Yalnız Yürümeyeceksin: Dört yılda 1800 mektup

Din ve kültür eksenli baskılara karşı bireysel deneyimleri görünür kılmayı amaçlayan dayanışma platformu “Yalnız Yürümeyeceksin” dört yıl önce bugün ilk mektubunu yayınladı. Yalnız Yürümeyeceksin Platformu’nun kurucuları, dördüncü yıldönümünde Serbestiyet’in sorularını yanıtladı: “Bize ulaştırılan ve yayınladığımız yaklaşık 1800 mektupta mikro düzeyde hissedilen baskı form değiştirerek kitlesel bir linç ve tehdit şekline büründü. Dönem dönem devlet uzantılı medya tarafından hedef gösterildik, tarikatlar tarafından tehdit edildik. Biz, başını örtmek istediği ya da dindarlaştığı için ailesinden baskı gören kişilerle de dayanışma içinde oluruz.”

Yalnız Yürümeyeceksin’in internet sitesinde dört yıl önce ilk mektup bugün (25 Temmuz) yayınlandı. O tarihten bu yana da en az 1800 mektup… Dördüncü yılda platformun kurucularıyla konuştuk.

Kimsiniz, ne zaman ve neden böyle bir oluşum kurdunuz?

Biz bir grup genç kadınız. Yalnız Yürümeyeceksin’i aramızdan bazılarının bireysel hikâyelerinden ilhamla ve bazılarımızın emeğiyle bundan tam 4 yıl önce, 2018 yılının Temmuz ayında bir mektup yayınlama platformu olarak kurduk. Bizi güdüleyen, Türkiye’nin mevcut siyasi ve toplumsal yapısı içinde aile-tarikat-devlet üçgenine sıkıştırılarak başörtüsünü çıkarması engellenen, kimi zaman eve hapsedilen ve çoğunlukla sosyal izolasyona maruz bırakılan, eğitim hayatı engellenerek okuldan alınan ve hafızlık kurslarına yazdırılan, üniversiteye gönderilmeyen, eğitimi İmam Hatip okulları üzerinden şarta bağlanan, çeşitli dini pratikleri baskıyla yapmaya zorlanan, erken yaşta ve zorla evlilik riskiyle karşılaşan, temel hak ve özgürlüklerine erişimi engellenen, potansiyel gelişim olanakları kısıtlanan ve bütünlüklü iyi olma hali zedelenen çocukların ve gençlerin varlığına; çeşitli sebep ve politikalarca ötelenerek yalnız bırakılmışlıklarına, yok sayılan özne iradesine ve iradi seçimlere duyduğumuz derin inançtı.

Bu zamana kadar hangi süreçlerden geçtiniz?

“Sosyal medyada başlarını açtıklarını paylaşan kadınlar için insanların ‘Hepsi tiyatro oynuyor, hepsi aktivist’ düşünceleri beni derinden üzüyor, çünkü bunlar hayatta var olan gerçeklikler ve hepsi yıllarca ev içinde bastırıldı…” Bu alıntı, Yalnız Yürümeyeceksin’e gönderilen ilk mektuplardan birine ait… Yalnız Yürümeyeceksin olarak hikâyelerini paylaşan kadınların mektuplarını yayınlamaktan başka bir pratiğimiz henüz yokken genç kadınların ve çocukların hayatı ve bilinci için ödedikleri bedellerin ilk kez bu kadar derinlikli ve net şekilde manzaralanması sonucunda Yalnız Yürümeyeceksin bir art niyetli proje, Yalnız Yürümeyeceksin özneleri ise ‘adnancı ya da fettoşcu bir grup’ olarak yansıtıldı. Bize ulaştırılan ve yayınladığımız yaklaşık 1800 mektupta mikro düzeyde hissedilen baskı form değiştirerek kitlesel bir linç ve tehdit şekline büründü ve dönem dönem devlet uzantılı yandaş medya tarafından hedef gösterildik, tarikatlar tarafından tehdit edildik. (SETA raporu sf. 44, Ahmet Hakan köşe yazısı). Kadın haklarının garanti altına alınması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda önemli bir önleyici mekanizma olan İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararı, halihazırda son derece güvensiz ve yalnız hisseden Yalnız Yürümeyeceksin öznelerinin siyaseten daha da yalnız bırakılmalarına ve şiddet sahiplerinin alanlarını genişletme fırsatı bulmalarına sebep oldu. İktidar, gençleri, dinî ideoloji ile donattığı ailelerin ve tarikatların baskı ve şiddetine teslim ederken, arkadaşımız Enes Kara’nın yalnızca bireysel bir mesele olmayan intiharının ardından Yalnız Yürümeyeceksin öznelerinin ana muhalefet tarafından da yalnız bırakıldığını, ötelendiğini ve görmezden gelindiğini daha net şekilde gördük.

Yalnız Yürümeyeceksin Platformu, başını örtmek istediği için ya da dindarlaştığı için ailesinden baskı gören kişilerle de dayanışma içinde olur mu?

Evet, oluruz.

Kadınlara destek süreciniz nasıl ve ne gibi yardımlar yapıyorsunuz?
Bu süreç, başvuran öznenin durumuna göre değişiyor. Ancak belirtmekte fayda var, biz yardım yapmıyoruz, yalnızca dayanışmanın yollarını açmaya çalışıyoruz ve bunun için bazı destekler sunuyoruz. Öncelikle öznelerin kriminalize edilmediği ve yargılanmadığı, birbirleriyle dayanışma ve iletişim halinde oldukları bir güvenli alan sağlamayı çok önemsiyoruz ve bunu bir internet platformu ile sağlıyoruz. Bu platformda özneler kendi hikâyelerine benzer hikâyeler yaşayan kimseler ve gönüllü psikolog, avukat ve diğer destek sağlayıcılar ile iletişimde olabiliyor. Aynı platform içinde öznelerin psikososyal gelişimlerine katkı sağlayacak ve aralarındaki bağı güçlendirecek etkinlikler düzenliyoruz. Ayrıca ekonomik şiddet gören, eğitim hayatı tehdit edilen öznelerle onlara destek vermek isteyen gönüllüler arasında bir köprü kuruyoruz ve bu köprüde burs faaliyetleri yürütüyoruz. Burs, Yalnız Yürümeyeceksin öznelerinin sıklıkla uğradıkları ekonomik şiddeti delmeleri ve bireyselleşebilmeleri için oldukça önemli bir işleve sahip.

Böyle durumlar yaşayan insanlara ne tavsiyede bulunursunuz?

Yaşadığınız durumun nadir bir durum olmadığını, sizin hikâyenize içkin onlarca başka hikâye olduğunu ve bu hikâye sahiplerinin sizinle dayanışmaya gönüllü olduklarını bilin. Fakat bu bilinç, eğer bir şiddet ve istismar döngüsü içindeyseniz size bu şiddetin katlanılabilir bir süreç ve geçiçi bir olağan hal olduğu yanılgısını getirmesin. Yaşadığınız şiddetin ve şiddetle ilgili örüntülerin farkında olun. Size yardımcı olmaları için güvendiğiniz yakınlarınızdan, hastanelerin ruh sağlığı hizmetlerinden, psikologlardan, sizi psikologlara yönlendirecek sivil toplum kuruluşlarından, devletin sizi güvende kılacak mekanizmalarından destek isteyin. Bunları yaparken de yalnız yürümediğinizi, dayanışmanın uzak olmadığını bilin. (bkz. Yalnız Yürümeyeceksin Şiddet Broşürü)

Sizce başörtüsünü çıkaran ve çıkaramayan kadınların Türkiye’de yüzdesi ne kadar?

Henüz bu konuda yapılmış kapsamlı bir araştırma ya da bir veri seti yok. Bu yüzden bir rakamdan bahsetmek mümkün değil. Fakat bu, bu öznelerin var olmadıkları ya da önemsenmeyecek derecede az sayıda oldukları anlamına gelmiyor. Örneğin Konda’nın 2018 yılında yaptığı Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Raporu: Hayat Tarzları 2018 Araştırmasında örtülü olmama eğiliminin arttığı ve Türkiye’nin dindarlıktan uzaklaşma eğiliminde olduğu sonucuna ulaşıldığını biliyoruz.

Bu haberi okuyan ve çocuklarına baskı yapan ailelere ne söylemek  isterdiniz?

Çocuğunuzun yaşam biçimine, bireysel tercihlerine ve isteklerine saygı gösterilen bir aile ortamını önceleyin. Çocuğunuzun bütünsel gelişiminin ve potansiyelinin açığa çıkması için ona farklı, çeşitli ve yeterli fırsatlar sunmaya çalışın. İstismar ve şiddete uğraması durumunda sorunlarını sizinle korkmadan paylaşabileceğine ve destek alabileceğine dair çocuğunuza güven verin. Evinizin derhal kaçılması gereken bir yer değil, kişiyi dışarıdaki zorluklardan/baskılardan koruyan, maruz kalınan haksızlıklar karşısında destekleyici davranışlarla karşılaşılan güvenli bir yer olmasına gayret gösterin. Çocuğunuzun yaşayabileceği potansiyel çevre baskısı karşısında onun iyi olma halini önceliklendirin ve benliğinin gelişimini ve potansiyelinin ortaya çıkmasını destekleyin.

Nasıl bir politikanız var? Size başvurmak için nasıl bir süreçten geçiliyor?      
Kişiler bize çoğunlukla web sitesi, Instagram ve Twitter üzerinden ulaşıyorlar.