‘CHP Neden Kazanır, AKP Neden Kaybeder?’

CHP’nin son seçim kampanyasında sergilediği “radikal sakinlik” hali atarlı, laf sokmalı eski kampanyalarla tam bir tezat teşkil etti. Düne kadar bu stratejiyi, sadece Ekrem İmamoğlu tarzının partideki etkisiyle açıklama eğilimindeydim. Dün, CHP’nin kampanyasını kimin yönettiğini öğrenince ve onun kampanya için kaleme aldığı Radikal Sevgi Kitabı’nı okuyunca, “radikal sakinlik”in altında nelerin yattığı hususunda daha bütünlüklü bir bilgiye ulaşmış oldum.

15.04.2019 09:41
Alper-Görmüş
Geçmiş günler geçmemiş gündemler
alpergormus@gmail.com

 

Birçok okur bu yazının başlığının, 2011’de yayımlanan bir kitabın adının ters çevrilmiş halinden ibaret olduğunu hemen anlayacaktır: O kitabın adı AKP Neden Kazanır, CHP Neden Kaybeder’di.

 

Reklamcı ve siyaset kampanyacısı Ateş İlyas Başsoy’un kitabı yazmasındaki amaç, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) hep kazanmasının, buna mukabil Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) hep kaybetmesinin nedenleri hakkındaki düşüncelerini siyasetçilerle ve seçmenlerle paylaşmaktı.

 

AK Parti, evet, “hep kazanan parti”ydi ama (ki kitabın yayımlandığı 2011’de yapılan genel seçimlerdeki net galibiyetle bu vasfın altı kalın çizgilerle bir kez daha çizilmişti), yine de bir istisna vardı; Başbakan Erdoğan’ın “Çok ama çok anormal bir durum” diye tanımladığı bu istisna, 2009 yerel seçimlerinde, AK Parti’nin en az yüzde 60’la kazanması beklenen Antalya’da yaşanmıştı…

AKP Neden Kazanır, CHP Neden Kaybeder kitabının yazarı Ateş İlyas Başsoy, işte o seçimde CHP’nin Antalya Büyükşehir belediye başkan adayı Mustaf’a Akaydın’a seçimi kazandıran “mucize kampanya”nın yaratıcısı ve uygulayıcısıydı.

 

2011 kampanyası Başsoy’a verilmiyor

 

Bu büyük başarıdan etkilenen Kemal Kılıçdaroğlu, 2009 yerel seçimlerinin ardından 2011 Haziran seçimleri için onu davet etti, saatler boyunca dinledi. İlyas Başsoy Kılıçdaroğlu’na, yöntemlerini benimser ve uygularsa seçimi kazanacağını veya oylarını büyük oranda arttıracağını, fakat bilinen CHP yöntemlerini uygularsa “en fazla yüzde 26” alabileceğini yüzüne karşı söyledi. (Gerçekten de o seçimde AK Parti oyların yüzde 50’sini, CHP yüzde 26’sını aldı).

 

Ne var ki, CHP 12 Haziran 2011 seçimi kampanyasını İlyas Başsoy’a vermedi.

 

İşte bunun üzerine o da, gerçekleştirdiği Antalya kampanyasında uyguladığı; çok isteyip de gerçekleştiremediği genel seçimler kampanyasını alabilseydi uygulayacağı iletişim stratejisini bir kitapta toplamaya karar verdi.

 

Başsoy, 2011’de, henüz piyasaya çıkmamış kitabının bir nüshasını göndermişti bana. Kitaptaki seçim kampanyası yaklaşımından o kadar etkilenmiştim ki, Antalya’daki başarıya rağmen CHP’nin kampanyayı ona vermemesi karşısında hayrete düşmüş, o duyguyla bir süre sonra “Sol’un sorunu: Ateş İlyas Başsoy’u takmamak” başlıklı bir yazı dahi kaleme almıştım.

 

Kitabının satış kampanyası için yazdığı kısa metinde Başsoy da serzenişini şöyle dile getirmişti:

“AKP, CHP'ye sadece bir kez yenildi. Ben o kampanyayı yapan kişiyim. Kitabın ilk kısmının adını o gece Başbakan koydu: ‘Çok ama çok anormal bir durum.’

 

12 Haziran (2011) Genel Seçimi'nden 8 ay önce Kılıçdaroğlu'na CHP'nin %26, AKP'nin %50 oy alacağını tam rakamlarıyla söyledim. Kitabın ikinci kısmının adını Kemal Bey koydu: ‘Bir seçim nasıl kaybedilir?’”

 

En kritik nokta: Kampanya “siyasetsiz” seçmene yönelmelidir

 

İlyas Başsoy, AKP Neden Kazanır, CHP Neden Kaybeder kitabında çok temel ve çok basit bir kabulden yola çıkıyordu: Bir siyasi kampanya, oyunu sadece “iş”e ve “hizmet”e bakarak veren “siyasetsiz seçmen”lere yönelik olarak yürütülmelidir. (Başsoy, bu seçmenlerin tamamını Selim Türkhan adını verdiği hayali bir kişiyle ifade ediyor, onların partisine de Selim Türkhan Partisi –STP diyor.) Kampanya STP tabanını etkilemeye yönelik olmalıdır, çünkü partilerin taşlaşmış tabanlarından birkaç parça sökmek bile zorken Selim Türkhan Partisi’nin (STP) tabanında “hizmetle tavlanmayı” bekleyen, oyunu her an değiştirmeye hazır milyonlarca seçmen vardır. Başsoy’a göre, AKP baştan beri çekirdek tabanıyla zımnî bir sözleşme yapmış ve onları, partinin bütün enerjisini “siyasetsiz” Selim Türkhanların oyunu almaya harcamasına ikna etmiştir. Yani AKP çekirdeği, seçimi kazanıp iktidar olabilmek için bunun kaçınılmaz olduğunu kabul eden ve gereğini yapan bir kitledir.

 

CHP ise tam tersine, Çetin Altan’ın “Türk’ün Türk’e propagandası” misali kendi “çekirdek”ine propaganda yapan bir parti görünümündedir. Yönetim buna biraz da mecbur kalmaktadır, çünkü bunun dışına çıkıp mesela laiklikten biraz daha az bahsettiğinde aşağıdan homurtular gelmektedir. Fakat Başsoy’a göre burada temel sorumluluk, tabanını bu yönde eğitip gereğini yapmayan yönetimlerdedir. Ayrıca, yönetimler cesaret gösterip bunu yapsalar, “çekirdek”ten yine de büyük kopmaların olmayacağını görecek ve rahatlayacaklardır. Çünkü, adı üstünde; çekirdek çekirdektir, öyle kolay kolay kırılmaz. Hele ki, bu “fedakârlığı”nın seçim zaferi getireceğinin kokusunu alırsa...

 

Elinde bir çiçekle rakibe gidip başarı dilemek

 

Temel mesele “siyasetsiz seçmen”e yönelmek ve onları etkilemeye çalışmaktı ama başka şeyler de vardı: Takdir etmek, kavgeden kaçmak, nazik olmak gibi…

 

İşin bu kısmını da 2011’de kitabı tanıttığım yazılardan birinde şöyle anlatmıştım:

“Benim görebildiğim kadarıyla kampanyanın ikinci önemli noktası şu: Klasik CHP iletişim stratejisiyle yürünseydi Antalya’da yapılan yatırımların tamamı görmezlikten gelinecekken tam tersi yapılmış ve yapılanların takdir edildiği bir strateji uygulanmış. İlaveten de, bunların sürdürüleceği ve daha fazlasının yapılacağı duyurulmuş Antalya halkına. Böylece, Menderes Türel’in ‘başarı kültü’ üzerinden propaganda yapması engellenmiş. Öyle ya, her teşebbüsünde, ‘tamam, biliyoruz, reddetmiyoruz, sağolun, Antalyalılar size minnettardır’la karşılanacak bir başarı propagandasının tadı mı kalır?

“Ateş İlyas Başsoy, ‘Lütfen, Türkiye İsveç tipi bir seçim kampanyası görsün’ diyerek Akaydın’ı ikna etmiş ve kampanyanın ilk günü elinde bir çiçekle Menderes Türel’i ziyaret etmesini sağlamış.

“Bütün bunların sonucunda, başarıları takdir eden, böylece işbaşına geldiğinde kavga etmek bir yana ‘hizmet’ten başka bir şey düşünmediğini gösteren; hırçın olmayan; nazik, babacan bir Akaydın imajı Antalyalıların zihinlerine ve kalplerine yerleştirilmiş.”

 

2009’daki Antalya kampanyası, 10 yıl sonra İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyaretiyle başlayan İstanbul kampanyasına ne kadar çok benziyor, değil mi?

 

Retorik yetmiyor, samimiyet de lazım!

 

CHP tabanının zaman içinde seçim kazanmanın olmazsa olmaz koşullarını öğrenip kabul ettiğini, Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında anlamıştık. (Ayrıntı için 7 Mayıs 2018 tarihli, “CHP’de yürek soğutan fakat iktidar getirmeyen söyleme mecburi veda” başlıklı yazıma göz atabilirsiniz).

 

Ne var ki, retorik olarak her şeyi dile getirse de Muharrem İnce’nin samimiyeti yetersiz bulundu ve beklenen başarı sağlanamadı.

 

Şimdiyse hem bir seçimi kazanmanın olmazsa olmaz koşullarını kabul etmiş bir seçmen kitlesi, kadrolar ve liderlik var, hem de inandırıcı bir aday… Bu bileşimle nasıl radikal bir dönüşümün gerçekleştirilebileceğini hep birlikte gördük. Tabii bu bileşimi mümkün kılan fikri temeli ve o fikrin uygulanması demek olan seçim kampanyasını unutmamak koşuluyla…

 

Radikal Sevgi Kitabı

 

Ekrem İmamoğlu’nun zaten mayası öyle, fakat koca bir partinin kendisini bir seçimden öbürüne radikal ölçülerde değiştirebilmesinin nasıl mümkün olduğu sorusunun cevabı, işte şu anda karşımda duran, Ateş İlyas Başsoy’un kaleme aldığı ve bütün parti kadrolarına gönderilen Radikal Sevgi Kitabı adlı kitapçıkta gizli.

 

CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, kitapçığın önsözünde şöyle yazmış:

“Ordulu bir Anadolu çocuğuyum, babam fırıncı. Çocukluğum ve gençliğim Ordu’nun dağlarında, köylerinde gezmekle geçti. Balıkçılar, ormancılar, fındıkçılar arasında büyüdüm. Ve bu insanlar içinde ne bilge amcalar, ne ermiş teyzeler tanıdım, çoğu okuma yazma bilmez.

“Kışın acından ölse bile emanet bıraktığın pirinçten bir avuç pişirmeyecek kadar namuslu köylüler tanıdım; genellikle bizim partiye oy vermezler. Bunun için onları hiç suçlamadım, hep ‘Acaba niye böyle?’ diye düşündüm.

 

“Biz dağ taş memleket dolaşırken, bu insanları hiç görmemiş, hiç tanımamış bazı ukalalar, bu köylülere ‘makarnacı, rüşvetçi’ diye hakaret ediyordu. “Çalışmaktan kafasını kaşıyacak vakit bulamayan işçilere, köylülere ‘göbeğini kaşıyan adam’ bile dediler. Tanımamak, bilmemek, ötekileştirmek en büyük hastalık oldu. Bir yerde yanlış vardı ama neredeydi?”

 

Dildeki değişimin radikalliğini görüyor musunuz? Ben, söyleyene değil söyletene bak, diyorum.

 

“Söyleten”in kaleme aldığı Radikal Sevgi Kitabı’nın “içindekiler” bölümünün ikinci satırında “siyasetsiz seçmen” tanımı geçiyor ki, sırf onu görseydim bile, CHP’nin seçim kampanyasının kim tarafından hazırlandığını kestirebilirdim.

 

Ezcümle, Ateş İlyas Başsoy Radikal Sevgi Kitabı’nda, “AKP hep kazanır, CHP hep kaybeder”i tersine çevirmek için yapılması gerekenleri (ve CHP örgütünün nihayet yapmaya razı olduğu şeyleri) kısa ve özlü cümlelerle anlatıyor.

 

CHP’yi başarıya götüren bu basit ve özlü cümleleri perşembe günü birlikte gözden geçireceğiz…  

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.