Mursi'nin idamı ve Türkiye'de Sisi arayanlar

Her iki lider de kendi ülkelerinin vesayet rejimlerine karşı halkın yanında mücadele ettikleri için saldırı altındalar.

19.05.2015 11:31
Cengiz-Alğan

cengiz.algan@gmail.com

Mısır'ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan Mursi, göreve geldikten 42 gün sonra Savunma Bakanlığı'na atadığı bir generalin, seçimlerin üzerinden henüz bir yıl geçmişken kendisine darbe yapacağını ve oluşturduğu yargı erkinin onu idama göndereceğini bilemezdi. “25 Ocak Devrimi”nin devamı olarak 30 Haziran 2012'de cumhurbaşkanı seçilen Mursi'nin ilk işi feshedilen parlamentoyu yeniden toplamak oldu. Parlamento yeni anayasa yapımıyla görevli meclis üyelerini hemen belirledi.

Mursi yönetimi 2011 gösterileri sırasında ağır hapis cezalarına çarptırılan tutukluları serbest bıraktı, devrimi desteklemekten suçlanan herkes için af ilan etti, Genelkurmay Başkanı ve tüm kuvvet komutanlarının istifasını isteyerek yerlerine yenilerini atadı. Böylece, askeri istihbarat şefi olarak görev yapmakta olan Abdülfettah el Sisi bir yıl sonra kendisini atayan Mursi'yi devirecek konumuna yerleşmiş oldu.

Mursi'nin Cumhurbaşkanlığı Ofisi'nden yaptığı, devrik rejimin yapısını yıkmak ve eski rejimin kalıntılarını devletten temizlemek yönlü anayasa değişikliği açıklamasıyla “darbe mekaniği” de işlemeye başladı. Yüksek yargının Yeni Anayasa Komisyonu'nu ve Şura Meclisi'ni feshetme yetkisini de iptal edince darbe için düğmeye basıldı. Sokaklar karıştı, İhvan büroları ateşe verildi ve Yüksek Yargı Konseyi anayasa değişikliklerini “yargının bağımsızlığına saldırı” olarak niteleyip bu eylemlere destek verdi.

Batı ve Körfez diktatörlüklere destek verdi

Daha önce diktatör Mübarek'i devirmek için toplanılan Tahrir Meydanı'nı bu defa demokratik ve sivil yeni bir anayasaya karşı çıkanlar dolduruyordu. Çatışmalar çıktı, ölümler oldu ve yaygınlaştı. Bu sürecin sonunda Sisi yönetime el koydu. Bundan sonraki bilanço çok ağır oldu. Mursi taraftarları alanlarda keskin nişancılar tarafından kuş gibi avlandılar. Müslüman Kardeşler'in gösterilerine resmi güçlerin dışında “Baltacılar”ın da saldırılarıyla beş bin can katledildi. Mısır, Batı'nın ve Körfez diktatörlüklerinin de desteğiyle eski karanlık günlerine döndürüldü.

Mısır'da yaşananlar, bizde Gezi ayaklanmasıyla başlayan, 17-25 Aralık darbe girişimiyle süren, kasetler, tapeler, yasadışı dinlemeler, terör saldırılarıyla kesintisiz devam eden son 2,5 yıllık maceramıza çok benziyor. Yeni anayasa yapımıyla vesayet sisteminden bütünüyle kurtuluşumuza yüksek yargı, yüksek bürokrasi ve muhalefet ölümüne direniyorlar. Orada Mursi'yi itibarsızlaştırmak için denenen her şey burada da Erdoğan'ın şahsında deneniyor.

Türkiye'ye bir Sisi arayışı sürüyor

Bir türlü gerçekleştiremedikleri darbe için Türkiye'de bir Sisi arayışı sürüyor. İpliği pazara çıkan paralel yapının savcısı, hem de “ezeli düşman” Cumhuriyet gazetesinden, “Menderes'in sonu”nu hatırlatıyor. Mursi'ye verilen idam cezası açıklandığı saatlerde, her darbenin medyadaki “amiral gemisi” Hürriyet, haberi Erdoğan fotoğrafının altında, “Yüzde 52'yle seçilen Cumhurbaşkanı'na idam” başlığıyla veriyor. Sosyal medyada binlerce “darısı bizimkinin başına” mesajları dolaşıma sokuluyor. Mursi ile Erdoğan arasında benzerlikler kurulup idam alkışlanıyor.

Vesayete karşı mücadele eden iki lider

İkisi arasında gerçekten de benzerlikler var. Ama iddia edildiği gibi “şeriat devleti” kurmak için gizli ajandaları bulunmasından kaynaklanmıyor bunlar. Her iki lider de kendi ülkelerinin vesayet rejimlerine karşı halkın yanında mücadele ettikleri için saldırı altındalar. Kısacık hükümet döneminde Mursi, Batı emperyalizminin dayattığı çerçeve dışına çıkıp BRICS ülkeleriyle yeni işbirlikleri arayışına girmişti. Erdoğan da öyle. Her ikisi de sistemi içeriden dönüştürmeye çalışan aktörler. Şiddete, sistem dışı arayışlara yönelen İslami akımlara mesafeliler. İkisi de Batı'nın “İslamla demokrasi bağdaşmaz” diyen oryantalist zihniyetine meydan okuyarak aksini kanıtlayan ve böylece Ortadoğu'nun 100 yıllık makûs talihini değiştirmeye soyunan liderler. Bu yüzden her ikisine de Batılı emperyal güç odakları ile kendi ülkelerinin seçkinci oligarşik-bürokratik zümreleri saldırıyor. Ortadoğu'da bu iki ülkenin ve sembolleşen liderlerinin kilit konumda oldukları biliniyor, o nedenle vesayete direniş bu kilit noktalardan kırılmaya çalışılıyor.

Hemen hiç demokrasi deneyimi olmayan Mısır'da bunu (şimdilik) başardılar. Yeni anayasayı yaptırmadılar. Halkın seçtiği lidere darbe yapıp idam cezası verdiler. “Cahil toplum”u yukarıdan aşağıya dizayn etme günlerine dönüverdiler. Türkiye'de ise, darbelerle kesintiye uğramış olsa da iyi kötü bir demokrasi deneyimi var. Belki de daha önemlisi, ilk defa vesayete bu kadar kararlı direnen bir hareket, liderlik ve (Gezi ve 17-25 Aralık'ta iyice gözü açılan) kitlesel bir halk desteği var. İşte bu yüzden her denemede duvara tosluyorlar. Ama henüz biz de yeni bir anayasayı, yani vesayeti sona erdirecek ve darbeleri sonsuza kadar tarihe gömecek bir toplum sözleşmesini yapabilmiş değiliz. Bu yüzden de bıktırıcı darbe girişimlerine hala açığız. Her girişimden sonra sükûnetle sokağa çıkan milyonların iradesi sigortanın sağlam olduğunu kanıtlıyor. Ama “darbe mekaniği” de işlemeye devam ediyor.                                           

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.