorabiliriz: SADAT, devletin yurtdışı askeri operasyonlarında kullanılan bir yapı mıdır?”

“İslam devleti kuracağız” diyen bir askeri örgütlenmenin, yurtdışında operasyon yapmakla yetineceğini söylemek kolay değil. SADAT’ın kıdemli askerleri “tedhiş”i yani terörü, “Özel Harp”i, bombalamayı, suikastları kime yöneltecekler, bunu hangi amaçla yapacaklar? Buna kim karar verecek?

Oldukça riskli, iç kamplaşmayı kışkırtacak, meşru ve yasal zemini tahrip edebilecek bir örgütsel yapılanma duruyor önümüzde. Bu yapının her şeyden önce devletle ilişkisi kesilmelidir.

Diyelim ki şimdilik dışarıda faaliyet yürütüyorlar. Sivil güçlerin ve Meclisin denetleyemediği bir yapının dışarıda bazı ülke ve kurumları hedef almasının bedelini kim ödeyecek?

Bir an önce bu yapılanma dağıtılmalı, yasal ve meşru siyaset yolu tercih edilmeli. Geçmişin acı deneyimlerini tekrar yaşamamak için şapkayı önümüze koyup düşünmeliyiz.