Ana SayfaPerslerde hükümet şekli tartışmaları (1)

Perslerde hükümet şekli tartışmaları (1)

 

Farklı hükümet veya yönetim biçimleri deyince hepimizin ilk aklına gelen, Antik Yunan şehir devletleridir. Atina’nın demokrasinin beşiği olduğunu, halk yönetimi anlamında ilk doğrudan demokrasi uygulamalarının burada yaşandığını biliyoruz. Çoğumuz farklı hükümet şekilleri hakkındaki ilk sistematik bilgi ve açıklamaları Platon ve Aristoteles ile başlatırız, hattâ Aristoteles’in sınıflandırmasını günümüz için de temel kabul ederiz. Ancak tarih biliminin babası sayılan Herodotos, Tarihler’inde (Yunanca Historiai) ya da kestirmeden “Herodot Tarihi” olarak bilinen eserinde, farklı hükümet şekillerine yönelik ilk sistematik sınıflandırma ve analizlerin, Medler ile Persler arasındaki iktidar mücadelesinden sonra yapıldığına işaret eder.

 

Medler ve Persler iki eski İranî halktır. Bunlar akraba kabile gruplarıdır. Med kabilelerin anayurdu Mada veya Mad kuzeydedir; bugünkü Azerbaycan’ı, İran Kürdistanı’nı ve batı Taberistan’ı kapsar. Pers kabilelerin anayurdu Persis, bugünkü İran’ın güneybatısında, Basra körfezi kıyısındadır. İlk önce Med kabileleri birleşip bir konfederasyon oluşturur; bu temelde İÖ 678-549 arasının Med İmparatorluğu yükselir (bkz başlık resimlerinde, en tepedeki harita). Bu yazı açısından önemli olan, Zerdüşt öncesi bir Mazdekîlik diye tarif edilebilecek dinlerinin rahiplerine Magus veya Mag denmesidir. (Hıristiyanlıkta, İsa doğduğunda kutlamaya gelip hediyeler getiren üç Magus [çoğ. Magi] inancı buradan türer.) Bu tür bütün kabile konfederasyonlarda olduğu gibi, bir kabileler hiyerarşisi söz konusudur. Her an değişip altüst olabilir. Med Krallığı ve sonra Med İmparatorluğu içinde Pers kabileleri uzun süre vasallık konumundadır. Aralarında evlenirler, evlât edinirler. İÖ 553’te, son Med imparatoru Astyages’in ana tarafında torunu olan Pers kralı Kyros (Büyük Kyros veya Kurus) ayaklanır. İÖ 550’de zafere ulaşır ve Ahemenid hanedanını kurar. Yeni Pers İmparatorluğu’nda bu sefer Medler tâbiyet (vasallık)  konumuna düşer (bkz başlık resimlerinde, soldaki kabartmada, önde bir Pers ve arkasında bir Med askeri). Ancak nüfuzlarını büyük ölçüde korurlar. Birçok Med soylusu, general, bürokrat veya satrap (eyalet valisi) olarak bu sefer Perslere hizmet vermeyi sürdürür. Hele rahipler için bu çok daha fazla geçerlidir. Hikâyemizin arkaplanında bu karmaşık ilişkiler yatar.

 

Hanedanın ve imparatorluğun kurucusu Kyros önce Anadolu’ya girer. Lidya Krallığına saldırır ve yener. Başkent Sardes’i ele geçirir ama Kral Kroisos’un hayatını bağışlar. Daha sonra Nabonidus’un Yeni Babil İmparatorluğu adı altında birleştirmiş olduğu Mezopotamya’ya yönelir ve İÖ 530’da Doğu’nun, diğer bir deyimle “eski dünya”nın simge ve efsane şehri Babil’i de zapteder. Bir rivayete göre göçebe Massaget’lerle savaşırken ölmesinden sonra, oğlu II. Kambyses (Kambiz) tahta çıkar ve babasının yapamadığını yapar; Mısır’ı alıp Yunanlıların Şark âlemi olarak bildiği diyarların fethini tamamlar (bkz başlık resimlerinde, ikicni harita).[1] Mısır seferi uzun sürer. Herodot Tarihi’nde, “Kyros oğlu Kambyses Mısır’da abuk sabuk işlerle” oyalanırken, Med kökenli iki Mag veya Magus kardeşin ona karşı ayaklanarak iktidarı ele geçirdiği anlatılır. Kambyses sefere çıkarken bu kardeşlerden birini kişisel malı ve mülkünü idare etmekle görevlendirmiştir. Kambyses’e yakın olan bu Mag’ın (Herodotos adını vermez) Smerdis adında bir kardeşi vardır. Adını bilmediğimiz Mag, kardeşi Smerdis’le birlikte saraya girer ve kardeşini “Kyros’un öbür oğlu, hükümdar Kambyses’in de kardeşi olan Smerdis” olarak tanıtır. Mag’ın planını bu şekilde kurmasının ardında,  Kambyses’in sefere çıkmadan evvel Mag’ın kardeşiyle aynı adı taşıyan kendi kardeşi Smerdis’i öldürtmüş olması yatar. Kambyses rüyasında kardeşi Smerdis’in tahtına oturduğunu görünce,  çok güvendiği Prexaspes’i Smerdis’i öldürmek üzere Susa’ya yollar. Prexaspes de Kambyses’in emrini yerine getirir. Ancak bu cinayet henüz duyulmamıştır. Kambyses yokken sarayı el geçiren Mag, bu fırsattan istifade kardeşi Smerdis’i Kyros’un öbür oğlu gibi tanıtıp onu tahta oturtmak suretiyle iktidarını meşrulaştırmaya kalkar.

 

Tahtı Medlerden geri alma çabaları

 

Bunu duyan II. Kambyses Persleri etrafına toplar. Ağlayıp sızlayarak öğütler verir. “Tahtın Medlere geçmesine izin vermeyin; eğer hileyle ele geçirirlerse siz de hileye başvurun, eğer zorla alırlarsa siz de zorla, ordularınızla onların elinden alın” der. Kambyses bu sözleri sarfettiğinde kangren olmuştur ve son günlerini yaşamaktadır.  Zaten bir müddet sonra etleri çürür ve ölür. Yedi yıl beş ay saltanat süren II. Kambyses’nin yerine geçecek ne erkek, ne de kız çocuğu vardır (Herodot Tarihi:164). Lâkin sözleri Persleri harekete geçirir. Pers soylularından Pharnaspes’in oğlu Otanes, iktidarın tekrar Medlerden alınmasına öncülük eder. Kızlarından birinin Kambyses ile evli olması nedeniyle, saraydan daha kolay haber almaktadır. İktidarı ele geçiren Mag, Kambyses’in bütün kadınlarını kendi haremine almıştır. Otanes kızından, Mag yatağında uyurken kulaklarının yerinde olup olmasını kontrol etmesini ister. Zira Kambyses henüz iktidarda iken Mag (rahip) Smerdis’in bir nedenle kulaklarını kestirmiştir. Eğer Smerdis’in kulakları yerinde değilse, o zaman tahtta oturan Kambyses’in kardeşi Smerdis değil Mag Smerdis demektir. Yani bir düzmecedir. Otanes’in kızı fırsatını bulup Smerdis’in kulaklarının olmadığını babasına iletir.

 

Bunun üzerine Otanes, güvendiği Pers soylularını toplayarak saraya karşı bir darbe planlar. Yanına  İntaphernes, Gobryas, Megabyzos, Aspathines ve Hydarnes ile babası İran’da satraplık yapmış olan Hystaspes oğlu Dareios’u alır. Bu yedi kişi, aralarında bağlılık yemini edip gizli bir örgüt kurar.  Tasarlanan plana göre bu örgüt, uygun bir zamanda saraya saldıracak ve tahtı Medyalı Maglardan kurtaracaktır. Plan işler, saraya saldırılır, iki Mag’ın kafası kesilir ve ülkede Mag kıyımı başlar. Persler sarayın Medlerden geri alındığı o günü, her yıl “Mag Kıyımı” diye kutlar.

 

Herodotos Perslere hayran mıydı?

 

Olaylar soğuyup ortalık yatışınca, Mag’lara karşı başkaldırmış olanlar bir araya gelerek, nasıl bir hükümet şekli oluşturulacağını tartışmaya başlar. Tartışmanın özüne, içeriği ve derinliğine bakıldığında, insanda sanki konuşmalar İÖ 6. yüzyılda değil de 20. yüzyılda yapılmış gibi bir izlenim uyanıyor. Nitekim Herodotos da (çok sonradan ve kimbilir kaçıncı elden dinlediği) diyalogları aktarmaya çalışırken, “… ki şüphesiz kimi Yunanlılar inanmazlar, ama öbürleri ne kadar doğru ise, bunlar da hiç olmazsa o kadar doğrudur” diye bir açıklama yapmak ihtiyacını duyar (Herodot Tarihi:169).

 

Herodotos’un İÖ. 484 – 425 arasında yaşadığı kabul edilir. Bu, (Medler ve Persler farklı olduğu halde) Yunanlıların Medoi (Medler) diye söz ettiği Perslerin[2], yüzölçümü yaklaşık 3 milyon kilometre karelik topraklara egemen olduğu bir dönemdir. Bu araziyi önce İskender zaptedecek; benzer bir büyüklüğe Roma ancak yüzyıllar sonra ulaşabilecektir. Pers İmparatorluğu tarihçiler tarafından imparatorlukların nicel ve nitel gelişme sürecinde ya çok önemli bir sıçrama, ya da hattâ “ilk gerçek imparatorluk” kabul edilir. II. Kambyses’in yerine tahta oturan Dareios (Darius veya Dara; İÖ. 521-486) döneminde, imparatorluğun aşırı büyümesi karşısında herşeyin merkezden yönetilemiyeceği anlaşıldığından, kimi yetkiler merkezden çevreye aktarılır.  Böylece imparatorluk toprakları, saraya ve payitahta bağlı fakat aynı zamanda kendi içinde kapsamlı özerkliğe sahip 20 satraplığa bölünür. İmparatorluğun askeri gücünün, merkez ile çeperi birbirine bağlayan kraliyet yollarının, dâhiyane posta – iletişim sisteminin ve elbette oldukça planlı idari ve mali düzeninin Herodotos’ta hayranlık uyandırmış olması doğaldır. Zira Yunanlıların üç beş şehir-devletini bir araya getiremediği bir çağda Persler, koca bir imparatorluk kurmuş; günümüzdeki federal devletlerin ve özerk taşra yönetimlerinin de temellerini atmıştır.

 

Persler ile Yunanlılar arasındaki ilk ilişkiler, Herodotos’un doğumundan 50- 60 yıl önce,  İÖ 546 yılı civarında başlar. İÖ 499’da batı Anadolu’da, İyonya’daki Yunan polis’leri (şehirleri),   Miletos tiranıyken tahttan çekilen ve demokrasi ilân eden Aristagoras örneğini ve önderliğini izleyerek, Perslerce atanmış kendi tiranlarını devirip Pers hâkimiyetine karşı ayaklanır. Başlangıçta Perslere karşı önemli başarılar elde eder, hattâ imparatorluğun bölgedeki en öneli taşra payitahtı Sardis’i bile ateşe verirler (İÖ 498). Ancak daha sonra bu ittifak gevşer ve karşı taarruza geçen Persler İÖ 494’te Miletos’u ele geçirip yerle bir eder. Sonra sıra, İyonya şehirlerinin yardım çağrısına karşılık veren iki Yunan polis’ini, Atina ve Eretriya’yı cezalandırmaya gelir. İÖ 492’de I. (Büyük) Dareios’un komutanlarından Mardonius Yunanistan’ın kuzeyini ele geçirir. İki yıl sonra, İÖ 490’da ise bir filo ve taşıdığı ordu Ege adalarını tek tek zaptederek ilerler. Eğriboz adasındaki Eretriya’yı da kuşatıp alır ve halkını tamamen köleleştirir. Fakat Atina’ya yaklaşık 40 km uzaklıktaki Marathon mevkiinde ağır bir yenilgiye uğrar. Atina ağır piyadesi, Pers hafif piyadesini süvari korumasından yoksunken yakalar ve hezimete uğratır. Atinalılar sadece 192 kayıp verirken, Perslerin kaybı 6400’ü bulur (Bettalli:160). Daha sonra Dareios ölür ve Marathon’un intikamını alma girişimi I. Serhas’a kalır. Fakat İÖ 480 yılındaki ikinci Pers seferinde, ya da ikinci Pers-Yunan savaşında, bu sefer Atina ve Sparta önderliğinde birleşebilen Yunan şehir-devletleri güçlü bir direniş gösterir. Termopil yenilgisinin ardından, Atina filosunun Salamis Boğazında Pers filosunu imha etmesi sonucu Serhas’ın ordusu denizden korunma ve ikmal olanaklarından yoksun kalıp geri çekilir. Bir yıl sonra, İÖ 479 ilkbaharındaki Plateia muharebesini de yunanlılar kazanır. Sonraki otuz yılın daha ufak çaplı çatışmaları ve gelgitleri, İÖ 449’da Atinalılar ile Persler arasında imzalanan barış antlaşmasıyla geçici olarak noktalanır (Bettalli:163,166).

 

Kimi zaman yenilmelerine karşın Perslerin Yunan şehir-devletleri üzerindeki etkisi Büyük İskender dönemine kadar giderek artar. İÖ 386’da Yunanlılar arasında imzalanan “Kral Barışı” antlaşmasında, “Kral Artaserhas (…) uygun görmektedir” gibi çok yukarıdan,  Yunanlılar için hiç de hoş olmayan bir ifade kullanılır.  Kısacası Herodotos’ta bir “Pers hayranlığı” olsa dahi,  Persler Yunanlılar nazarında düşmandır, hattâ ilk akla gelen düşmanları Perslerdir. Perslere ideolojik önyargılarla, barbar, akılcılık yoksunu, lükse düşün, sinsi ve korkak diye bakarlar (Bettalli:167). Bunlar bir bakıma yüzyıllar sonra şekillenecek Batı-merkezciliğin İlkçağdaki başlangıçlarıdır.

           


[1] Marco Bettalli, “Yunanlılar ve Doğu: Yunan Tarihinde Uzun Bir Bölüm”; Antik Yunan, ed. Umberto Eco (Alfa Yayınları. 3. Basım, Aralık 2019), s.154-55

[2] Yunanlılar, neredeyse Büyük İskender’in (İÖ 356-323) seferlerine kadar, Persleri Medler olarak tanır. Thukidides’in Peloponez Şavaşı adlı eserinde, Pers- Yunan savaşları için “ Medler ile Hellenlerin” savaşları ifadesi geçer. Yunanlılar daha sonra “Med-Pers” kavramına dönmüştür. Tevrat’ta da “Med- Pers” kavramı kullanılmaktadır.

 

 

- Advertisment -