“Gezi davası, iktidarın yakın geçmişe dair ideolojik hükmünün kanuni hüküm ve gerçeklik haline çevrilme çabası…”

“Batı karşıtlığı, evrensel değerler karşıtlığı ve Türkiye’deki her türlü siyasi hareketin ve farklılığın ‘onların’ kışkırtması sonucu karşımıza çıktığı okuması Gezi davasının da temel okumasıdır. Bu garip rejim hakikati bir sonraki dönem mutlaka çizilip bozulacak.”

Programın tamamını Serbest TV’de izlemek için:

21 Mart Pazartesi günü kamuoyunda ‘Gezi davası’ olarak bilinen ve 9 yıldır devam eden davanın yeni duruşması yapıldı. Karar bir kez daha ertelendi ve davanın tek tutuklusu Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi. Bu davadan yola çıkarak Türkiye’deki hukuk sistemini ve bu sistemin işleyişindeki zihniyeti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gezi olayları 2013’te oldu, 2022 yılındayız, 9 yıl geçti. 9 yıldır bitmeyen bir süreç, bitmeyen ithamlar, son derece zayıf dosyalar, birleştirilen davalar var karşımızda. 2020 Şubat’ında Gezi davası aslında beraatla sonuçlanmıştı. 2021 Ocak ayında bu beraat bozuldu. Nisan 2021’de toplanan 30. Ağır Ceza Mahkemesi bu kez Gezi davasını tek başına ele almadı, ‘Askeri casusluk davası’, ‘Çarşı davası’ ve ’15 Temmuz davası’ ile birleştirdi. Daha sonra ‘Çarşı davası’ ayrıldı bu torbadan fakat bu üçlü mekanizma varlığını sürdürdü.

Türkiye her döneminde maalesef böyle bir dava serisi ile anılır. Daha önce bir dönem Ergenekon-Balyoz davaları yaşandı örneğin. Bu davaların önemli bir özelliği mahkemelerin siyasi kavgaların, siyasi itişmelerin hem sahnesi hem temizlik aracı olarak devreye sokulmasıydı.

Bu kez de iktidarın siyasi gücünü tahkim etme aracı olarak bir dava serisi ile karşı karşıyayız. Bu dava serisi bu çerçevede, siyasi iktidarın siyasi söyleminin bir tür ideolojik doğrulanması arayışını ifade ediyor. İktidar tarafından yakın geçmişe, gelişmelere verilen siyasi anlamın, ideolojik hükmün mahkemeler kanalıyla bir tür kanuni hüküm ve gerçeklik haline çevrilme çabası bu…

Nedir siyasal iktidarın kendi ideolojik okuması? Öncellikle toplumun tabii olarak iyi ve temiz olduğu, değişmez bir nitelik taşıdığı, doğal bir denge üzerine oturduğu, onunla uyumlu bir yönetim altında sürekli entegrasyonun esas olduğu fikri üzerine kurulu bir okumadan söz ediyoruz.

Bu bakış -aslında zihniyet- birçok otoriter ideolojinin temelini oluşturur. Bu zihniyete göre sorunların temelinde istenmeyen, doğru olmayan siyaset yatar. İstenmeyen her değişim, her talep, “doğru, sahici, topluma ait olmayan” bir siyasi arayış ve niyetin bozucu, kirletici etkisidir. Dolayısıyla doğru bir siyasi yönetim altında, herhangi bir toplumsal talep, herhangi bir toplumsal hareket, herhangi bir toplumsal itiraz sosyolojik bakımdan dikkate alınması gereken unsurlar olarak görülmez. Tam tersine ‘kalkışma’ olarak görülür. Kalkışma ise toplumsal iradenin değil, toplumun kışkırtılmasının sonucu olarak doğmuştur bu bakışa göre.

Bu kalkışma mantığı 2013’ten bu yana uzanan bir söylemsel hegemonya hikâyesine işaret eder…

Diğer bir ifadeyle, Gezi davası gibi, Osman Kavala meselesi gibi, Açık Toplum Enstitüsü’nün Türkiye’de 15 Temmuz girişimini desteklemesi gibi ideolojik uydurmaların, topluma ve bu döneme dair bir hakikat olarak dayatılma arayışı…

Bu ‘kalkışma’lar kaçınılmaz olarak bir dış ayakla açıklanır. Bildiğimiz ‘üst akıl’ yaklaşımı… Birileri var, kim olduğu bilinmeyen birileri, o birileri bir üst akıl olarak buradaki küçük akıllara akıl ve imkân verirler, onlar da harekete geçer. Rejim söylemini, içerideki “küçük akılları” hedef alarak devam ettirir. 

Bu da, hukuku siyasetle ikame eden korkunç sonuçlar doğurur. İçeride uslu ve sizden yana olanlarla itiraz edenler yani kalkışmalarda kullanılan ya da kalkışmalara doğrudan doğruya girenler olarak bir tasnif var.

Gezi davası, askeri casusluk gibi davalar temel olarak siyasetin dilini oluşturuyorlar. Bu durumun en vahim tarafı toplumda karşılık buluyor olması. Nitekim bugün kimi anketlere baktığımız zaman, örneğin Osman Kavala’nın tutuklu bulunmasını ya da Gezi davasını çok önemli görmeyen bir kitle var karşımızda. Ya da bugün Ukrayna’da yaşanan büyük insanlık faciası karşında Avrasyacı bakış açısının Batı karşıtı bir güdü ile birleşip Putin’den yana pozisyon almasına kadar giden, bunu Türkiye’nin iç siyaseti ile ilişkilendiren, Türkiye’nin bakışı ile ilişkilendiren bir çerçeve var.

Bu Batı karşıtlığı, evrensel değerler karşıtlığı ve Türkiye’deki her türlü siyasi hareketin ve farklılığın ‘onların’ kışkırtması sonucu karşımıza çıktığı okuması Gezi davasının da temel okumasıdır.

Bu garip rejim hakikati bir sonraki dönem mutlaka çizilip bozulacak.