Diyarbakır’dayım. Akşam, otelde, Sur ilçesinde evini barkını, işini kaybetmiş dostlarımdan bir grupla sohbet ediyoruz.
Bunca acıya ve çaresizliğe rağmen, yüzlerdeki gülümseme yerinde duruyor. “Haydi ciğer yemeye gidelim” dediler.
İnsanlarıyla, tarihiyle ve kültürel dokusuyla sevdiğim kentin sokaklarındaki sessizlik, iç karartıcı…
Bir kent, bir bölge, başına gelen felaketle nasıl baş edeceğinin arayışında…
PODEM’in düzenlediği toplantının konusu, “Toplumsal barış için iş dünyası.” İlk söz alan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Sayar, ekonomisi yıkımla yüzyüze olan bir kentin iş insanları adına konuştu.
Siyasilerin gerilimi tırmandıran dilinden yakındı. “Çözüm süreci”nden “çatışma dönemi”ne geçiş; yüzbinlerce insanın yersiz yurtsuz kalmasına, ölümlere, şehirlerin yıkımına yol açarken, elbet ekonomiyi de çöküşün eşiğine getiriyor.
Diyarbakır ve Urfa’da, bölgenin iş insanlarını dinledik. Diyarbakır’ı hendek siyaseti yıkmış.
Urfa, çözüm süreciyle birlikte yakaladığı yükselişi yitirmiş, ivme tersine dönmüş. 500 binin üzerinde Suriyeli mültecinin gelişi de, ek sorunlar doğuruyor.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.