Tarih, 2022’yi demokrasilerin otoriterliğe karşı muhkem durmayı karara bağladığı bir yıl olarak kayda geçirebilir

Biri 2021’in (6 Ocak, Trump’çıların Kongre baskını), öbürü 2022’nin (24 Şubat, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı) başlarındaki iki olayın, otoriterliğin yükselişi ve tehlikeleri konusunda demokrasiler üzerinde uyarıcı bir etkide bulunmaması düşünülemezdi. Merak edilen, demokrasilerin bu uyarıcılar karşısında nasıl bir tavır alacağıydı. Ortaya çıkan ‘barbar enerjisi’ karşısında yatıştırmacı bir çizgi mi izleyeceklerdi yoksa kararlı bir tutum mu sergileyeceklerdi? Son iki yılda ama özellikle son aylarda ortaya çıkan bir dizi gelişme, demokrasilerin hem de birlikte verdikleri bir kararla ikinci yola girdiklerini akla getiriyor.

Demokrasilerin, başta küreselleşme ve göç hareketleri olmak üzere bir dizi ‘yeni’ olgunun ürettiği sorunlarla baş etmede yetersiz kaldığı açık. Farklılıkların kimlik değil sınıf kökenli olduğu ‘modern’ toplumlarda yeşerebilen çoğulcu kültür, farklı kimliklerin, kültürlerin, yaşayış biçimlerinin aynı kamusal alanda buluştuğu ‘yeni’ toplumlarda işlemedi; çoğulculuğun yerini kutuplaşma aldı. Fakat yine de demokrasilerin sağladığı özgürlük ortamı, son on yıllarda belirgin bir yükseliş gösteren otoriter devletlerin kurmaya çalıştığı düzenlerle kıyaslanamaz bile.

Bu girişi, “özgürlükleri boğmak isteyen popülist-otoriter devletler” ve “özgür demokratik devletler” karşılaştırması yaparken ikincilerin dikensiz gül bahçesi olmadığı rezervini düşmek için yaptım.

Bu rezervden sonra “demokratik devletler”den ve “otoriter devletler”den söz edebilirim artık.  

Bu yazıyı ortaya bir hipotez atmak için yazıyorum. Hipotez şu: Biri 2021’in (6 Ocak, Trump’çıların Kongre baskını), öbürü 2022’nin (24 Şubat, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı) başlarındaki iki olay, otoriterliğin yükselişi konusunda demokrasiler üzerinde uyarıcı bir etkide bulundu ve demokrasiler, ortaya çıkan ‘barbar enerjisi’ karşısında birlikte bir karar verdiklerini düşündürtecek tarzda mücadeleci, dirençli bir yolu benimsediler.  

İki bölümlü bu yazının şimdi okumakta olduğunuz birinci bölümünde, öne sürdüğüm hipotezin dayanakları faslından bir dizi gelişmeyi aktaracak, sonraki yazıda da bu gelişmelerin ima ettiği sadece güce dayalı bir kararlılığın yetersizliğine dair düşüncelerimi dile getireceğim.

Mutlaka atladıklarım da olmuştur ama, şu benim hatırlayabildiklerimin bile öne sürdüğümün yabana atılır bir hipotez olmadığını gösterebildiğini düşünüyorum (kronoloji gözetmeksizin):

Trump’ın demokrasiyle tehlikeli dansına karşı sözün, eleştirinin ve demokratik teşhirin ötesinde önlemler

Kongre baskını soruşturması: Demokratların ve Trump karşıtı Cumhuriyetçilerin kurduğu 6 Ocak Kongre Baskını Komitesi araştırmalarına ve kamuya açık oturumlarına devam ediyor. Komite, Haziran 2021’den bu yana toplam bin tanık dinledi, 14 bin belge inceledi. Trump’ın en yakın çalışma arkadaşları, çocukları, hatta fotoğrafçısı dahil birçok kişi yemin ederek komiteye ifade verdi. Komitenin ilk halka açık oturumu Haziran 2022’de düzenlendi. Bu oturumu 20 milyon kişi canlı yayında izledi.

Komitenin elde ettiği beyanlara göre: Donald Trump, 6 Ocak Kongre baskınını Fox News kanalından takip etti, müdahale etmeyi uzun bir süre reddetti, güvenlik güçlerine herhangi bir talimat vermedi ve baskını gerçekleştirenlere mesajını en yakın çevresine dahi direnerek uzun süre yayınlamadı. Trump ayrıca kazanmadığını bilmesine rağmen seçim sonuçlarını tersine döndürmek için eyalet yöneticileri üstünde baskı kurdu, Başkan Yardımcısı Mike Pence’in kendisiyle iş birliği yapmaması üzerine Pence’i de göstericilerin hedefi haline getirdi. (Yunus Emre Erdölen’in Serbestiyet için yazdığı bir analizden).

Casusluk soruşturması: Federal Soruşturma Bürosu (FBI), 8 Ağustos’ta (2022) Adalet Bakanlığı’nın imzaladığı, Florida’daki federal bir yargıcın onayladığı bir belgeye dayanarak Trump’ın evinde arama yaptı. FBI Trump’ın malikanesinde bazıları çok gizli olarak etiketlenen 20 kutudan fazla eşyanın ele geçirildiğini açıkladı. Trump ayrıca, başkanlık boyunca imzaladığı nükleer silah belgelerini yasalara aykırı bir şekilde şahsi konutuna götürmekle ve devlet yetkililerine gizli belgeleri vermeyi reddetmekle suçlanıyor.

Dolandırıcılık soruşturması: New York Eyalet Savcısı Letitia James, 21 Eylül’de (2022) yaptığı basın toplantısında Trump ve çocuklarının, sahibi oldukları aile şirketi aracılığıyla dolandırıcılık yaptıklarını ileri sürdü ve federal savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı. Letitia James’in bir senedir yürüttüğü araştırmalara dayanan suç duyurusunda Trump ve çocukları şirkete ait mülklerin değerini şişirerek borç verenleri, sigortacıları ve vergi yetkililerini dolandırmakla suçlanıyor.

(Trump notu: Demokratik siyasetin araçları, siyaseti demokratik terbiye sınırlarını aşmada beis görmeyerek yapanlara karşı çaresiz kalabiliyor; yakın tarihte dünyada böyle çok sayıda örnek yaşadık. Trump da oyunu böyle oynamaya kalktığında soru bir kez daha gündeme geldi: Acaba ABD demokrasisi bu hoyratlığa karşı kendini savunabilecek mi, yoksa şımarıklık ve sertlik karşısında panikleyip gerileyecek mi? Birincisi galip gelmiş görünüyor.)

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından sonra ortaya çıkan beklenmedik dayanışma

Rusya Devlet Başkanı Putin’in, imparatorluğu ihya algısı yaratan ünlü konuşmasından sonra, 24 Şubat 2022’de başlatılan Ukrayna’yı işgal harekâtı hakkında yapılan analizlerden biri, işgal kararının zamanlaması hakkındaydı. Bu analize göre zamanlama mükemmeldi, çünkü gerek Avrupa ülkelerinin kendi aralarında gerekse de ABD ile Avrupa arasında derin çatlaklar vardı ve Rusya’ya karşı birleşip harekete geçmeleri mümkün değildi. Ne var ki gelişmeler bu beklentinin tam tersi yönde seyretti; ABD ve Avrupa Rusya’ya karşı çok büyük bir yaptırım kampanyası başlattı, ayrıca Rusya’nın tehditlerine aldırış etmeden Ukrayna’ya bütün tahminleri çok aşan silah ve para yardımında bulundu.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için başvurması

Rus askerlerinin sınırı geçip Ukrayna’ya girmelerinden hemen sonra, geleneksel olarak tarafsız bir dış politika izleyen iki Baltık ülkesinde NATO’ya üye olma tartışması başladı. En sonunda, yalnız siyasetçilerin değil İsveç ve Finlandiya halklarının açık onayıyla NATO’ya üyelik başvurusu yapıldı. Resmî prosedür hâlâ tamamlanmadı ama, bu iki ülkeye artık fiilen NATO üyesi gözüyle bakılıyor.

NATO’nun 2022 Madrid Zirvesi’nde alınan radikal kararlar

NATO’nun Haziran ayında Madrid’de toplanan zirvesinde kabul edilen yeni stratejik konseptte, Rusya, “Müttefiklerin güvenliğine ve Avrupa-Atlantik bölgesinde barış ve istikrara yönelik en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlandı. Benzer şekilde, Çin de müttefiklerin “çıkarlarına, güvenliğine ve değerlerine” karşı bir “sistematik rakip” olarak tanımlandı.

Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyareti

ABD Temsilciler Meclisi lideri Nancy Pelosi, Çin hükümet yetkililerinin tehditlerine rağmen Tayvan’a yapacağını ilan ettiği ziyaretten vazgeçmedi ve 2 Ağustos’ta (2022) Tayvan’a gitti. Pelosi’ye bir Kongre heyeti eşlik etti. Nancy Pelosi burada yaptığı açıklamada “Dünya otokrasi ve demokrasi arasında seçim yaparken, Amerika’nın 23 milyon Tayvanlıyla dayanışma içinde olması her zamankinden daha önemli” dedi. Nancy Pelosi’nin ziyareti 25 yıldan sonra Tayvan’a yapılan en üst düzey Amerikalı siyasetçi ziyareti oldu.

Çin, Pelosi’nin adadan ayrılmasından sonra Tayvan’ın çevresinde dev bir tatbikat başlattı. Çin Dışişleri Bakanlığı yaptığı yazılı açıklamada, Çin’in bir parçası olduğunu belirttiği Tayvan’a ziyaretin egemenlik haklarına aykırı olduğunu söyledi: “Bu tür hareketler ateşle oynamak demektir. Ateşle oynayanlar yine ateşle mahvolur.”

Joe Biden: “Çin saldırırsa Tayvan’ı savunuruz”

Çin’in “Tayvan’ı savunmak savaşı göze almaktır” anlamına gelen uyarısına cevap, bir buçuk ay sonra ABD Devlet Başkanı Biden’dan geldi. CBS kanalındaki “60 Dakika” programına konuk olan (19 Eylül 2022) Joe Biden, Çin’in Tayvan’a saldırması durumunda ABD askerlerinin devreye girip Tayvan’ı savunacağını açıkladı, böylece ABD’nin Tayvan konusundaki tutumunu netleştirdi.

Avrupa Parlamentosu: Macaristan artık tam bir demokrasi değil

AP, Macaristan’ın artık “tam bir demokrasi” ülkesi olmadığını ve AB’nin, Macaristan’ı “Avrupa değerleriyle uyumlu hale getirmek için her şeyi yapması gerektiğini” açıkladı.

AP oturumunda yapılan oylamada 423 lehte oya karşılık 123 aleyhte oyla Macaristan’ın, AB demokratik normlarını “ciddi şekilde ihlal” ettiği belirtildi. Yapılan oylama sonucunda Budapeşte yönetimi “otokrasisinin melez bir rejimi” olarak tanımlandı.

Almanya, Rusya’dan kaçanlara iltica hakkı tanıyacak

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, Putin’in seferberlik ilanından sonra askere gitmek istemeyen Rus vatandaşlarının Almanya’ya iltica başvurusunda bulunabileceğini açıkladı.

Almanya Adalet Bakanı Marco Buschmann da “Putin’in yolundan nefret eden ve liberal demokrasiyi seven herkes Almanya’da memnuniyetle karşılanır” dedi.

Son olarak pek sembolik bir gösterge: Çin heyeti II. Elizabeth’in anı defterini imzalayamadı

Kraliçe II. Elizabeth’in cenaze töreninde Devlet Başkanı Şi Cinping’i temsilen törene katılan Çin heyeti, diğer yabancı heyetlerin aksine Kraliçe’nin tabutunu ziyaret edip anı defterini imzalayamadı, sadece cenaze törenine katılabildi. Çünkü kraliçenin tabutu ve anı defteri Parlamento yerleşkesi içerisinde bulunuyordu ve parlamento Çin’in Uygurlara uyguladığı baskı politikası nedeniyle geçen sene Çin diplomatik temsilcilerinin Parlamento yerleşkesine girişini yasaklamıştı. Avam Kamarası sözcüsü, yasağın devam ettiğini açıkladı ve Çin heyetinin Kraliçe II. Elizabeth’in cenazesi için dahi yerleşkeye girmesinin söz konusu olmayacağını söyledi.

Sonraki yazıda: Otoriterliğe karşı siyasi sertlik ve kararlılık: Yetmez ama evet.