‘Sözleşmeye kadar o değerleriniz neredeydi?’

Kadın sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve kadın yazarlar İstanbul Sözleşmesi’nin feshini Serbestiyet’e yorumladı. HAZAR Derneği Kurucu Başkanı Ayla Kerimoğlu: Sözleşmeye kadar bu değerleriniz neredeydi? Bu değerlerden üreteceğiniz bir hukuk vardı da bunca kadın neden öldürüldü? Akademisyen Dr. Gülenay Pınarbaşı: İstanbul Sözleşmesi öncesi yedi buçuk yılda 4.063 kadın, sonrası dört yılda 1.236 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Sözleşme ve 6284 tam uygulanmamasına rağmen olumlu sonuçlar alınmış.

“Bu değerlerden üreteceğiniz bir hukuk vardı da bunca kadın neden öldürüldü?”

Ayla KERİMOĞLU, HAZAR Derneği Kurucu Başkanı:

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde “Başörtüsü” anketi – İktibas Dergisi

Hızlı toplumsal değişimlere adapte olamayan toplumsal kesimler varolanı korumaya alır. Korumaya alınan şey aslında alışkanlıklarımızdır. Bilinen kötü, bilinmeyen iyiye tercih edilir. Günümüzde İstanbul Sözleşmesine gösterilen tepkinin kökeninde dini hassasiyetten ziyade değişime dair duyulan korku ve Batı’ya duyulan güvensizlik var.

İtiraz edenler tarafından İstanbul Sözleşmesi, içeriğinden bağımsız olarak bütün kötülükleri ihtiva eden bir niteliğe dönüştürülmüş, sözleşmenin getirdiği kazanımlar görünmez kılınmıştır. Bütün bunların yanında olanca ağırlığıyla devam eden kadına yönelik şiddet, istismar ve cinayetler bile sözleşmeye bağlanabilmiştir. Diğer yandan dini bahane ederek sözleşmeye itiraz edenlerin ne zinanın serbest hale gelmesine ne faize ne de benzer başka bir konuya böyle yüksek sesle itiraz ettiği görülmemiştir. Bu kitleyi ne kadınların vahşice öldürülmesi ne çocukların annesiz kalması bu denli harekete geçirmemiştir. Şimdilerde kendi değerlerimizden hareketle bir düzenleme yapılması gündeme gelmiş. O zaman sormazlar mı, sözleşmeye kadar bu değerleriniz neredeydi? Bu değerlerden üreteceğiniz bir hukuk vardı da bunca kadın neden öldürüldü? Sadece 2019 yılında cinsel suçlar nedeniyle açılan dava sayısı 19 bin 54 iken bu kadınları neden koruyamadınız?

Sözleşme şiddetle mücadelede sadece bir enstrümandır, elbette değiştirilebilir. Geleneklerimiz ve dini inançlarımız bu konuda bize yol da gösterebilir.

Din prensipleri koyar, onları yaşama geçirmek ve hukuka dönüştürmek insan faaliyetiyle mümkün olur. Ancak bugüne kadar üzerinde uzlaşılamayan “kadın” konusunda, çağı kucaklayan bir hukuk nasıl oluşturulacak ve kadınlar erkeklerin tahakkümünden, şiddetinden nasıl kurtulacaktır? En önemlisi bu konuda hangi dini anlayış esas alınacaktır?

Henüz bunlara vereceğimiz bir cevabımız yokken, sözleşmeden çekilmek hem siyasi hem insani açıdan, hem de kadınlara verilen sözler açısından yanlıştır. Bu ancak sözleşme karşıtlarının oluşturduğu psikolojik atmosfere teslim olmak demektir

“Toplumsal değişimi doğru okuyamayan, yüzleşmek yerine günah keçisi arayan bir anlayışı gördük”

Semanur SÖNMEZ YAMAN, Gazeteci:

Gazetecilerin Gözünden Gazetecilik ve Medyada Yeni Dönem - Sivil Sayfalar

İstanbul Sözleşmesi çok konuşuldu, tartışıldı ama bu tartışmalar ne yazık ki hep manipülasyonların gölgesinde gerçekleşti. Keşke “şiddeti önleme” bağlamında da tartışmak mümkün olsaydı. Zira kadına yönelik şiddet, bu toplumun öncelikli sorunu ve bu şiddeti görmezden gelmek, gerçek bir vebaldir diye düşünüyorum.  Yirmi altı yıllık gazetecilik hayatımda sayısız şiddete şahit oldum, yüzlercesini haberleştirdim. Jiletle işkence yapılan genç kadınlar, öldürülen kızlarının mezarında ağıt yakan analar gördüm. Elbette dünyadaki hiçbir yazılı metin tek başına şiddetin nedeni ya da önleyicisi olamaz. Bu bağlamda İstanbul Sözleşmesi’ne de hem taraftarları hem karşıtları, gereğinden fazla anlam yükledi. Bu tartışmaların çoğunda da amaç, üzüm yemek değil bağcıyı dövmek oldu. Dahası, toplumsal değişimi doğru okuyamayan, yüzleşmek yerine günah keçisi arayan bir anlayışı gördük sıklıkla. Sözleşmenin feshinin, mevcut duruma olumlu ya da olumsuz katkısı olmasını beklemiyorum ama bundan sonra her şiddet olayı, sözleşmenin iptaliyle ilişkilendirilecek muhtemelen ve biz yine kadına şiddeti önlemekle değil karşılıklı tartışmalarla geçireceğiz zamanımızı.

Bu noktada, sözleşmenin feshi için yoğun çaba sarf eden kişi ve gruplara, kadına şiddetin önlenmesi gibi çok büyük bir görev düşüyor. Zira artık “şiddete alan açmak” şeklinde ağır bir ithamla karşı karşıyalar ve “sözleşmenin toplumu olumsuz yönde dönüştürdüğü” yönündeki iddialarını “Sözleşme sonrası olumlu değişimi!” göstererek ispatlama imkânı bulabilecekler.

“Hiçbir sözleşme aileyi yıkamaz ya da güçlendiremez”

Dr. Gülenay PINARBAŞI, Yazar-Akademisyen:

İstanbul Sözleşmesi Türkiye’nin öncülüğünde hazırlanan bir sözleşme, bugün bu sözleşmeden çıkma nedenimiz samimiyetle evhama kapılan bir kitle. Ama bu evhamı oluşturanlar hiç samimi değil, söz konusu eşik bekçileri;
1- Daha çok okunmak, gündeme gelmek, siyasi bir pozisyon kapmak için kitaplar yazdı, videolar çekti. 2- Bu eşik bekçilerini ilk destekleyenler kadınları mülkiyet olarak görenler ve nafaka vs. gibi bazı yükümlülükleri yerine getirmekten kaçınanlar. Bunların bilinmesi önemli.

İstanbul Sözleşmesi öncesi yedi buçuk yılda 4.063 kadın, sonrası dört yılda 1.236 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Bunlar bizzat Adalet ve İçişleri Bakanlarının verdiği rakamlar. Meclis tutanakları ve bakanların her yıl 25 Kasım’da verdikleri rakamlar, gerçekleri ortaya koyuyor. Sözleşme ve 6284 tam uygulanmamasına rağmen olumlu sonuçlar alınmış.

Her gün bir kadının öldürüldüğü, tacize ve şiddete uğradığı, geleneksel değerlerin öneminin azaldığı, mahalle kültürünün yok olma noktasına geldiği bir ülkede kadınları koruyacak olan devlettir, yasadalardır, hukuktur. Yerine ikame bir yasa yapmadan, 6284’ü güçlendirmeden sözleşmeden çekilmek beni düşündürüyor. Benim durduğum yerden sözleşmelerin ve bunu kimin yaptığının bir önemi yok. Hiçbir sözleşme aileyi yıkamaz ya da güçlendiremez, sevgi, merhamet ve tabii ki eğitim çok daha önemlidir.

Şiddetin tek bir sebebi olmadığı gibi tek bir çözümü de olamaz. “Sözleşme aileyi yıkıyor”, “cinayetlerin sebebi sözleşme” diye propaganda yapanların bundan sonraki argümanı ne olacak? Umarım “şiddetin sebebi kızların okuması, kadınların çalışması” denmez. Temennim kanun yapıcıların, açıkladıkları gibi şiddetle mücadelede güçlendirilmiş kanunlar çıkarılması ve bunların uygulanmasının takibi olur.

“Kimse bu şiddetin niye neden olduğunu sorgulamadı bile”

Özden Sönmez, İLKDER Başkanı:

mekan kıraatevi: çarşamba söyleşileri - zehra özden sönmez

Kadına Karşı Şiddeti Önleme Sözleşmesi, yani “İstanbul Sözleşmesi” feshedildi.

Gözünüz aydın olsun.  İnsanı utandıran kahreden ve kadını değersizleştiren bir başlık. Ve bu yakıştırma ne yazık ki kadınlar tarafından da kanıksanmış. Kimse bu şiddetin niye neden olduğunu sorgulamadı bile. Çünkü kadına karşı yapılan her türlü şiddet mübahtır.

Ya da kadına karşı şiddeti kim uyguluyor diye soran olmadı, kimse üzerine almadı bile.

Çünkü hakkıydı bir babanın kızına karşı şiddet uygulaması… Bir kocanın karısı üzerinde dünyalar kadar hakkı olduğu halde, karısının bir bardak suyu bile kocasından habersiz verme hakkının olmadığını. Bu şiddetin sebebi nedir diye sorulmayan, sorulamayan yığınlarca soruları kimse sormadı bile. Sus sen kadınsın, sabret. Sabrın sonu selamettir. Aman canım sende adam bir laf söylemiş, bir tokat vurmuş hakaret etmiş, sen bunlara şiddet mi diyorsun. Erkektir tabii ki yapacak… Sözüne itibar etmedin mi alsana dayak.Niye öyle güldün, niye öyle konuştun, niye öyle oturdun, niye oraya gittin… Al sana hakaret.Yemek mi tuzlu, pantolon mu ütülenmemiş, benden habersiz komşuya mı gittin, anana mı gittin, babana mı gittin… Al sana hakaret, olmadı dayak, daha olmadı canını almak. Rahatladınız mı şimdi… Artık istediğinizi yapabilirsiniz…Artık gazeteler, TV haberleri, sosyal medya rahatlar. Kadınlar kan kusacak ve kızılcık şerbeti içtik diyecekler.  Ve erkekler canları ne zaman ne kadar isterse her türlü şiddeti, mobbingi, vurmayı, kırmayı, sevmeyi, dövmeyi, hakareti, istedikleri gibi istedikleri yerde, rahatlıkla yapabilecekler. Hiçbir şeyden korkuları olmayacak yoktu zaten. Hiçbir şey onları durduramayacak. Çünkü yasalar onlardan yana, kanunlar onlardan yana, kurallar onlardan yana. Dahası [onlara göre]inandıkları Allah ve indirdiği din onlardan yana. Eğer sana itaat etmiyorsa dövebilirsin de öldürebilirsin de (Recm), kimse senden hesap soramaz bu senin en tabii hakkın. Hakkını tepe tepe kullan hayırlı olsun.  

İslam’da ilk insan hakları sözleşmesinin maddelerinden biri de “Kadınlar size emanettir.” diyor, âlemlerin sultanı Rasulullah sallallahu taala aleyhi vesellem efendimiz. Ama siz ayetleri istediğiniz gibi okudunuz, hesabınıza geldiği gibi yorumladınız. Hele hadisleri tamamen içini boşaltıp insanlığa sığmayacak aşağılamalar hakaretler dolu saçma sapan şeylerle doldurdunuz.

Ne adına olursa olsun din adına, dinsizlik adına, gelenek görenek adına, töre adına…

1-“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.”(Nisa Suresi)

1-Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

(Mücadele suresi)

71-Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi) Allah cc. haktan hakikatten ayırmasın.

**Özden Sönmez’in izniyle Facebook hesabından alınmıştır.

.

Önceki İçerikANALİZ Türkiye’de gerilim artıyor ama AB ile ilişkilerde gerilim azalıyor
Sonraki İçerikMırın Kırın Tarihi ve Sıkılan İnsan