AK Parti döneminde Kürt Sorunu’na çözüm çabaları (12)

 

Çözüm Süreci adı verilen yeni dönemin ilk aylarında CHP ve MHP küçük itirazlar dışında genellikle sessiz kaldılar. 21 Mart’ta (2013) Öcalan’ın mektubunun Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarında okunması ve ardından Âkil İnsanlar heyetinin teşkil edilmesi muhalefet saflarını da harekete geçirdi. İlk ciddi tepki ortaktı: CHP ve MHP, 9 Nisan 2013’te Meclis’te AK Parti ve HDP’nin oylarıyla kurulan “Çözüm Süreci Komisyonu” oylamasına katılmadılar.

 

20 Nisan 2013’te Kılıçdaroğlu, hükümeti Çözüm Süreci’nde inisiyatifi PKK’ya bırakmakla suçladı, aynı gün Devlet Bahçeli MHP’nin Çözüm Süreci’ni protesto maksatlı mitingler düzenleyeceğini açıkladı.

 

Kılıçdaroğlu, 10 Mayıs 2013’te sürecin PKK’nın değil hükümetin belirleyici olduğu bir vasatta sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

 

Kılıçdaroğlu Mayıs 2013’ten sonra Çözüm Süreci’yle ilgili olarak uzun bir süre boyunca tepki göstermedi. Ta ki, 2014 Haziran’ında Diyarbakır’da bir PKK gösterisi sırasında göstericilerden birinin yakındaki askeri birliğin bahçesindeki bayrağı indirene kadar… Kılıçdaroğlu, partisinin 10 Haziran 2014’teki grup toplantısında bu noktadan yola çıkarak Kürt Sorunu’nun çözümünde yardımcı olma çabalarının iktidar tarafından engellendiğini öne sürdü:

“6 Haziran 2012'de bir metin hazırlayıp AKP'nin kapısını çaldık. Bir uzlaşma komisyonu kuralım parlamentoda dedik. Biz bu niyetle yola çıktık. (…) Ama maalesef bu sorunu gündemden çıkaramadık. 'Her türlü bedeli ödemeye hazırım, siyasette kan davası olmaz' demişim o gün. Gelin konuşalım demişiz, TBMM'de Uzlaşma Komisyonu kuralım dedik.  Âkil İnsanlar heyeti kuralım dedik. Ben bunları söyledim. Ama bu gerçekleşmedi. (…) Millete karşı dürüst olamayacak angajmanlara girmeyeceksin. Ana muhalefete bilgi vereceksin. Başbakanlık koltuğunda oturan zat ne dedi? ‘Sen kimsin ki kredi vereceksin’ dedi. (…) Adına süreç dediler hiçbir şey olmadı. Neden,  çünkü samimi ve dürüst değiller. Masanın bir ucunda Abdullah Öcalan oturuyor, öbür tarafında Başbakan Erdoğan oturuyor. İki taraf da birbirine güvenmiyor.” https://www.cnnturk.com/haber/turkiye/kilicdaroglundan-erdogana-bayragi-sen-indirdin

 

Türkiye, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, Çözüm Süreci’nin sonunu getirecek kaotik bir dönem içine girdi. Sürecin Temmuz 2015’te bitmesinden birkaç ay önce CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu “Sorunun çözümünde askeri yöntemler bir daha asla masaya getirilmemeli” diyerek partisi adına “22 Soru 22 Cevap” başlıklı bir raporu kamuoyuna açıkladı. 

Tanrıkulu, 1989 raporundan sonraki bu en kapsamlı raporla ilgili soruları cevaplarken, partisinin Çözüm Süreci’nde uygulanan yöntemi benimsemese de hiçbir zaman engelleyici bir tutum içine girmediğini belirtti:

“CHP mevcut sürecin yürütülmekte olduğu modelin doğru bir model olmadığını, dolayısıyla da Kürt sorununun çözümünü ve kalıcı barışı sağlayamayacağını en baştan itibaren görmektedir. CHP barış adına atılacak hiçbir adımı engellememek kararlılığından hareketle, hükümete açık çek verdi.” http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/262581/iste_CHP_nin_Kurt_sorununa_yeni_bakisi.html

 

 Gerçekten de CHP, Demokratik Açılım’la ilgili olarak sergilediği negatif tutumdan oldukça farklı bir tutum izledi Çözüm Süreci’nde. CHP, süreci engelleyen parti olarak anılmak istemiyordu ve bu nedenle partinin genel başkanı ya da sözcüleri nadiren konuştular. Bu, 20-30 sayfalık Çözüm Süreci kronolojilerinde CHP adının sadece birkaç kez geçmesinden de belliydi.

MHP ise Demokratik Açılım sürecindeki negatif tutumunu Çözüm Süreci boyunca da sürdürdü. Başta Erdoğan olmak üzere Çözüm Süreci’nden sorumlu tuttuğu bazı kişilerle ilgili iki kez suç duyurusunda bulundu.  http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/365727/MHP___cozum_sureci_ni_yargiya_tasidi.html

 

 

 

Önceki İçerikİktidarın ekmeğine yağ sürmek (*)
Sonraki İçerikKoronavirüs: Dünyada son durum