Başbakan Binali Yıldırım'la, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin birlikte yaptıkları basın toplantısından öğrenebildiğimiz tek somut gerçek, "Partili başkanlık" oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başından bu yana savunduğu tezlerden birisi buydu. Partisiyle ilgisinin resmen kesilmesini istememişti. Pratikte büyük ölçüde AK Parti üzerindeki etkisini ve gücünü sürdürse bile, somut durum nedeniyle sorunlar yaşanıyordu. Zaman içinde, bu sınırlamanın Erdoğanın otoritesini riske edebileceği ihtimalini de içinde taşıyordu. Aslında Atatürk ve İnönü'den (Bayar'ı da bir ölçüde bu listeye koyabiliriz) sonra seçilen cumhurbaşkanları, yürütme üzerinde çok önemli bir rol oynamadılar. Daha çok "tarafsız", kimlikleriyle ve "devleti kollamak" misyonuyla hareket ettiler. Erdoğan ise yönetmek istiyor. Bunun için icraatı da eline alacak bir çözüm yolu arıyor. "Başkanlık sistemi" ısrarının arkasında yatan, "icranın başı" olmak. Şimdi "partili başkanlık" eğer genel başkanlığı da içerirse, Erdoğan'ın hedefleri bir ölçüde gerçekleşmiş olur. Referandumla eğer "evet"ler yüzde 50’yi aşarsa, başkanlık sistemine geçeceğiz.
Denge ve denetim…
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.