Anasayfa / Öne Çıkanlar / RÖPORTAJ I “Ulu Hakan’ı Necip Fazıl değil, Nihal Atsız yarattı“

RÖPORTAJ I “Ulu Hakan’ı Necip Fazıl değil, Nihal Atsız yarattı“

Kızıl Sultan’dan Ulu Hakan’a kitabının yazarı tarihçi Necmettin Alkan: “Nihal Atsız, 1956'da ‘Gök Sultan’ kavramıyla bir kırılmaya neden oldu. Necip Fazıl 1965’te ‘Ulu Hakan’ı Atsız’dan ilham aldı.”
2

Osmanlı tarihinin en tartışmalı padişahı II. Abdülhamid, nasıl oldu da bir zamanların “Kızıl Sultan”ından bugünün “Ulu Hakan”ına dönüştü? Bir dönem Jön Türklerin, İttihatçıların, Kemalistlerin, hatta İslamcıların eleştirdiği Abdülhamid, bugün nasıl muhafazakâr siyasetin en önemli tarihî sembollerinden biri haline geldi?

Tarihçi Prof. Dr. Necmettin Alkan, Timaş Yayınları’ndan çıkan Kızıl Sultan’dan Ulu Hakan’a kitabında, 130 yıllık bu dönüşümün izini sürüyor. Alkan’a göre Abdülhamid imajındaki değişim, Türkiye’de siyasi iktidarın ve kültürel merkezin el değiştirmesinin de hikâyesi. Bu hikâyede beklenmedik bir isim öne çıkıyor: Necip Fazıl’dan önce Abdülhamid’i “Gök Sultan” ilan eden Nihal Atsız.

Alkan’la Abdülhamid’e karşı çıkan Osmanlı İslamcılarını, Necip Fazıl ile Atsız’ın rolünü, AK Parti döneminde resmî söylemin değişmesini, Türk solundaki Abdülhamid tartışmalarını ve tarihsel gerçeklerle siyasi semboller arasındaki giderek açılan mesafeyi konuştuk.

“.  

01/10/2026

“Kızıl Sultan”ın kaybettiği, “Ulu Hakan”ın kazandığı kırılma noktası sizce hangi dönem?

         Ulu Hakan algısının oluşmasındaki kırılma 1946 yılında Demokratik Parti’nin kurulması ve 1950’deki seçimleri kazanmak suretiyle Türk siyasetinde başlattığı dönüşümdür. Bu gelişmeyi, Şerif Mardin’in Türk iç siyaserini izah etmede kullandığı “Merkez-Çevre Teorisi” üzerinden yorumlarsak, 1923’te kurulan yeni merkezin dışında bırakılan farklı toplumsal grupların çevreden merkeze yürümeye başlaması ve nihayetinde ise 2003’de Akparti iktidarıyla birlikte bu sürecin iyice şekillenmesi Ulu Hakan algısının resmî söylemde de kabul görerek bugünlere kadar gelmesini sağlamıştır.

Kitapta “Kızıl Sultan” imajının Jön Türklerle başlayıp İttihatçılar ve Kemalistlerle devam ettiğini anlatıyorsunuz. Bu üç siyasi hareketin Abdülhamid’e itirazları aynı mıydı, yoksa sonraki dönemler önceki dönemin Abdülhamid imajını kendi ihtiyaçlarına göre mi devraldı?

         Güzel bir soru. Evet, her üç dönemin de kendi ihtiyacına göre bir Kızıl Sultan tehayyülü ve tedavülü vardır. Jön Türklerin, Sultan II. Abdülhamid hakkındaki Kızıl Sultan algısını oluştururkenki siyasi amaçları mevcut yönetimin liderini, yani Sultan Hamid’i halkın indinde zayıflatmak ve hatta yönetiminin meşruiyetini sorgulatmaktı. İttihatçılar, Kızıl Sultan’ı gündeme getirirken amaçları 1908 Jön Türk ihtilali ile geri kazanılan meşruti yönetimin kaybedilmesine, mutlaki yönetime geri dönülmesine, “irtica”ya karşı olumsuz örnek olarak, tabiri caizse bir hafıza tazelemesi amacıyla Kızıl Sultan ve türevi olumsuz kavramları kullanmışlardır. Nihayetinde Kemalistler ise bambaşka bir siyasi amaçla bu kavramı gündeme getirmişlerdir: 1923’de kurulan Cumhuriyet Türkiyesi siyasî ve kültürel alanlarda modern avrupaî olarak inşa edilirken Osmanlı ve İslami geleneksel yapılarını reddetme aracı olarak Kızıl Sultan’ı kullanmışlardır. Osmanlı ve Islami geleneksel kurumsal ve toplumsal yapılar Sultan II. Abdülhamid ve dönemi Kızıl Sultan kavramı üzerinden ötekileştirilerek; adeta ete ve kemiğe büründürülerek dramatize edilmek istenir. Bir başka ifadeyle de modern genç Türkiye’nin anti tezi olarak Sultan Hamid ve dönemi gündeme getirilmiştir.

Bu şekilde her üç dönemdeki Kızıl Sultan kavramının işlevi çok farklı olmuştur.

İlginç bir tespitiniz, İslamcı dergilerin de bir dönem Abdülhamid karşıtı söyleme katılması. Bugün İslamcı-muhafazakâr çevrelerde neredeyse dokunulmaz bir tarihî figür haline gelen Abdülhamid’e İslamcıların o dönemdeki temel itirazları neydi?

         Osmanlı İslamcılarının, dönemlerinin hükümdarı Sultan II. Abdülhamid hakkındaki görüşleri o sıralardaki ruha uygundur. Ne az ne çok tam olarak dönemlerindeki genel algıya sahiptiler. Öteden beri gündemde tutulan temel iddia, Sultan Hamid’in meşruti yönetimi askıya alarak kurduğu mutlaki yönetimle özgürlükleri kısıtlayarak devleti felakete götürdüğü düşüncesini bunlar da dillendiriyorlardı. Sultan Hamid’in Müslümanlığı ve Halifeliğini de islamî kaynaklar merkezli olarak eleştirerek, onun gerçek Müslüman ve Halife olmadığını da iddia ediyorlardı. Dediğim gibi, tıpkı diğer aydınlar gibi asıl çıkış noktaları, anayasal yönetimin askıya alması ve yönetimi kendi uhdesine almasıydı.

Necip Fazıl ve Atsız gibi birbirinden oldukça farklı iki isim, Abdülhamid algısındaki dönüşümde karşımıza çıkıyor. “Ulu Hakan” anlatısının kurulmasında hangisinin etkisi neydi? Bu yeni Abdülhamid imajı nasıl ana akımlaştı?

         Bunlar, Kızıl Sultan’dan bugünkü Ulu Hakan’a dönüşmesinde iki önemli aktördür. Nihal Atsız, Kızıl Sultan ifadesinin hakim paradigma olduğu yıllarda Gök Sultan kavrarımını tedavüle sokan kişidir. Daha da önemlisi 1956 yılında yayınladığı makalesinde kullandığı Gök Sultan kavramının altını doldurduğu iddialar ve yorumlar Ulu Hakan kavramının da genel çerçevesini teşkil etmiştir. Bu makale aslında tam bir meydan okuma, hatta bir manifestodur. Yani Atsız, tek başına tam anlamıyla bir kırılmaya neden olmuştur. Necip Fazıl’ın ilk olarak 1965 yılında ilk olarak kullandığı Ulu Hakan ise aslında Atsız’ın Gök Sultan’ınından ilham alınan bir kavramdır. Hatta Necip Fazıl’ın kitabında anlattığı Sultan II. Abdülhamid, Atsız’ın daha romantic abartılı şeklidir. Tabi burada Necip Fazıl Ulu Hakan kitabıyla, özellikle de 1970-1980 yıllarda milliyetçi ve dindar gençlik üzerinde çok etkili olmuştur. İşte bu gençler de daha sonraki dönemlerde Türk siyasetinin önemli aktörleri olacaktır.   

Kitabınızın en çarpıcı bölümlerinden biri 1950 sonrasını “Türkçü ve muhafazakâr meydan okuma”, 1980 sonrasını ise milliyetçi ve İslamcıların kurduğu “yeni merkez” olarak tarif ediyor. Abdülhamid algısındaki değişim Türkiye’de merkezin el değiştirmesinin bir göstergesi mi?

         Evet, eğer iç siyasette bugüne kadar süre gelen Merkez-Çevre Mücadelesi yaşanmasaydı ve günün sonunda çevrenin yeni merkezi inşaası olmasaydı Sultan Hamid algısındaki bu radikal dönüşüm yaşanmazdı. Fakat bu evete rağmen, aslında 1918 yılından itibaren başlayan ve 1940’lı yıllarda daha sınırlı kalan olumlu bir Abdülhamid anlatısının varlığını biliyoruz. Fakat bunlar cılız imkânlarla ve sınırlı çevrelerde dile getiriliyordu. Kamusal alanlarda pek duyulmuyordu. İşte iç siyasetteki bu mücadeleye paralel olarak Mİlliyetçi ve İslamcı kesimlerin iktidara gelmesiyle birlikte iktidarın da imkânlarını kullanarak Ulu Hakan algısının toplumda daha da yaygınlaşmasına; kamusal alanlarda hakim paradigma şeklini almasına neden olmuştur.  

Türk solunun birbirine karşıt iki önemli ismi, yıllar sonra televizyonda tartışırken ortamın “Sen Abdülhamid’i savundun” suçlamasıyla bir anda gerilmesi bize ne anlatıyor?

         Türk Solu’nun da aslında bu değişimden âri kalmadığını biliyoruz. Hem tarih alanındaki gelişmeler ve hem de modern akademik tarih araştırmalarındaki Abdülhamid anlatısı, başlangıçtaki o radikal Abdülhamid karşıtlığını, en azından solun belli kesimlerinde yumuşamasına neden olmuştur. Burada özellikle de akademik camiada yapılan Sultan Abdülhamid araştırmaları önemlidir. Tarihi verilere dayanan daha gerçekçi bir Abdülhamid tasavvurunun ortaya çıkması sol tarih söylemi de etkilemiştir. Burada özellikle de liberal solda bir değişimden bahsedilebilir.     

Bugünkü Abdülhamid imajının oluşmasında tarihçilerden çok siyasetçiler, romanlar, televizyon dizileri ve popüler kültürün etkili olduğunu söyleyebilir miyiz? Özellikle son 20 yılda tarihsel Abdülhamid ile siyasal sembol olarak Abdülhamid arasındaki mesafe açıldı mı?

Evet, doğrudur. Bunun en önemli nedeni resmi tarih söyleminin hakim olduğu akademik tarihin, popüler tarihçilik kadar etkili olmaması; dolayısıyla da halka yönelik tarih anlatımında alanın daha ziyade popüler tarihçiler ve bahsettiğiniz kültür araçlarını yürüten kesimlere kalmasına neden olmuştur. Bu arada Türk iç siyasetindeki mücadelede tarihin ve tarihi karakterlerin de araç olarak kullanıldıklarını unutmamak gerek. Sultan Hamid bu anlamda en somut örneklerden biridir.    

130 yıllık bu hikâyenin sonunda bugün hangi Abdülhamid gerçeğe daha yakın: Eski anlatının “Kızıl Sultan”ı mı, bugünün “Ulu Hakan”ı mı?

Burada ibrenin Ulu Hakan lehine değiştiğini söylemek gerekir. Özellikle de 25 yıllık Akparti iktidarının oluşturduğu siyasi ve kültürel ortam, Ulu Hakan söyleminin toplumun önemli bir kısmında kabul görmesini sağlamıştır.

Bütün bunlarla birlikte özellikle de 1980’den itibaren başlayarak akademik çevrelerde yapılan çalışmalarla tarihi gerçekliklere uygun daha makul bir Sultan II. Abdülhamid anlatısı da iyice belirginleşiyor.

Buna ragmen tarihi verilere ve olgulara dayanan bu makul Sultan Hamid anlatısı, halkın indinde yeterince ilgi görmüyor. Fakat yine de bu makul anlatının en azından orta ve uzun vadede daha fazla kabul göreceğini düşünüyorum. 

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın