[23 Ağustos 2019] Tarihçiler için her şeyin daima bir evveliyatı ve arkaplanı vardır ya. Elimizden gelse, bütün anlatımlara Neolitikten; yok, Paleolitikten; yok, o bile değil, ilk insanlardan, ya da insanın insan olma sürecinden başlayabiliriz. Ben de bu tuzağa bir kere daha ve bile bile düştüm. Olayı Homo sapiens’ten değilse de, 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarından almayı denedim: Nâzım ve 1945’te dünyanın hali(9 Ağustos); Çığlıklar, feryatlar, haykırışlar(10 Ağustos); 1918-39 arasında, demokrasinin yükselişi ve çöküşü(11 Ağustos); Demokrasinin 1945-2000 yükselişi(13 Ağustos). Oradan, 2000 sonrasında demokrasinin niçin ve nasıl tekrar inişe geçmiş olabileceğine yöneldim: Formel ve informel imparatorluklar(14 Ağustos); Küçük ve büyük birimler(16 Ağustos). Sovyetlerin (çöküşünün) ve Amerika’nın (bir süre tek kalmasının) negatif etkilerini hatırlatmayı denedim: Pandora’nın kutusu açılınca (17 Ağustos); Galip Batının hubris’i (ve sonuçları) (18 Ağustos)…
Orada kaldım çünkü araya kestirmeden Türkiye girdi: Tuhaf zamanlar(20 Ağustos); “Tarihsel uzlaşma”(21 Ağustos);AK Parti, yeni iktidar bloku, Recep Peker ve “çoklu kişilik bozukluğu”(22 Ağustos). Söyledim, kendini dayatan gündem hakkında söylemek istediklerimi. Şimdi buradan yine dünyaya dönmeyi deneyeceğim. 2000 sonrasında esen anti-demokrasi rüzgârlarına birkaç ek: liberal küreselleşme ve özellikle göçler meselesi (ya da, yabancı düşmanlığının gerçek derinliği ve vahameti).
Ardından kesitsel bir ufuk turu: bugün demokrasi yeryüzünün neresinde, ne ölçüde mevcut?Bu açıdanTürkiye için görece güvenilir limanlar neler? Buna karşılık hangi alternatifler için, ehven-i şer bile denemez?
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.