RÖPORTAJ | “Üniversiteyi ‘saklı bahçe’ anlayışından çıkartmak gerekiyor”

DEVA Partisi’nin “üniversiteleri halka açacağız” vaadi tartışma yarattı. Partinin açıkladığı Yükseköğretim Eylem Planı’nı hazırlayan DEVA Partisi Eğitim Politikaları Başkanı Mustafa Ergen’e bu vaadin gerçek içeriğini sorduk: “Üniversiteler artık eskisi gibi hayatın bir evresinde gidilen değil her yaşta gidilen yerler. Yeri gelir master için, yeri gelir bir programa katılmak için gidilir. ‘Üniversiteyi halka açıyoruz’ cümlesi ‘Suriyelileri sınır dışı ediyoruz’ gibi popülist vurucu cümlelere benzetilebilir. Ama karşılığı hayat boyu eğitimdir. İnsanlar gitsin orada piknik yapsın demiyoruz.”

DEVA Partisi lideri Ali Babacan, 10 Mayıs Pazartesi günü partisinin yükseköğretim eylem planını açıkladı.

Babacan’ın açıklamaları arasında yer alan “Üniversite kampüslerinin kapısını halka açacağız. Ders veren öğretim üyelerinin rızası dahilinde, vatandaşlarımızın üniversitelerde derslere katılmasına izin vereceğiz” cümleleri sosyal medyada tartışma konusu oldu, bu kavrama çok sayıda anlam yüklendi. Önerinin gerçek içeriğini ve tartışma sırasında ortaya çıkan soruları, Yükseköğretim Eylem Planı’nı hazırlayan DEVA Partisi Eğitim Politikaları Başkanı Mustafa Ergen ile konuştuk.

DEVA Partisi’nin “üniversitelerin halka açılması” ile kast ettiği tam olarak nedir?

Teknoloji temelli, girişimcilik temelli dünya çok hızlı ilerlediği için bu yeni dünyada üniversite sistemi kırılıma uğruyor ve  sistem buna bir cevap arıyor. Cevap olarak “hayat boyu eğitim” sunulmak isteniyor. Hayat boyu eğitim, üniversitenin diploma alınıp terk edilen bir yer değil tekrar tekrar uğranan, hem yenileyen hem yenilenen bir merkez olması hedefini içeriyor.

Otomasyonla gelen işsizlik, teknolojinin gelişimiyle ortaya çıkan yeni meslekler, Z kuşağının talepleri ile bambaşka bir dünyanın içindeyiz.

Bu, üniversite sisteminin yaşadığı ikinci kırılım… İlk kırılım buhar makinesinin icadıyla ortaya çıkıyor. 1800’lü yıllardan önce üniversite dediğimiz; bizdeki medrese, Avrupa’da Bologna Üniversitesi gibi kurumlar daha çok geçmiş bilgiyi aktaran, devlet adamı, yargıç, edebiyatçı, sanatçı yetiştiren yerlerdi.

Üniversiteler, buhar makinesinin icadıyla gelecekteki bilgileri araştıran yerler haline geldi. Transistörün bulunmasıyla beraber de şu anda yaşadığımız dijital devrimin içine girmiş olduk. Ama bu devrim o kadar hızlı ilerledi ki eğitim anlamında bunun gerisinde kaldık. Bunu biz tartışıyoruz ama ABD’deki, Avrupa’daki üniversitelerde de bu tartışılıyor.

Beklentilerin yükselmesi, üniversiteler için “hayat boyu eğitim” ile tanımlanan yeni bir formasyonu gerekli kılıyor. Üniversiteler artık eskisi gibi hayatın bir evresinde gidilen değil her yaşta gidilen yerler. Yeri gelir master için, yeri gelir bir programa katılmak için gidilir.

“Twitter ahalisinde bunun tartışılması güzel bir şey”

Üniversiteyi “saklı bahçe” anlayışından çıkartmak gerekiyor. Bugüne kadar bu anlayış güvenlik sebebiyle oldu. Artık ilerleyen olanaklarla bunun da pek çok çözümü var. Ayrıca online olarak eğitime dahil olma imkânları da var. Yeter ki üniversitenin etkisini daha geniş kesimlere doğru ilerletelim. Bu şekilde tabii ki üniversiteyi halka açıyorsunuz. Bu çarpıcı bir üst başlık.

Tartışılması da güzel bir şey. İnsanlar bunun nasıl olacağını merak ettiğinde de bizim üniversite eylem planımıza ya da röportajlara bakarak kastımızın ne olduğunu da anlıyor zaten. Twitter ahalisinde bunun tartışılması güzel bir şey.

DEVA Partisi tartışmadan memnun diyebilir miyiz?

Memnunuz tabii ki. Ayrıca biz üniversite eylem planını, “yapılması gerekenler kesin olarak budur” gibi bir bakış açısıyla da ortaya koymadık. Akademisyenler yaratıcı insanlardır. Birçok akademisyen farklı farklı planlar, öneriler sunabilir.

Biz tartışmanın başlangıç noktası için böyle bir 50 madde sunduk. Bunlar da tartışmaya açıktır. Ağzı kapanmış bir plan değil. Bunun için “wiki.devapartisi.org.tr” diye bir sitemiz var. Oraya insanlar girerek fikirlerini, önerilerini iletiyorlar.

Bu işe kafa yoran duayen hocalarla konuşarak bu 50 maddeyle ana hatlarını ortaya çıkarttık. Tartışarak daha iyiye, daha doğruya gideceğiz. İktidar olduğunuzda bunun detaylandırılması elde edilecek imkânlarla çok daha rahat yapılabilecek bir şey.

Burada çok fazla detaya girmek de istemedik çünkü bu konuda biraz açık ve esnek olunmalı. Biz ortaya toplumsal kalkınmayı sağlayacak ve hizmet alanların optimum faydayı alabileceği bir vizyon ve perspektif koymak istedik.

Muhalefetteki bir siyasi parti olarak bundan ötesini yapmanın da anlamı yok. Bugün bunu şu andaki iktidar içselleştirsin ve o uygulamaya koysun. Sonuçta zaman kaybetmeyelim.

Bizim amacımız o perspektifi vermek, iskeleti sunmak ve tartışmaya açmak. Bunu lansmanımızın başında da sonunda da belirttik.

“Gelişmiş ülkeler üniversiteyi tartışırken ilköğretimi tartışıyorsak ‘düşük gelir’deyiz demektir”

Bu tartışmaların sunduğunuz eylem planının gelişmesine de katkı yapabileceğini düşünüyorsunuz…

Evet, tartışılmasından memnuniyetimizin bir boyutu da bu. Uzun vadede yapmayı düşündüğümüz bir fikrin aldığı etkileşim bakın ülkeyi eğitim gündemini tartışır hale getirdi.

Eğitimin, ülkenin ana gündemi olması gerekiyor. Biz orta gelir tuzağına takıldık. 2013’teki uyarılar dinlenseydi, eğitim ve adalet alanlarında hamleler yapılsaydı, biz 10 sene içinde orta gelir tuzağını atlamış olacaktık.

Eğitim ana gündemimiz olmadığı sürece biz düşük gelire doğru ilerliyoruz ve düşük gelir, üniversiteyi tartışmaz. Düşük gelir, ilköğretimi tartışır. Onun ihtiyacı ilköğretimdir.

Biz üniversitenin tartışılmasını istiyoruz. Orta gelir ve gelişmiş ülkeler üniversiteyi tartışır. Biz ilköğretimi tartışmaya başladıysak düşük gelire düşmüş durumdayız demektir.

“Herkesin eline diploma olarak birer A4, herkese birkaç A4 kâğıttan makale…”

DEVA’nın teknik eğitime ağırlık veren liseler ve yüksekokulların öne çıkartılması önerileri için “popülizm” eleştirisi yapanlar oldu. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biraz önce bahsettiğim gibi yükseköğretimi tartışıyorsak yüksek gelir ülkesiyizdir. İlköğretimi konuştuğumuz zaman düşük gelir ülkesiyiz demektir.

Elbette meslek liseleri önemli. Bunu lansmanda da belirttik. Bu perspektif ilköğretim eylem planını da beraberinde getirecek.

Biz yüksek gelir grubuna çıkmak istiyoruz. Biz bu iddiayı sunmalıyız. Onun için daha katma değeri yüksek noktalarda olmak istiyoruz. Bunun aracı da yükseköğretim.

“Bunu yükseköğretimde yapamıyoruz” deyip bütün çabamızı ilköğretime verirsek kaybettiğimizin resmi demektir.

Bütün kalkınma teorilerine, ekonomi teorilerine bakarsanız neyi tartıştığınız önemlidir.

İkincisi, ortaya koyduğumuz popülist bir şey değil. Dediğimiz üniversitelerin yeni dünyaya cevabıdır: “Biz hayat boyu, sürekli uğranan bir yer olacağız.” Aksi halde üniversite eğitimi sorgulanıyor.

Diploma, istihdam yaratmıyor. Öte yandan diplomaya ihtiyaç olmaksızın, bir ders alıp çok iyi istihdam yaratan meslekler var. ABD’nin dev şirketleri artık bazı alanlarda diplomaya da bakmıyor sertifikalarla işliyor.

Bu çok büyük bir handikap. Çünkü üniversite yalnızca diploma değil formasyon da veriyor, sosyal ağ da veriyor.

Üniversiteyi reforme etmezseniz büyük bir sorun var demektir.

“Üniversiteyi halka açıyoruz” cümlesi; “Ayasofya’yı cami yapıyoruz”, “Suriyelileri sınır dışı ediyoruz” gibi popülist vurucu cümlelere benzetilebilir. Ama karşılığı hayat boyu eğitimdir. Ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlayacak, bizi yeni dünyaya adapte edecek bir metottur.

İnsanlar gitsin orada piknik yapsın demiyoruz. Üniversite kamuya katkı vermeli, öğrencilere ve bütün topluma katkı vermeli. Aksi takdirde herkesin eline diploma olarak birer A4 kâğıt verirsiniz. Herkese de birkaç A4 kâğıttan makale basarsınız.

“Genel başkana ODTÜ teklifini ben yaptım”

Sosyal medyada, DEVA’nın eylem planıyla Babacan’ın ODTÜ’de protesto edilmesi arasında bağ kuran yarı mizahi yarı ciddi yorumlar yapıldı; “Babacan ODTÜ’ye giremeyince üniversiteyi halka açmaya karar  verdi” gibi…

Eleştirel açıdan bakınca güzel ve akıllıca bir korelasyon denebilir ama gerçek değil.

Ben, Genel Başkan’a bu eylem planı için iki ODTÜ’lü olarak gidelim bir fotoğraf çektirelim teklifi yaptım. Yani eylem planı açıklayacağız, kendi üniversitemizden bir resim paylaşalım diye çıktı ODTÜ fikri. Ama bu “Babacan konuşma yapacak” diye yanlış bir biçimde yayılmış.

Genel başkandan önce benim de içinde bulunduğum bir grupla oraya gittiğimizde durum şöyleydi: Yüzlerce kişi konuşma yapılmasını bekliyor ve fakat alan konuşma yapmaya uygun değil. Konuşma olsa piknik sandalyelerinin üzerinde olacak, ses düzeni yok, üniversiteye haber verilmemiş, dinlemek için gelenler var ama bazı öğrenciler de bize muhalif. Biz orada konuşma yapılması gibi bir durumu göze alamadık.

Ben sayın genel başkana gelmeyin dedim. Genel başkan “yanlış anlaşılır” diye düşünerek gelmek istedi.

Biz oradayken o gençler de “Babacan’ı istemiyoruz” diye hiçbir şey söylemediler, ellerinde pankartlarla beklediler sadece. Çok barışçıl bir ortam vardı.

Biz ayrıldıktan sonra “Babacan’ı biz sokmadık gibi” şeyler söylenmiş. O sosyal medyada çok dolaşan videodaki protesto görüntüsü de biz oradan ayrıldıktan sonra yaşanan şeyler.

***

Mustafa Ergen kimdir?

1978 yılında Konya’da doğdu.

İlköğretimini Konya ve İzmir’de tamamladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliğine birincilikle girdi, 2000 yılında 4.0 ortalama ile üniversite birincisi olarak mezun oldu.

Kaliforniya Berkeley Üniversitesi Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri bölümünde insansız araçlarda haberleşme üzerine yüksek lisans ve mobil haberleşme üzerine doktorasını tamamladı. Aynı okulun uluslararası çalışmalar bölümünden Silikon Vadisinden fayda sağlayan ülkeleri incelediği teziyle ikinci yüksek lisans derecesini aldı ve aynı okulun HAAS işletme okulundan teknoloji yönetimi (MOT) programını bitirdi. 

Çalışma hayatına 2004 yılında National Semiconductor şirketinin [şimdi Texas Instruments] “fellow”u unvanıyla aynı üniversitede akıllı sensör ve ulaştırma teknolojileri üzerine araştırma merkezi kurarak başladı. 2005 yılında Silikon Vadisi’nde 4. Nesil (4G) haberleşme teknolojisi üzerine WiChorus Inc. şirketini en iyi risk yatırımcılarından yatırımlar alarak kurdu ve 2009 yılında şirket başarılı bir şekilde Tellabs şirketi tarafından satın alındı. Akabinde yurda dönmesiyle beraber kendi şirketlerinin yanı sıra özel sektörde üst düzey görevler aldı. Boğaziçi Üniversitesinde dersler verdi, 2012 yılında Koç Üniversitesine yarı zamanlı doçent, 2017 yılında ise İstanbul Teknik Üniversitesine profesör olarak katıldı.

ODTÜ’den sekiz adet Bülent Kerim Altay ödülü aldı. TOBB Ekonomi Teknoloji Üniversitesi’nin mütevelli heyetinde bulundu. Avrupa’nın 5. Nesil (5G) haberleşme platformu gibi uluslararası platformların yönetimlerinde kurucu olarak seçildi. Halen Berkeley Üniversitesi Asya-Ortadoğu-Afrika Girişimcilik Programının danışma kurulu üyeliğini yapıyor. Akademik ve güncel yayınları yanında ellinin üzerinde patent başvurusu ve üç kitabı bulunuyor.