Latin Amerikalı Müslümanların ihlası

 

Geçen yıl İstanbul’da Diyanet İşleri Başkanlığının düzenlediği Latin Amerika Müslüman Dini Liderler Zirvesi gerçekleşti. Gelen katılımcılarda ilk Müslümanların samimiyetini ihlasını müşahede etmek heyecan vericiydi. En can alıcı konu İslam dünyasıyla diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesi meselesi olunca durup düşündük doğrusu. Bu yazının gecikme sebeplerinden biri bizlerde yaşanan karmaşa, farklılıklardan çatışma yaratma halinin oralara taşınması sirayet etmesi endişesiydi belki. Bazen hiç algılanmasak daha mutlu oluruz ya. 

 

Latin Amerika dünyadaki egemen sisteme teslim olmadı, halklar emperyalizmin yönetim kurulunda yer almak yerine hakkaniyetli politikaların peşinde koştu büyük ölçüde, bu yüzden kıtada farklı bir yerleri var.

 

Batıyı coğrafi vurguyla değil de bir zihniyet olarak algılarsak, Latin halklarını Doğuya nispet etme Doğunun bir parçası olarak görme gibi bir duygusallık sarar içimizi. Güney Amerika’da islamofobinin minimize olmuş olması da çok önemli ve anlamlı.

 

Küreselleşme suçun şahsiliği ilkesi yerine toplu cezalandırmayı ikame etti. Küresel özgürlük ve eşitlik anlayışı yerine özellikle de Müslümanlar söz konusu olunca, topluca itham etme mahkum etme düşüncesi globalleşiyor. Önümüzdeki on yılların meselesi Müslüman azınlıklar olacak. Fransa’da binlerce baskın oldu, yedi yüz cami kapatılmış şimdiden.

 

Amerika İslami İlişkiler Konseyi(CAIR) Başkanı Nihad Awad, Müslüman imajının bilinçli çabalarla yıkıldığını düşünüyor. Bunun için milyon dolarlar harcayan kurumlar, örgütler, kampanyalar var ABD’de. Her şeye rağmen İslam hakkında olumlu düşünen insanların oranı %27 ve bunu yukarı çekmek için çok çalışmak ve sabırla anlatmak gerekiyor. ABD Müslümanları Latin Amerika için de dünya için de önemli bir iletişim ve bilgilenme kaynağı çünkü.

 

Brezilya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Khaled Rezk El Sayed Takkyuddi ülkedeki tarihlerinin çok eski olduğunu söylüyor fakat genelde bu geçmiş genç kuşaklardan saklanmış. Yüz yıllar önce Senegal Sudan ve Nijerya’dan Afrikalı köleler getirildiğinde köle tüccarları Müslüman olanları ayırmışlar ve daha özel gözetim altında tutmuşlar. Portekizli gemiciler onların değişik kültürlerini, Kur’an okumalarını fark etmiş çünkü. Müslüman köleler bu ülkeye güzel topraklar manasına Behiyye demişler. Köle tüccarlarıyla mücadele ve savaşta öne çıkmaları da şaşırtıcı değil, okuyanların daha bilinçli davranabilmesi doğal çünkü. Okuma yazma öğretme yüzünden cezalandırılsalar da bunu sürdürmeleri dikkat çekici. Takkyuddi’ye göre 112 mescit ve kültür merkezi var Brezilya’da, fakat bunlar sayıları yirmi binden fazla olan gençler için yeterli değil.  

 

Paraguay Peru Meksika gibi ülkelerden gelip burada İslami eğitim almaya çalışan gençleri de hesaba katarsak büyük desteğe ihtiyaç var. İslami kimliğin korunması gelecek kuşaklara aktarılabilmesi ve yaşadıkları ülkelerde kendi değerlerini tanıtıp anlatabilmeleri çok emek ve yardım gerektiriyor.  ‘Komşum Müslümandır ve ben onun haklarına sahip çıkıyorum’ diyen iyi insanların ülkesi burası anlatıldığına göre. Onlara ulaşabilmek, temel eserlerin Portekizceye çevrilmesini sağlamak ve silinip gitmemek için imkanlarımızı genişletmek zorundayız diyor alimler birliği başkanı.

 

Latin Amerika İslam Organizasyonu başkanı Muhammed Yusuf Haller 68 Kuşağından bir Amerikan vatandaşı iken kendileriyle aynı kaygıları ve idealleri taşıyan insanların bulunduğuna inandığı Brezilya’ya geçmiş gençlik çağında. Latin halkların Filistin’le dayanışma içinde olması da önemliydi diyor. Cuma namazına gittiğinde Arap ve Türklerle karşılaşmış. Tobaco, Peru ve Karayip Adaları gibi yerlerden de gençler gelmiş. Şeyh Takuyiddin’in İslam davetçilerine oturduğu evi bağışlamasından çok etkilenmiş.

 

Güney Amerika’da kimler var diye dolaşmaya başladıklarında Bolivya’da sadece Ebu Şerare’ye rastlamışlar. Başka kimse var mı diye gazeteye ilan vermişlerse de bir cevap gelmemiş. 

 

Ekvador’a ulaştıklarında ise tek bir Müslüman kadınla karşılaşmalarını, radyo ilanıyla Müslüman aradıklarını, ‘bizi duyuyorsanız lütfen şu adrese gelin tanışalım’ diye anons yaptıklarını anlatırken dinleyenler olarak fevkalade bir hikayeye dahil oluyorduk. Şimdi değerlerini geleneklerini yaşam biçimlerini çocuklarına aktarmanın, kimliklerini muhafaza etmenin telaşı içindeler. Arapların bile kimliklerini hızla kaybetmeleri Latin Müslümanları endişelendiriyor.  

 

İslam dünyasında farklı anlayışların çatışmaya dönüşmesinden mutsuzlar, itidal ve hoşgörü içinde düşüncelerimizi birbirimize yaklaştırıp orta yolda buluşmamız lazım diyor Haller. 1965’te tek bir örtülü kadın yokmuş, şimdi var ve ülkedeki yöneticilerden saygı görüyorlar. Bizim ihtilaflarla değil ortaklaştığımız noktalarla kamuoyunun önüne çıkmamız lazım diye düşünüyor. Kuba ziyaretlerinde ayda dört dolar geliri olan Kubalı Yahya Bey’in onlara ulaşmak için uzun bir mesafeyi bisikletle katetmesi saatlerce onu beklemeleri de önemli bir anekdottu.   

 

Latin Amerika’da biz binde beş nüfusa sahibiz kaybolur gideriz, ancak birbirimizi arar bulur anlar destek verirsek bir güç olabiliriz demesi bu tecrübelerin sonucu.   

 

Arjantin İslam Merkezi Başkanı Anibal Bakır’a göre ülkeye ilk kez Libya ve Suriye kökenli Müslümanlar geldi. 80 yıl önce Buenos Aires’e yerleştiler ve önceleri sadece ev toplantılarında bir araya geldiler. İlk merkez, ilk okul, ilk cami derken geniş bir İslam topluluğu oluştu. Bakır bu durumu Allah’ın hediyesi olarak tanımlarken, Arjantin hükümeti de ülkenin bir zenginliği olarak görüyor.  Burada bize çok iyi davranıyor, İslam’ı tanımak istiyorlar derken kalbiyle çalışacak gayret gösterecek insanlara ihtiyacımız var diye ekliyor. İlahiyat eğitimi bilgiye olan susuzluklarını gidermek için.

 

Filistin gösterilerinde hükümet bizim tarafımızı tuttu. Kadınlar başörtülü pasaport çıkarabilir çalışabilir ve üniversiteye gidebilir. Burada sıkıntısız bir ortam varken İslam’ı en iyi şekilde temsil etme sorumluluğu taşıyorlar. Papa da ülkeye geldiğinde onları iki kez ziyaret etmiş, 15 dakikalık buluşmayı 45 dakikada zor bitirmişler konuşmanın olumlu gidişi yüzünden. 11 Eylül hadisesinden sonra da bazı sistematik saldırılar olmuşsa da Hristiyanlarla araları daima iyiymiş. Her şeye rağmen kültürel açıdan üvey evlat muamelesi gördüklerini de ekliyor Bakır.  

 

Surinam Cumhuriyeti İslam liderleri de yoksulluğa rağmen İslami değerleri muhafaza için uğraş veriyorlar. Burası çok kültürlü çok dinli bir yer. Nüfusu 500 bin olan eski Hollanda sömürgesi. Çoğunluk Hristiyan, sonra Budistler, en son da Müslümanlar geliyor. Son zamanlarda cuma vakti izni için yetkilileri iknaya çalışıyorlarmış. Hür iradesi ile İslam’a yönelenler için kamplar düzenleyip, Mecelle adlı gazetelerinde İslam dünyasından haberler geçiyorlar. Daha fazla imam ve hatip ihtiyacı var. Gençlere kamp, cenaze hizmetleri, evlilik danışmanlığı, hac hizmetleri için finans lazım.  

 

Şili İslam Merkezinin ise 4 bin üyesi var. Dört cami, helal et kurumu ve mezarlık da bulunuyor. İspanya, Malezya, Endonezya Müslümanları ile iletişim halindeler ve Türkiye ile iletişim kurmak onları çok mutlu etmiş. Daha çok Santiago’da toplanmışlar. Başörtülü kadınlara yönelik bazı anlayışsızlıkları bilgisizlikle açıklıyorlar. Kötü niyet yok açıklayınca anlamaya çalışıyorlar demeleri çok etkileyiciydi doğrusu. 

 

Venezuela’da ise çocukların eğitim alacağı yer sayısı onu geçmiyor. 1980’lerde kurular merkez var ve burada Arapça eğitim için hoca bulmak bile çok zor ve pahalı. Bildiklerimizi yeni kuşaklara aktaramazsak elli yıl sonra burada İslam’dan eser kalmaz diye düşünüyorlar haklı olarak.

 

Latin Amerika’da haksızlıklara boyun eğmeyen, mücadele etmesini hakça paylaşmasını bilen halklar var ve başka güzel insanlarla, Müslümanlarla aralarında çok iyi ittifaklar kurulacaktır zaman içinde, bu yakınlaşmalar her türlü desteği hak ediyor. Başka bir dünya mümkünse buralardan geçecek yolumuz.

 

Önceki İçerikSonradan ‘özcü’ olanların muhalefeti
Sonraki İçerikDemirtaş Rusya’ya niye gitti?