1980’li yıllarda ülkücü hareketin önde gelen isimlerinden biri olan Mehmet Pamak, katıldığı bir yayında aile geçmişini ve sürgün hikâyesini anlattı.
Pamak, ailesinin Van’ın Erciş ilçesindeki Ziyaret ve Söğütlü köylerinden geldiğini belirterek, hem anne hem baba tarafından dedelerinin Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki laiklik politikalarına karşı çıktıklarını söyledi.
“İki dedem de laikliğe karşı çıkıyordu. Kemalizm’e itiraz ediyorlar, İslam şeriatının hükmetmesini istiyorlardı” diyen Pamak, 1930’lu yıllarda yaşanan olayların ardından ailelerinin büyük bir trajediyle karşı karşıya kaldığını anlattı.
Pamak’ın aktardığına göre Zilan Katliamı sırasında aileden çok sayıda kişi öldürüldü. İki dedesi İran’a kaçmayı başarırken, üç yaşındaki halası ile onun ninesi köyde bırakıldı.
“Bunlar yaşlı ve çocuk, onlara bir şey yapmazlar diye bırakıyorlar. Ama daha sonra evler basılıyor. Üç yaşındaki halamla ninesi süngülerle öldürülüyor.”
Pamak, dedelerinin daha sonra Türkiye’ye döndüklerini ancak bu kez sürgün edildiklerini söyledi.
Ailenin Van’dan Çanakkale’nin Ezine ilçesine gönderildiğini anlatan Pamak, bunun bireysel bir tercih değil devlet politikası olduğunu vurguladı.
“Her köye bir aile veriliyor. Asimile olsunlar diye. Devlet yerleştiriyor. Annem ve babam da çocuk yaşta sürgün ailelerin çocukları olarak Çanakkale’ye geliyorlar. Sonra evleniyorlar ve biz doğuyoruz.”
Sürgünün nasıl gerçekleştiğini anlatırken dedesinin hikâyesini de paylaştı:
“Dedemi önce tek başına gönderiyorlar. Karakol karakol teslim ederek getiriyorlar. Jandarmalar atlı, dedem yürüyerek. Van’dan Çanakkale’ye iki üç ay süren bir yolculuk. Sonra dedem korkup geri dönüyor. Bu sefer tekrar yakalayıp yeniden yürütüyorlar. Çocuklarını da kamyonlarla gönderiyorlar. Mecburî İskân Kanunu kapsamında yerleştiriliyorlar.”
Pamak, sürgünden sonra doğrudan baskıdan çok asimilasyon politikasının devreye girdiğini söyledi.
“O bölgede asimile olsunlar isteniyor. Nitekim olmamış mıyım? Müslüman ve şeriat isteyen Kürt bir dedenin torunu, Kürt bir aile çocuğu daha sonra Türkçülüğün liderlerinden biri oluyor. İşte asimilasyon bu.”
Kürtçe bilgisinin çok sınırlı olduğunu söyleyen Pamak, buna rağmen ailesinin kültürünü korumaya çalışan isimler bulunduğunu da anlattı.
“Annemin annesi Seyran Nine 90 yaşına kadar yaşadı. Bir tek kelime Türkçe öğrenmedi. Direndi. Bütün komşu kadınlar onunla konuşabilmek için Kürtçe öğrendi.”
Çocukluğunda Kürt olduğu için aşağılandığını da söyleyen Pamak, köy kahvesi önünde kendisine “Kuyruklu Kürt” diye seslenildiğini anlattı:
“Çok horlandılar, itildiler. Mesela ben kahve, kahve önüne çıktığımda çocukken; “Lan kuyruklu Kürt, nerede lan senin kuyruğun? Tramvay mı çiğnedi?” gibi…”
Ancak ailesinin kendisine etnik bir bilinç değil dini bir bilinç verdiğini vurguladı.
“Dedem bize Kürtlükten dolayı sürüldük demezdi. Kürtçü bir bilinç vermezdi. Hep şeriattan bahsederdi. Kitapları vardı, kütüphanesi vardı. Zamanla onu hor gören köylüler bile Ahmet dedemden fetva almaya başladılar.”
Ülkücü hareketten Mazlum-Der’e
1950 yılında Çanakkale’nin Ezine ilçesine bağlı Pınarbaşı köyünde doğan Mehmet Pamak, üniversite eğitiminin ardından Maliye Bakanlığı’nda görev yaptı. Öğrencilik yıllarından itibaren ülkücü hareket içinde yer aldı, 12 Eylül sonrasında Danışma Meclisi üyeliği yaptı.
1983 yılında daha sonra MHP adını alacak olan Muhafazakâr Parti’yi kurdu ve ilk genel başkanı oldu. Milliyetçi hareketin önde gelen isimlerinden biri olarak tanındı.
1986 yılında ise milliyetçilikten uzaklaştığını açıklayarak kendi ifadesiyle “Kur’anî İslam’a yöneldiğini” duyurdu. Daha sonra Mazlum-Der’in kuruluşunda yer aldı ve örgütün ilk genel başkanlığını yaptı.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.