‘Ben palavrayım’ diye bağıran iddialar ve muhalif ruh hali...

Türkiye’deki muhalif ruh halinin başlıca özelliklerinden biri de şu: Muhaliflik, iktidarın hukuksuz uygulamalarına direnmenin yolları üzerinde düşünmekten çok, ‘gizlice kotarıldığı için açığa çıkmayan daha büyük iktidar kötülükleri’ üzerine uyduruk senaryolar yazmayı seviyor. Bu eğilimin zirvelerinden biri, 24 Haziran seçimlerinde ‘uçan mürekkepli mühür’ suretinde çıktı karşımıza. Kadri Gürsel’in konuya dair geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet’te yayımlanan yazısı, muhalif ruh halinin bu illetle kesin bir hesaplaşmaya henüz hazır olmadığını gösteriyor.

06.08.2018 11:30
Alper-Görmüş
Geçmiş günler geçmemiş gündemler
alpergormus@gmail.com

 

“24 Haziran’daki ‘uçan mürekkepli mühür’ palavrasını en çok kim yaydı...”

Cumhuriyet gazetesi yazarı Kadri Gürsel’in 3 Ağustos tarihli yazısının başlığı işte böyleydi... Gürsel, yazısının hemen girişinde bu soruya “Twitter’daki bazı iktidar yanlısı ağlar” cevabını veriyor ki, bu cevaptan hemen sonra anlatmaya başladığı “uçan mürekkepli mühür”ün hikâyesini okuyup da ‘e, bu nasıl oluyor?’ diye şaşırmamak mümkün değil. Şöyle anlatıyor Kadri Gürsel:

“24 Haziran’da saat 10.59’da, oy verme işlemi başladıktan üç saat sonra, muhalif tutumuyla bilinen kıdemli bir medya mensubunun attığı tweet kısa sürede ‘viral’ oldu. Orijinal haliyle alıntılıyorum: “’Arkadaşlar bu sabah bir arkadaşın kayınpederi oy kullandiktan sonra 1 -2 dk toparlanmak için kabinde oyalanmış sonra bakmışki bastığı mühür uçup gitmiş. üçucu mühür göndermişler chp nin kesin kazanacağı yerlere kıyamet kopmuş tutanaklar falan tutulmuş. Lütfen herkese duyurun.”

Yani Kadri Gürsel diyor ki, “Uçan mürekkepli mühür palavrası”nı kıdemli bir muhalif gazeteci başlattı, başka muhalifler bunu inandırıcı bulup retweet’ledi, fakat iktidar partisini töhmet altında bırakan bu tweet’i en çok “Twitter’daki bazı iktidar yanlısı ağlar” yaydı.

Siz söyleyin, bu tuhaf bileşime şaşırmamak mümkün mü?

 

Alay ederek ‘dezenformasyon’ yapılmaz!

 

Elbette Gürsel de bunun farkında ve yazısının devamında uzun uzun bu şaşırtıcı yargıya nasıl vardığını anlatıyor.

Kadri Gürsel’in o gün Twitter’ı dakika dakika takip ederek kaleme aldığı ‘anatomi’yi okuyup bitirdiğinizde, belli bir andan itibaren söz konusu tweet’in yaygınlaştırılmasında gerçekten de en çok “Twitter’daki bazı iktidar yanlısı ağlar”ın etkili olduğuna ikna oluyorsunuz (ironi yok, gerçekten ikna oluyorsunuz)... Fakat onların bu işi ne surette ve hangi amaçla yaptıklarını bizzat Kadri Gürsel’in yazısından istifadeyle öğrendiğinizde, yine çok şaşırıyorsunuz: Meğer “Twitter’daki bazı iktidar yanlısı ağlar” bu kadar saçma bir iddiaya inanan muhalif ruh haliyle alay etmek için yaygınlaştırmışlar bu tweet’i.

Oysa Gürsel, yazısının başlarında bu tweet için “24 Haziran’da seçime katılımı düşürmekten başka bir sonuç doğurması mümkün olmayan (bir) dezenformasyon” diyordu. E, bu durumda “Twitter’daki bazı iktidar yanlısı ağlar”ın bu tweet’i alay ederek değil, tıpkı muhalifler gibi gerçek olduğuna inanıyormuş gibi yaparak yaygınlaştırmaları gerekmez miydi? Böyle olmadığına göre, ‘dezenformasyon’ bu işin neresinde?

 

Marifetin sahiplerinden çok kullananı eleştirmek...

 

Bir başka sorun: Gürsel, eleştirisini “Uçan mürekkepli mühür palavrası”nın ilk sahibi ile onun gibi muhalif olan sonraki sahipleri üzerine değil de ‘dezenformasyon’ amacıyla sonradan devreye giren “Twitter’daki bazı iktidar yanlısı ağlar” üzerine kurmayı tercih ediyor.

Türkiye’deki muhalif ruh halinin başlıca özelliklerinden biri de şu: Muhaliflik, iktidarın hukuksuz uygulamalarına direnmenin yolları üzerinde düşünmekten çok, ‘gizlice kotarıldığı için açığa çıkmayan daha büyük iktidar kötülükleri’ üzerine uyduruk senaryolar yazmayı seviyor. Kadri Gürsel’in yazısındaki ‘odaklanma’ tercihi, muhalif ruh halinin bu illetle kesin bir hesaplaşmaya henüz hazır olmadığını gösteriyor.

Bunun böyle olduğunu anlayabilmek için, Kadri Gürsel’in konuya dair o günkü Twitter hesaplarının izini sürerek ortaya koyduğu analizin ayrıntılarına, somut bulgular üzerine geliştirdiği tespitler bahsine girmemiz gerekiyor.

 

Gürsel Twitter’da duruma nasıl müdahale etti?

 

Kadri Gürsel, 24 Haziran günü “kıdemli muhalif gazeteci”nin tweet’ini gördükten bir süre sonra bir tweet atmış ve yarım saat sonra bunu silmiş. Bu davranışı nedeniyle “bazı Twitter kullanıcıları ve troller” tarafından “uçan mürekkepli mühür palavrasına inanacak kadar saf olmakla ya da bu dezenformasyonu yaymakla” suçlanmış.

Doğrusu, yazdıklarını okuyunca bende de şöyle bir kanaat uyandı: Hayır, Kadri Gürsel böyle bir palavraya inanacak kadar saf biri değildir. Fakat bu tarz uyduruk ‘haber’lere mahallede gösterilen itibarı göz önüne alarak, okuduğu tweet’i 3 Ağustos’ta yazdığı yazıda olduğu gibi adlı adınca “palavra” diye nitelemekten çekinmiş olabilir.

Gürsel’in bu fasılda neler yazdığını siz de bilmelisiniz. Biraz uzun bir alıntı pahasına aynen aktarıyorum:

“Bu tweet (yani ‘kıdemli muhalif gazeteci’nin seçim sabahı 10:59’da attığı tweet –A. G.) sabah 2800’den fazla kez ‘RT’ edildi ve 3800’den fazla da beğeni aldı. Noktası virgülüyle aynı tweet metni Whatsapp’tan da yayıldı. Bir de tanıdığım bazı kerli ferli, iyi eğitim almış kişilerin, dezenformasyon olduğu hakkında kuşkuya yer bırakmayan bu tevatürü Whatsapp’da paylaştıklarını görmek beni gerçekten üzdü. Sorumlu bir vatandaş olarak harekete geçmeye karar verdim.

24 Haziran’da seçime katılımı düşürmekten başka bir sonuç doğurması mümkün olmayan bu dezenformasyonun önü, yayıldığı mecra olan Twitter’da kesilmeliydi. Bu da ancak sandık başında kontrol sağlayan platformların resmi Twitter hesapları vasıtasıyla yapılabilirdi. İhbarımın gözden kaçmayıp ivedilikle değerlendirilmesi için Twitter hesabımı kullandım. Saat 11.43’te ilgili hesapları ‘mention’layarak şu tweeti attım:

‘CHP’nin güçlü olduğu sandıklara uçucu mürekkepli mühür gönderildiği iddiaları hakkında bir açıklamanız var mı @ adilsecimnet @tgmcelebi @ OyveOtesi @sandikgucu’.

Dezenformasyonu önlemek amacıyla hareket ederken, diğer taraftan yayılmasına hizmet etmiş olmamak için tweetimi yarım saat yayında tuttuktan sonra sildim. Ayrıca, ‘dezenformasyon’ teşhisini koymayı Adil Seçim Platformu’na bırakmak maksadıyla ‘uçucu mürekkepli mühür’ hikâyesini nitelemek için özellikle ‘iddia’ sözcüğünü kullandım.

Bu arada tweetim 388 kez RT edildi, 394 beğeni aldı. Tweetin yayında kaldığı süre ve etkisi, ihbarımın ‘mention’ladığım hesaplar tarafından dikkate alınıp değerlendirilmesi için bence yeterliydi.

Nitekim öyle oldu.

Tweetimi silmemin üzerinden yaklaşık 15 dakika geçtikten sonra Adil Seçim Platformu’nun resmi Twitter hesabı @adilsecimnet şu tweeti paylaştı:

‘Uçan mürekkepli evet mühürü kullanıldığı iddiası tamamen dezenformasyondur. Bu yöndeki mesajlara itibar etmeyiniz. Sandık başında motivasyonunuzu düşürmeyin, yeter ki sandıklar uçmasın :)’

6900’den fazla RT edildi ve 15600 kez de beğenildi bu tweet...

Seçime katılım ve sandık güvenliğinin selameti açısından kritik önemde olan, Adil Seçim Platformu’nun ‘uçan mürekkepli mühür’ iddiasının bir dezenformasyon olduğunu teyit etmesiydi. Twitter’da @ adilsecimnet’in tweetini alıntılayarak kendilerine teşekkür ettim.”

 

‘Palavra’ olduğuna bu kadar inanıp da bunu telaffuz etmemek...

 

Ben, Kadri Gürsel’in olan biteni hikâye etmesinde bir noktayı hiç ikna edici bulmadım...

Gürsel, 10:59’da okuduğu tweet’in “palavra” ve “dezenformasyon” olduğu hususunda hiçbir kuşku duymuyor, fakat bunun bu şekilde telaffuzunu sandık başında denetlemelerde bulunan sivil platform temsilcilerine bırakıyor. Neden?

Bu, basit mantığa hitap ederek ve iki satırda çürütülecek bir iddia değil mi? Bir an için “uçan mürekkepli mühür”ün gerçekten de o gün bazı sandıklarda bulunduğunu düşünelim... Akşam sandıklar açıldığında ne olacak? Bütün oyların boş olarak sandığa atıldığı görülecek. Peki sonra ne olacak? Muhtemelen mühür ve merekkep incelenecek ve sonra da iktidarı perişan edecek büyük bir seçim skandalı patlayacak.

Kadri Gürsel’in durumu sandık başlarına havale etmek yerine “arkadaşlar, delirmeyin” uyarısıyla böyle bir tweet atması elvermez miydi?

Yukarıda dediğim gibi, Kadri Gürsel’in bunu direkt olarak telaffuz etmekten kaçınmasının nedeninin mahallede bu türden uydurmalara gösterilen teveccüh olabileceğini ciddi ciddi düşünüyorum.

 

Dezenformasyon yok, uyduruk enformasyon var

 

Meselenin ‘dezenformasyonun troller tarafından yayılması’ yönüne yukarıda kısmen değindim, şimdi biraz daha yakından bakalım...

Kadri Gürsel, bu iddiasını “Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) bünyesindeki ‘Siber Politikalar & Dijital Demokrasi Programı’nın bu ‘uçan mürekkepli mühür’ hakkında yaptığı Twitter’la sınırlı araştırma”ya dayandırıyor...

Ayrıntılı rakamlar için Gürsel’in yazısına bakabilirsiniz... Ben burada sadece, Adil Seçim Platformu’nun “bu bir dezenformasyondur, inanmayın” şeklindeki tweet’inden sonraki gelişmeyi aktaracağım. Şöyle yazıyor Gürsel:

“Adil Seçim Platformu’nun uçucu mürekkep iddiasını yalanlayan tweetiyle birlikte ikinci aşama başlıyor. Dijital Demokrasi Programı, Adil Seçim Platformu tweetinin ilk 10 bin kullanıcı tarafından RT edilip beğenilmesinde birbirini takip etmeyen iki ‘ağ’ saptıyor: Muhalefet ve iktidar yanlısı Twitter hesapları. Bu aşamada en büyük küme, dezenformasyonu alay ederek paylaşmaya başlayan ve dolayısıyla dezenformasyonun yayılmasını sürdüren iktidar yanlısı hesap ağı.”

Burada her şeyden önce dezenformasyon kavramının kullanımındaki soruna işaret edeyim: Dezenformasyon, gerçeğe tekabül etmeyen bir enformasyona gerçek muamelesi yaparak kamuoyunu yönlendirme çabasına denir. Burada ise “Twitter’daki bazı iktidar yanlısı ağlar”ın alay ettiği bir enformasyondan söz ediliyor ki, yukarıda da değindiğim gibi buna dezenformasyon denemez: Dezenformasyon sahipleri gerçek olmadığını bildikleri malzemeyi kullanırken ona güvenilir bilgi muamelesi çekerler, alay etmezler.

Bu çerçevede, Kadri Gürsel’in şu cümleleri de çok problemli:

“Sorumlu bir vatandaş olarak şu saikle hareket ettim: Oy verme işlemi sırasında ‘Bu kadarı da olmaz’ dedirten asılsız hile iddialarının yayılması, gerçek seçim yolsuzlukları hakkındaki doğru haberlerin inandırıcılığını azaltır. Şüphe etmekte haklıydım, çünkü bunun daha önce başka ülkelerde kullanılmış bir sosyal medya manipülasyonu olduğunu biliyordum.”

Tekrar pahasına bir daha söylüyorum: Gürsel’in deyişiyle, “Oy verme işlemi sırasında ‘bu kadarı da olmaz’ dedirten asılsız hile iddiası” (örneğimizde uçan mürekkep) iktidar yanlısı hesaplar tarafından yayılmamıştır, onlar bu saçma iddiayla dalga geçmişlerdir. Dolayısıyla işaret ettiği ‘manipülasyon’ tartıştığımız örnek için geçerli değildir.

Ortada “‘bu kadarı da olmaz’ dedirten asılsız bir hile iddiası” vardır ama bunu gerçek bir enformasyonmuş gibi ortaya atanlar “duayen muhalif gazeteci” ile onu onaylayan bazı muhalif hesaplardır.

Kadri Gürsel eleştirisinin odağına onları değil, bu uyduruk enformasyonu dalga geçmek üzere kullanan “Twitter’daki bazı iktidar yanlısı ağlar”ı alıyor ki, bu da asıl meseleyi ıskalamaktan başka bir anlama gelmez.

Perşembe günü Türkiye’de gerçek hukuksuzlukların neden ‘muhalif ruh’u ‘kesmediğini’, neden ilave ve fakat uyduruk senaryolar yaratma ihtiyacı duyduğunu kendimce izah etmeye çalışacağım.

Cevabı zor bir soru; bu konuda fikirleri olan okurlarımın görüşlerinden istifade etmek isterim.

 

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(6)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Ahmet Uygur6.8.2018 12:28:32
Allah akıl fikir versin.Bunlar iyice uçmuşlar.Zannedersem bunun tedavisi de yok.
ante ros6.8.2018 15:34:12
bir tez veya antitezin tutarlılığının sağlaması mantık ile yapılır. mantık ise olay veya olguya hem tez lehine hem antitez lehine düşünce üretilerek ve her iki düşüncenin karşılaştırılmasıyla elde edilir. günümüzde ister iktidar yanlısı olsun, ister muhalif olsun, salt tez veya antitez lehine düşünce üretiliyor. yani tek taraflı düşünce. böyle olunca ortalıkta mantık görünmüyor. karşıtını düşünmeye meyletse bile akıl yerini öfkeye bırakıyor, karşı düşünceden vazgeçiliyor. ahlaki sorumluluk hedef için her şey mübah anlayışına mağlup olunca yukarıda bahsettiğiniz durum ortaya çıkıyor.
ünal harcanoğlu6.8.2018 18:52:27
Stavrogin hiç bir şeye inanmaz,inanmadığına da inanmaz.(Dostoyevski)
Anonim7.8.2018 09:43:10
Yazının sonunda sorduğunuz sorunun cevaplarından biri şu olabilir; yapılan yanlışların, hataların, hukuka uygun olmayan durumların vb.''nin zamanla seviyesi o kadar yükseldi ki (ya da düştü ki) o seviyelerde duyarsızlaşmış olan kitleyi harekete geçirmek için eli yükseltmekten başka çare kalmıyor olabilir. Ha bunun işe yaradığı durumlar var yaramadığı durumlar var ama belli ki her konuda yeni ortalamamız eski sınır değerlerin çok üstünde (ya da altında). (Aklı başında temel kurallara göre bir konuyu yorumlamak anlamaya çalışmak bizim icin çok demode, sıkıcı:)) )
Ayşenur Zeren8.8.2018 12:00:54
1. Çünkü muhaliflik değil düşmanlık hissediyorlar. Karşı tarafın sadece hatalarından değil, her davranışından, tüm temsil ettikleriyle kimliğinden nefret ediyorlar. 2. Bu nefretle, “Bunlardan her şey beklenir.” noktasına çabuk ulaşıyorlar. Terazileri doğru tartmıyor, analizleri fazla karamsar noktalara gidiyor. 3. Böylece kendisi uyduruk senaryo üretecek kadar delirmeyenler de bu senaryolara kolayca inanacak seviyeye gelebiliyor. 4. Daha ince bir bilinç düzeyinde, mevcut hukuksuzlukları uygun şartlar oluştuğunda kendilerinin de rahatlıkla yapabileceğini, kendilerine yakın gördüğü siyasilerin geçmişte benzerlerini/daha şiddetlilerini yaptığını biliyorlar. Kendi gözlerindeki benlik imajlarını, eleştirdikleri insanlardan iyice farklılaştırabilmek için kendilerinin asla yapmayacağını düşündükleri şeyleri karşı tarafa yapıştırıveriyorlar
mgunes8.8.2018 17:45:41
Harikasın Kadri Gürsel. Teşekkürler Alper Bey. Kahkaha ile gülmemi sağladınız. Millet bu kadar gülmek için CMYLMZ!a bir ton para bayılıyor.