Bir hayalin sonu

Yüzde 60 olduğu iddia edilen toplam, iskambil oyunundaki "beş benzemez" durumunda. Mesela, MHP ile HDP, ya da CHP ile HDP hangi amaçla bir araya gelebilir ve bir blok oluşturabilirler?

Ana muhalefet partisi 7 Haziran seçimlerinin sonuçları belli olur olmaz sandıktan AK Parti karşıtı çoğunluğun çıktığını ve hükümeti bu bloğun kurması gerektiğini dile getirmeye başlamıştı. AK Parti 9 puan kaybetmekle birlikte yüzde 40’ın üzerinde oyla birinci parti olduğu ve söz konusu bloğun içinde birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan MHP ve HDP gibi iki parti bulunduğu halde. Kemal Kılıçdaroğlu daha da ileri giderek, sanki hükümeti kurmakla görevlendirilmiş gibi, HDP ile yan yana gelmek istemediğini seçim gecesi açıklamış olan MHP lideri Devlet Bahçeli’ye “başbakanlık” bile önermiş, bu nedenle de çok büyük tepki görmüştü.

Aslında seçimlerden sonra bu konuda Kılıçdaroğlu gibi düşünen o kadar çok yazarçizer vardı ki 7 Haziran nasıl böyle okunabilir diye hayrete düşüyordum. Çünkü bu sonuçlara bakıp AK Partisiz hükümet kurulmasını isteyen bir seçmen bloğu olduğunu söyleyebilmek mümkün değildi. CHP seçmeninin bir bölümünde böyle bir düşünce olduğu doğruydu; böyle bir bloğun hayaliyle barajı geçmesi için HDP’ye ödünç oy veren CHP seçmeni de olmuştu. Ancak diğer iki muhalefet partisinin ve özellikle MHP’nin seçmeninin AK Parti’ye karşı bir blok oluşsun ve hükümeti kursun diye oy kullandığını düşünmek mantık çizgisini zorlamaktan başka bir şey değildi.  

Böyle düşünenler önceki günkü Meclis Başkanı seçimlerinde böyle bir bloğun aslında hayal ürünü olduğunu anladılar mı kuşkuluyum çünkü başta CHP sözcüsü Haluk Koç olmak üzere Sayın Bahçeli’ye ölçüsüz şekilde tepki gösteriyorlar. Kırmızıçizgileri olmayan bir Yeni Anayasa’dan ve Çözüm Süreci’nin devamından yana olduğumdan MHP’li koalisyonu tercih edenlerden değilim ama MHP Genel Başkanı’nın Meclis Başkanı seçiminde aldığı pozisyonu, kimilerinin öne sürdüğü gibi, AK Parti’ye yeşil ışık olarak değerlendirmiyorum. Bahçeli’nin bu tutumuyla aslında tabanının sesini dinlediği kanısındayım.

Çevremde çok MHP’li yok ve seçmen davranışlarını ölçebildiğimi iddia edemem ama önceki seçimde AK Parti’ye oy vermişken bu defa tercihini MHP’den yana kullanmış milliyetçi camianın içinden gelen bazı kişilerin anlattıklarından çıkardığım kadarıyla bu oy kaymasının temel nedeni, AK Parti’ye değil, Çözüm Süreci’ne muhalefet. En azından bu iki partinin geçişken tabanı açısından bunun böyle olduğunu kabul etmek gerekir ki Tuğrul Türkeş de hangisinin ağır bastığını daha ölçemediklerini ama tabanlarında mevcut iki önemli görüşten birinin bu olduğunu açıkladı.

Bu itibarla, MHP’nin, her siyasi parti gibi, kendi seçmeninin hassasiyetlerine kulak vermesini ve HDP’siz hükümetten yana tutum almasını doğal karşılamak gerekiyor. Tercihlerini AK Parti’den MHP’ye kaydıranlar, Bahçeli’nin muhalefet bloğunda yer almasının kendilerine ihanet olacağını söyleyip duruyorlar ve buna ihtimal vermiyorlardı. Ama Meclis Başkanı seçimiyle ilgili katı bir tutumları yoktu. Bu nedenle olsa gerek, MHP’nin Sayın Baykal’ı destekleme olasılığı göz önüne alınıyordu ki AK Parti karşıtı bir blok kurma düşüncesinde olanlar Meclis Başkanı seçimlerinde bir kez daha hayal kırıklığına uğramış oldu.

Aslında Meclis Başkanı seçimindeki tutumundan ötürü asıl eleştirilmesi gereken parti MHP değil HDP. Deniz Baykal elbette değerli bir devlet adamı; keşke AK Parti ile CHP arasında bir centilmenlik anlaşmasına varılmış olsa ve veteran bir siyasetçi olarak Meclis Başkanı seçilebilseydi. Buna Habur açılımı sırasındaki muhalefetini özellikle tasvip etmemiş olmama karşın ben şahsen karşı çıkmazdım. Ama HDP’li milletvekillerinden önemli bir bölümünün sonuca etki yapmayacağını bildikleri halde kendisine oy vermesini, Stockholm sendromuyla mı, yoksa mantıksız şekilde AK Parti düşmanlığına savrulmalarıyla mı açıklamak gerekir bilmiyorum.

HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in CNN Türk’e yaptığı açıklamalara bakılırsa, gelecek seçimlere “demokratik bir blok” oluşturularak tek bir çatı altında girilmesi gerekiyor. Önder, bir soru üzerine, CHP-MHP bloğundan “daha fazlasını” kastettiğini dile getiriyor. Bir kere dönüşüm geçirdiğine inandığı CHP, Kürt sorununun çözümü için gerekli kırmızıçizgileri olmayan bir yeni anayasa yapılmasına ve demokratik ülkelerinkine uygun bir barış sürecine taraf olmaya ne kadar hazır, bu büyük bir soru işareti oluşturuyor. Dolayısıyla demokratik olduğu tartışmalı bir blok oluşturma fikri bugünkü koşullarda hiç gerçekçi değil. Tıpkı ölçüsü kaçmış bir AK Parti karşıtlığı gibi.

Sonuç olarak vurgulanması gereken husus, 7 Haziranda çeşitli nedenlerle AK Parti’ye oy vermeyen seçmenin muhalefet cephesinin hükümet kurması hedefinde birleşmiş olmadığı gerçeği. Meclis Başkanlığı seçimleri böyle bir hayale inananların ayaklarının yere basmasını sağlamış oldu. O bakımdan MHP’nin tutumunu, AK Parti ile bir koalisyona yeşil ışık yaktığı şeklinde yorumlamak Meclis Başkanlığı seçimlerini de yanlış okumak anlamına geliyor.

Başbakan Davutoğlu’nun Meclis Başkanlığı seçiminden sonra söylediği gibi “blok kavramı bugün itibariyle çökmüş” bulunuyor. Dolayısıyla Meclis aritmetiğinden AK Partisiz hükümet kurulması olasılığı çıkmıyor. AKP- MHP koalisyonu seçeneğine gelince, dün olduğu gibi bugün de, AKP-CHP koalisyon olasılığının önünde değil, hatta bir tık gerisinde bulunuyor.