57 yıl önceydi. Ortaokul öğrencisiydim. Bir taşra kentinde, aktif siyasetin içindeki CHP’li bir ailenin çocuğuydum. Darbeyi sabah bir yakınımız haber verdi.
Mutlu olmuştuk. Karabasan olarak gördüğümüz Demokrat Parti iktidarı yıkılmış, “zinde güçler” iktidara el koymuşlardı.
Sonra Yassıada yargılamaları başladı. Uydurma bir mahkeme olan Yüksek Adalet Divanı işbaşındaydı. Akşamları cızırtılı radyolardan “Yassıada saati”ni izlerdik. Adnan Menderes ve arkadaşlarının bir an önce en ağır cezalara çarptırılmasını istiyorduk.
Karar açıklandı: 15 kişi hakkında ölüm cezası verildi. Sabah kalktığımızda 4 kişinin cezası onaylanmış diğerleri müebbete çevrilmiş, Celal Bayar da yaşı gerekçe gösterilerek idam dışı bırakılmıştı.
Adnan Menderes, Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan asıldılar. Çocuk aklımla neden 15’ini de asmadılar diye düşünmüştüm. Bunu yıllar sonra anneme söylediğimde, “Ben asılmalarına üzüldüm oğlum” dedi. Demek ki o günün havası benim üzerimde böyle bir ruh hali yaratmıştı.
12 Mart 1971 askeri müdahalesinde, arkadaşlarımız Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan asıldığında siyaseten idamın ne anlama geldiğini iliklerimizde hissettik.
Vesayet düzeni
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.