Türkiye’de yaşayan Afgan kadınlar Talibanlı 5 yılı anlatıyor

BBC Türkçe’den Fundanur Öztürk, Taliban’ın iktidarda olduğu 1996-2001 arasında Afganistan’da bulunan, daha sonra Türkiye’ye yerleşen Afgan kadınlarla konuştu. Konuşan kadınların tamamı “Kimse Taliban’ın bu kez kadınlara zulmetmeyeceğine inanmasın” diyor. BBC Türkçe’nin “Bu haberdeki bazı anlatılanları rahatsız edici bulabilirsiniz” uyarısıyla yayına koyduğu söyleşileri okurlarımızla paylaşıyoruz.

“Tarih tekrar ediyor. Hiç kimse Taliban’ın bu kez daha barışçıl olacağına ve kadınlara zulmetmeyeceğine inanmasın.”

Farklı isimlere ve farklı geçmişlere sahip olsalar da konuştuğumuz tüm Afgan göçmen kadınların hikâyesinde ortak olan bir şey var: Taliban’ın yaşattığı acı.

2014 yılında seçim idare ofisinde kadın bir memur olarak çalışırken Taliban’ın sivilleri hedef alan saldırısında ölümcül bir şekilde yaralandıktan sonra tüm ailesiyle birlikte Türkiye’ye kaçan Ferzane ile Altındağ’daki evinde buluşuyoruz.

Dokuz kurşunla vurulan Ferzane, hâlâ yüzünde ve vücudunda o saldırıya ait kalıcı yaralar taşıyor.

Ferzane
Ferzane

Ancak Ferzane’nın Taliban’la ilk kez karşı karşıya kalışı çok daha eskiye dayanıyor:

“Taliban geldiğinde 15 yaşındaydım. Bir gece duvarlarla çevrili bahçemizde oturuyorduk. Yan komşumuzun evinden araba sesleri ve ardından kadın çığlıkları gelmeye başladı. Ertesi gün öğrendik ki Taliban, evin bir genç kızını alıp götürmüş.

“Aylar sonra kızı hamile bir şekilde geri getirip babasının evine bıraktılar. Bir zindana götürüldüğünü ve gece gündüz farklı erkekler tarafından tecavüze uğradığını anlattı. En küçük bir ani hareketten korkar hale gelmişti.

“Ben ve diğer kız kardeşlerim de aynı şeyi yaşayabilirdik. O yüzden babam, diğer çocuklarına karışmasınlar diye bir kız kardeşimi Taliban’a vermek zorunda kaldı.”

Taliban’ın gelişiyle kadınlar artık Afganistan’da yanlarında aile üyesi bir erkek olmadan sokağa çıkamıyor, sokakta burka ismi verilen bir giysiyle tepeden tırnağa örtünmek zorunda kalıyordu.

Ferzane, burkasını çıkardığı için bir Taliban üyesi tarafından kırbaçlanışını şöyle anlatıyor:

“Hava çok sıcaktı ve burkadan dolayı nefes alamaz hale gelmiştim. Biraz nefes alabilmek için burkayı çok kısa bir süre ağzımdan aşağı indirdim. Bir talib aniden minibüse girip beni ve yanımdaki diğer kadınları kırbaçladı.”

“Kafama kaç darbe aldığımı hatırlamıyorum, bayıltana kadar vurdular. Diğer kadınları da “Niye yanınızdaki kadının burkasını açmasına izin veriyorsunuz” diyerek dövdüler. Dört gün hasta yattım ama bir tane bile ağrıkesici bulamadım.”

Küçük yaştaki erkek kardeşinin başından geçen bir olayı ise şöyle anlatıyor:

“Bir gün Taliban mahalledeki tüm erkekleri akşam çok iyi bir maç olacağını söyleyerek stadyuma çağırdı. Küçük kardeşim döndüğünde konuşamaz haldeydi. Bir kadını stadyumun ortasında silahla idam etmişler, diğer erkeklerin de izlemesini istemişler.”

‘Tam kendimi insan gibi hissetmeye başlamıştım ki Taliban yine geldi’

Taliban, Afganistan’da 5 yıl iktidarda kaldı.

Ferzane, Taliban rejiminin 2001’de son bulmasının ardından lise eğitimine kaldığı yerden devam etti. Üniversitede edebiyat bölümünü bitirerek devlet dairelerinde memur olarak çalışmaya başladı:

“Evlere gazete girmesin diye bakkallarda ekmekleri gazeteye sarıp vermeyi yasaklamışlardı. Bazen çöpleri karıştırıp, üzerinde yazı yazan şeyler bulmaya çalışıyordum. Yarıda lise kitaplarımı her gün tekrar tekrar okuyordum.

“Taliban gider gitmez okula başladık ama bina, pencere, sıra yoktu. Biz yine de o sınıfları doldurduk. Sadece ben değil, bütün kızlar okumak için çok hevesliydi. Tüm zorluklara ve yoksulluğa rağmen okuduk.

“Dört çocuğum varken üniversiteye başladım çünkü okumayı çok istiyordum. Tam hayatımı tam düzelttim derken, her şey yeniden mahvoldu.”

‘Hem kadınsınız hem çalışıyorsunuz, sizi öldüreceğiz’

Tam hayatını düzene sokup “kendisini insan gibi hissetmeye başlarken” yeniden saldırıya uğradığını söyleyen Ferzane, Afganistan’dan kaçmasına neden olan olayı şöyle anlatıyor:

“2014 yılında seçim idare ofisinde çalışırken, “Hem kadınsınız hem çalışıyorsunuz hem de seçim idarede çalışıyorsunuz. Sizi öldüreceğiz” diyen telefonlar alıyorduk. Bizi korkutmayı amaçlıyorlardı ama ben hiç korkmadım.

“Bir gün ofiste çalışırken patlama oldu, pencereler kırıldı. Hemen kendimizi odaya kapattık ama kapıyı kırıp içeri girdiler. Yarım metre mesafeden ateş ettiler. Çok fazla insan öldü.

“Ben 5 saat boyunca kanların içinde yatıp ölü numarası yaparak kurtuldum. Yanımda yatan başka bir yaralı arkadaşıma elimle işaret ederek ses çıkarmamasını söyledim çünkü Taliban hala içerideydi. 4 gün sonra gözlerimi hastanede açtım. Vücudumdan 9 kurşun çıkarıldı.”

‘Taliban’ın kestiği eller kuruyana kadar ağaçlarda asılı kalırdı’

Bir yıl önce 6 çocuğuyla birlikte Afganistan’dan kaçarak Ankara’ya yerleşen Dr. Sohaila Hamidi ile buluşuyoruz.

Dr. Hamidi, ailesiyle birlikte Avrupa ülkelerine yapacağı vize başvurularında kullanmak üzere, haberde gerçek isminin ve fotoğraflarının yer almasında sakınca görmüyor. Konuştuğumuz diğer Afgan kadınlar ise Türkiye’de dahi olsalar Taliban tehdidinden korktuklarını söyleyerek, haberde gerçek isimlerinin yer almasını istemiyor.

Hamidi 90’lı yıllarda tıp fakültesi öğrencisiyken bir anda kendisini 4 yıllık “hapis hayatında” bulduğunu söyleyerek, hala o günlere ait şiddet görüntülerini hafızasından silemediğini anlatıyor:

“Bir gün eve alışveriş yapmak için erkek kardeşimi yanıma alarak dışarı çıkmıştım. Taliban, hırsızlık yaptıkları gerekçesiyle 4 kişiyi gözümüzün önünden alıp götürdü. Ertesi gün sokağımızdaki ağaçlarda, hırsızlık yaptıkları için bileklerinden kesilen eller asılıydı. O kesik eller, kuruyana kadar ağaçlarda asılı kaldı.

“Bir gün kardeşlerimle birlikte bir sokak arasındaki çatışmanın ortasında kaldık. Tanımadığımız evlerin kapısını çalarak bizi içeri almaları için yalvardık. Sonunda bir ev kapısını açtı ve geceyi orada geçirdik. Ertesi gün evimize dönerken, tüm sokağı kaplayan cesetlerin arasından geçtik.”

Dr. Sohaila Hamidi
Dr. Sohaila Hamidi

Hamidi, Taliban rejimi süresince sadece radyo dinleyerek dünyada olan bitenlerden haberdar olabildiğini söylüyor:

“Şehrimize sadece haftada iki kez elektrik veriliyordu. Evlere girip televizyonları kırdılar, sadece radyo dinleyebiliyorduk. Müzik dinlememiz ve cep telefonu kullanmamız yasaktı. Kiralık kitapları aramızda gizlice paylaşarak kitap okuyabiliyorduk.”

Genç yaştaki erkeklerin ise casusluk yapmaları ya da savaşa katılmaları için evden alınıp götürüldüklerini söyleyen Hamidi, kaçırılan 2 erkek kuzeninden 23 yıldır haber alamadıklarını söylüyor.

‘Kızlarım benim yaşadıklarımı yaşamasın diye Afganistan’ı terk ettim’

Taliban rejimi sona erdikten sonra üniversiteye dönen Hamidi, tıp fakültesinde kalan 4 yıllık eğitimini de tamamlayarak doktor oldu.

Hamidi, aradan geçen 20 yıla rağmen Taliban’ın yeniden güçlenmesiyle Afganistan’dan ayrılmaya karar verdiklerini söylüyor:

“Taliban gitmiş olsa bile Afgan erkekler artık Taliban gibi düşünmeye başlamış, Taliban zihniyetine bürünmüştü. Üniversiteye geri döndükten aylar sonra burkamızı çıkarabilmeye cesaret edebilmiştik. Kadınlar 20 yılda çok savaş vererek özgürlüklerini bir miktar kazanabilmişti. Ama şimdi her şey başa döndü, 20 yıllık mücadele yok oldu.”

“Üniversiteden sınıf arkadaşım Dr. Kamile’nin büyük kızı bu yıl üniversiteye başlamıştı. Kamile ile en son telefonda konuştuğumuzda, ‘Taliban’ın bana 20 yıl önce yaşattıklarını şimdi kızım yaşıyor’ diyerek ağladı. Ben bu yüzden, kızlarım benim yaşadıklarımı yaşamasın diye Afganistan’ı terk ettim.”

Hamidi’nin Türkiye’de doktorluk mesleğine devam edebilmesi için önce Türkçe yapılan bir denklik sınavını geçmesi gerekiyor.

Bir daha mesleğini yapamamaktan korktuğunu söyleyen Hamidi, “Şu an haberlerde Taliban erkeklerinin sesini duymaya bile dayanamıyorum. Aklıma hemen eski yıllarda yaşadığımız acılar geliyor. Orada yaşanan her şey, bana geçmişi hatırlatıyor” diyor.

‘Taliban, asker ailelerindeki kadın ve çocukların peşine düşüyor’

Dışkapı mahallesinde, ailesinin erkek üyeleri Taliban’la olan savaşta hayatını kaybetmiş 2 Afgan kadınla konuşuyoruz.

Kadınlar, asker ailesi olduklarını bilen Taliban’ın yıllarca peşlerini bırakmadığını ve sonunda Afganistan’dan kaçmak zorunda kaldıklarını anlatıyor.

Bu kadınlardan biri, 2 çocuğuyla birlikte 5 ay önce Türkiye’ye kaçmış olan 48 yaşındaki Şefika.

Şefika ve iki çocuğu
Şefika ve iki çocuğu

Taliban’la savaşan kocasını 2 yıl önce kaybettiğini söyleyen Şefika, o günden beri iki çocuğuyla birlikte Taliban’ın tehdidi altında yaşadığını anlatıyor:

“Eşim öldükten sonra çocuklarıma bakabilmek için çalışmaya başladım. Sürekli tehdit telefonları alıyordum. Bana, ‘İşi bırak, evinde otur. Yoksa kocan gibi seni de öldürürüz, çocuklarını kaçırırız’ diyorlardı. Telefon numaramı değiştirdim ama bu kez yeni numaramı bulup tehditlere devam ettiler.”

“Taliban, yaşadığımız şehre 10 kilometre mesafeye kadar yaklaşmıştı. Artık çocuklarımı alıp kaçmaktan başka çarem kalmamıştı. Dağ yollarında ölmeyi göze alarak kaçmam gerekiyordu çünkü Taliban’a izimizi kaybettirememiştik. Kocamın asker olduklarını bildikleri için peşimizi bırakmadılar.”

Türkiye sınırından otobüslerle direkt Ankara’ya getirildiklerini söyleyen Şefika, artık Afganistan’a dönmelerinin imkânsız hale geldiğini söylüyor.

Ailesinin geçimini şu an 13 yaşındaki oğlu, günde 15 lira ücretle kuaförde çalışarak sağlıyor:

“Türkiye’ye gelmek için 5 saat boyunca dağlarda yürüdük. Yorgunluktan bayılınca diğer Afganlar yardım etti. Sürekli araba değiştirerek ve yolumuzun üzerindeki Afgan evlerinde konaklayarak Ankara’ya kadar geldik.”

‘Hayatım ve mesleğim için çok mücadele ettim ama olmadı’

Tanınmış bir albay olan babasını henüz 6 yaşındayken Taliban’a karşı savaşta kaybettiğini söyleyen Zahra da aradan geçen yıllara rağmen Taliban’ın ailesini hiçbir zaman rahat bırakmadığını anlatıyor:

“Gözümü açtığımdan beri savaştan başka bir şey görmedim. Ailemden sekiz erkek şehit oldu. Taliban’ın Afganistan’a ilk girdiği gecede ailemize ait 5 eve baskın yapıldı. Sürekli tehdit altında kaçarak yaşadık.”

Zahra
Zahra

Taliban tarafından kaçırılmamak için 17 yaşında kuzeniyle evlenmek zorunda kaldığını söyleyen Zahra, her şeye rağmen tıp fakültesini bitirip doktor olduğunu anlatıyor:

“Doktor olarak işe başlamam daha riskli oldu. Ailemize yönelik Taliban tehditleri sürüyordu. Nereye gitsek izimizi buluyorlardı, telefonlarımıza ulaşıyorlardı.”

“Kendi özel muayenehanemi açmak için evrak işlerini sürdürürken tehditler daha da artmaya başladı. Herhalde her yerde tanıdık kişileri vardı ve haber veriyorlardı, yoksa nereden bulabilirler?”

“Büyük kızım üniversite diş hekimliği bölümünü okurken bir gün telefon geldi. ‘Ya kızını bize ver ya da biz onu kaçıracağız’ diyorlardı. Devlete şikâyet ettik, askerler bizi korumak için birkaç gün evimizin etrafında bekledi ama bizi tehdit edenler asla bulunamadı.”

Zahra
Zahra

Zahra, 5 çocuğunu korumak için bir gece her şeyi geride bırakıp kaçak yollardan Türkiye’ye geldiklerini söylüyor:

“Türkiye’ye gelince izimi kaybettirebilmek için 2 sene kimseyle iletişime girmedim. Depresyona girdim, kendimi öldürmeye kalktım ama sonra çocuklarıma baktım, onları kim büyütecek?”

“Hem ailemi destekleyecektim hem de bir kadın olarak kendi ayaklarımın üzerinde duracaktım ama yapamadım. Hayatım, çocuklarım ve mesleğim için çok mücadele ettim ama olmadı.”

Konuştuğumuz Afgan kadınların hepsi, baskıcı bir Taliban rejiminin ardından okul hayatına dönüp meslek sahibi olsalar bile yine de Taliban zulmünden kaçamadıklarını anlatıyor.

Türkiye’de göçmen olarak yaşayan bu kadınların hiçbiri, Afganistan’da türlü zorluklar içerisinde kazandıkları mesleklerini sürdürme şansı bulamıyor.

Önceki İçerikABD neden kaybetti?
Sonraki İçerik10 yıl öncesinin Kâbil’i neler vaat ediyordu?