ANALİZ | Tamer Karadağlı yeni dönemin Serdar Ortaç’lığına aday gibi…

Tamer Karadağlı’dan Nihal Yalçın’a: “Bir video çekmiş, ‘Son kez tweet atacak olsan ne yazarsın’, ‘Selahattin Demirtaş’a özgürlük.’ E Selahattin Demirtaş ne dedi? ‘Abdullah Öcalan’ın heykelini dikeceğiz’ dedi. Yani hanımefendi bunu mu savunuyor? Pervin Buldan ona sahip çıkıyor, Canan Kaftancıoğlu ona sahip çıkıyor…” Gel de 22 yıl önce Ahmet Kaya’ya bir ödül gecesinde fırlatılan çatal-bıçakları hatırlama… Ortada henüz çatal-bıçak yok ama sesleri duyuluyor gibi…

Antalya Altın Portakal film festivalinde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü alan Nihal Yalçın ile ona ödülü verecek oyuncu Tamer Karadağlı arasındaki gerginliğin geldiği nokta düşündürücü. Olayı bu noktaya, bu sabah (11 Ekim) bir TV magazin kanalındaki konuşmasıyla Tamer Karadağlı getirdi.  

Karadağlı, Nihal Yalçın’ın ödülü almadan önce konuşmaya başladığını, onun da kendisini elinde ödül ‘tuzluk’ gibi hissettiğini söylüyor ve ödül törenlerinin standart uygulamasını hatırlatıyor.

Buraya kadar ‘haklı’ olduğunu söyleyebiliriz. Fakat sahnede sergilediği vücut dili Nihal Yalçın’ın onu bilerek, kasten ‘tuzluk’ haline getirdiğini düşünen birinin vücut dilini andırıyordu; o kadar abartılıydı. Oysa belli ki sanatçı içine girdiği heyecanla unutmuştu ‘standart’ı. Davranışının iradi olmaması, unutkanlık eseri olması onun ‘hata’sını bağışlatmaya yeterdi ama Tamer Karadağlı bu olgunluğu gösteremedi.

Yine de herkesten her şey beklenemez…. İş bu noktada kalsaydı, “Karadağlı’nın haklı olduğu bir yan var, fakat keşke daha olgun davranabilseydi” deyip geçebilirdik.

Ne var ki mesele orada kalmadı. Bu sabah (11 Ekim) Tamer Karadağlı, telefonla bağlandığı bir yayında şunları söyledi:

“Olay politize edildi. Sadece ödülü lafını kesip verdi kadın düşmanı bilmem ne şu bu. Ben hiçbir terbiyesizlik yapmadım. ‘Bana sus mu diyorsunuz’ Yo ödülünüzü alın ödülünüzle konuşun. Ben bu kadar ciddiye almadım zaten. Ondan sonra linç kampanyası başlayınca bir gün bekledim. Ohoo sonra aldı başını gitti. Pervin Buldan sahip çıktı. Demek ki başka şeyler var arkasında, sahip çıkanlar başka insanlar. Ben de böyle bir şeyin içinde olmam. Bir video çekmiş, ‘Son kez tweet atacak olsan ne yazarsın’, ‘Selahattin Demirtaş’a özgürlük.’ E Selahattin Demirtaş ne dedi? ‘Abdullah Öcalan’ın heykelini dikeceğiz’ dedi. Yani hanımefendi bunu mu savunuyor? Pervin Buldan ona sahip çıkıyor, Canan Kaftancıoğlu ona sahip çıkıyor. Burada bir linç girişimi var, benim duruşum da belli olan bir duruş. Ben Türk askerine silah doğrultan, ateş eden polisini öğretmenine ateş eden terörist örgütün tümüyle karşısındayım. Ben PKK’nın terör örgütü olduğuna inanan bir insanım. Şimdi gidip onlara sormak lazım. Siz PKK’nın terör örgütü olduğuna inanıyor musunuz? Öcalan’ın terörist başı olduğunu söyleyebiliyor musunuz?”

Bu sözler, bu “uysa da uymasa da” göndermeler, bu ruh hali bana Ahmet Kaya’ya bir ödül gecesinde fırlatılan çatal-bıçakları hatırlattı. Bu son olayda çatal-bıçak yok ama, öyle bir ortamda, izleyenlerin de Karadağlı’ya benzer sanatçılar olması durumunda pekâlâ bir ikinci Ahmet Kaya olayı yaşayabileceğimizi böylece görmüş olduk.

22 yıl önceki o olaydan herkes ders çıkarmış görünüyordu. Özürler de dilendi. Fakat özrün anlamlı olabilmesi için özür dilenen olayın benzerini bir daha yapmamak gerektiği hep unutuluyor.

Burada iktidarın da üzerinde düşünmesi gereken bir nokta var. Artık olmaz denilen şeylerin olabileceği bir ruh hali yarattı ve o toprak artık bu hasadı veriyor.

Önceki İçerikBir kısım muhafazakâr isyanda: “Sancaktepe düşerse Kudüs düşer”
Sonraki İçerik“Türkiye son Navtex ile Mavi Vatan’ı kaybetti”