‘Türkiye ile eski Sovyet topraklarındaki ülkeler İstanbul Sözleşmesini aynı cümlelerle tartışıyor’

Kazakistanlı Saule Yussupova Gazi Üniversitesi doktora öğrencisi. Altı yıldır Türkiye’de yaşıyor. Kadın hakları konusunda çalışan Yussupova’ya göre Türkiye ile eski Sovyet toprakları üzerinde kurulu ülkelerdeki cinsiyet tartışmaları arasında büyük bir benzerlik var.

Altı yıldır Türkiye’de kadın hareketini inceliyorum ve Sovyetler’deki kadın hareketiyle kıyaslamaya çalışıyorum. Sovyet kadınlarıyla Türk erkekleri arasındaki evliliklerin dinamiklerini ve nasıl gerçekleştiğini araştırdım. Sovyet kadınların Türkiye’ye gelişini inceledim. Bununla ilgili Türkiye’de çok fazla içeriğin olmadığını fark ettim. 1917 Ekim Devrimi kadınları hakkında çalışmalar var ama şimdiki durumla ilgili feminist çalışma pek yapılmamış.

İstanbul Sözleşmesi bağlamında Türkiye’deki tartışmalara baktığımda, bunlarla eski Sovyet topraklarındaki ülkelerde yürütülen tartışmalar arasında büyük bir benzerlik görüyorum.

Belarus asıllı ABD’li feminist akademisyen Elena Gapova’nın yazılarını okurken, Macaristan ve Polonya’da AB üyeliği boyunca yani 20 yıldır oluşturulan ‘toplumsal cinsiyet’ altyapısıyla ilgili her şeyin nasıl yok edilip, yerine ‘aile çalışmaları’nın ikame edildiğini öğrendim. Ayrıca, başta Orta Avrupa Üniversitesi (Central European University) olmak üzere toplumsal cinsiyet ve feminizm araştırmaları için kurulan özel akademik kurumlar da önce Belarus’ta sonra Macaristan’da kapatılmaya başladı. Rusya’da 2001 yılından itibaren toplumsal cinsiyet konusunda faaliyet gösteren tüm dernek ve fakülteler halen soruşturma geçiriyor. Rusya’da 1991–2001 arasındaki özgürlük yıllarında oluşturulan muazzam içerikler Putin iktidarıyla yok edildi. Feminizm ve toplumsal eşitlik konusunu çalışan hocaların başı yandı, çoğu araştırmalarını bıraktı ya da yönünü değiştirdi.

Petersburg’ta toplumsal cinsiyet farkındalığı konusunda lisans ve yüksek lisans alanında halen hizmet veren Avrupa Birliği Üniversitesi kurucusu Anna Temkina konuşmasına başlamadan önce salondaki herkesin 18 yaşın üstünde olup olmadığını soruyor. Çünkü Putin’in yasalarına göre “gençleri yanlış yollara saptıran, Rus geleneğine ve aile yapısına ters” toplumsal cinsiyet konusunu 18 yaşın altındakilerle konuşmak suç. O nedenle, Rusya’nın feministleri son yıllarda sadece kadın sağlığı gibi konulara odaklanmış bulunuyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini hatta feminizmi savunmak, çalıştıkları fakülte ve kurumun kapatılmasına mal olabiliyor. Yine kadına bakıyorlar ama bu sefer doğurganlık ve sağlık hizmetini araştırıyorlar.

Kazakistan’da 2000’li yıllarda Avrupa’dan açılan burslarla bir toplumsal cinsiyet enstitüsü kuruldu. Fakat başarılı feminist araştırmalar yapan kurum ve orada çalışan akademisyenler, birkaç yıl önce iktidarın baskısıyla “Kazak gelini olmak” başlıklı seçmeli bir ders açmak durumunda kaldı. Derste, Kazak kadınların geleneksel ailedeki konumları teşvik edici bir müfredatla ele alınıyor, kadının nazik ve kibar olmasının önemine işaret ediliyor. Çünkü aile kurumunun ancak kadınların anne ve eş olmayı öncelemesi durumunda kurtulacağı inancı bu ülkede ve bazı doğu Avrupa ülkelerinde hep var.

Bir başka sorun, genel anlamda bütün eski Sovyet topraklarında ‘Gender Equality’nin yani toplumsal cinsiyet eşitliğinin sadece kadınlarla ilgili olduğunun düşünülmesi; gey ve lezbiyenlerin sözü bile edilemez. Travesti, trans gibi kelimeler SSCB döneminde tabuydu; bugün de ‘Gender Institutions’ kurumlarında bu kelimeleri bilmeyen, duymayan akademisyen ve hocalar bulunuyor. Ben de bu kavramları ilk kez Türkiye’de duydum. Rusçada ‘gender’ kelimesi kullanılır ama sadece kadınlarla ilgili olarak; feminist mücadeleyle bağlantısı kurulmaz.

Türkiye’ye baktığımda da şunu görüyorum: Türkiye’nin bir Müslüman ülke olarak bir ileri bir geri gitmesi bana kaçınılmaz geliyor. Olması gerekeni değil de olup biteni iyi analiz etmeliyiz, taban ve geniş kitleler farkındalık kazanmadan böyle gelgitler olacaktır.

________

Saule Yussupova, Gazi Üniversitesi Felsefe Öğretmenliği bölümünde okudu, şimdi Sosyoloji bölümünde doktora öğrencisi. Kazak. Altı yıldır Türkiye’de yaşıyor, insan hakları ve kadın hakları alanında çalışıyor. Yazımını yeni bitirdiği doktora tezinde Sovyet kadınlarının sorunlarını ve Türkiye’deki kadın-erkek ilişkilerini inceledi.

Önceki İçerik450 milyon doları kim aldı?
Sonraki İçerik‘Dünyada tek bir demokrasi modeli yok, bize demokrasinizi dayatmayın’