Ana SayfaYazarlarMacron hangi Meclis çoğunluğuna dayanacak?

Macron hangi Meclis çoğunluğuna dayanacak?

 

İsim ve soyadının baş harfleriyle uyumlu En Marche (Yürüyüş halinde) hareketiyle girdiği Cumhurbaşkanlığı yarışında, beklendiği gibi, hatta daha açık ara farkla (yüzde 34’e karşı 66) ipi göğüslemeyi başaran sosyal liberal bağımsız aday Emmanuel Macron için asıl mücadele bundan sonra başlıyor. Yarı-başkanlık sistemiyle yönetilen Fransa’da Cumhurbaşkanı’nın programını uygulayabilmesi için Milli Meclis’te hükümetinin güvenoyu almasını sağlayacak salt çoğunluğa ihtiyacı var. O bakımdan Fransa’nın en genç Cumhurbaşkanı olan Emmanuel Macron’un 11 ve 18 Haziran tarihlerinde yapılacak iki turlu genel seçimlerde kendisine ve programına destek olacak bir çoğunluk bulması gerekiyor.

 

Bu vesileyle burada bir parantez açarak, başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinde Başkan ve Meclis seçimlerinin aynı zamanda ya da milli iradenin farklılaşamayacağı kadar yakın tarihlerde yapılmasının esas olduğunu bir daha hatırlatmakta yarar var. Çünkü Türkiye’deki anayasa değişikliği paketinde yer alan seçimlerle ilgili madde, “başkanlık sisteminde Başkan ve Meclis seçimlerinin aynı zamanda yapılmadığı” iddiasıyla eleştirildi, eleştiriliyor.   

 

Yarı-başkanlık sisteminde esas olan, başkanlıkta da olduğu gibi, yürütme ile yasamanın uyum içinde çalışması; çatışma halinde olması değil. Fransa sırf bu nedenle 2000 yılında yapılan bir anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanı’nın görev süresini 7 yıldan 5 yıla indirerek Meclis’inki ile eş zamanlı hale getirdi. François Mitterrand’ın 1988’de başlattığı “cohabitation” (farklı çoğunlukların birlikte yönetimi) hükümetleri uygulamasının önüne de böylece geçilmiş oldu. Mitterrand, 1981’de ilk sosyalist Cumhurbaşkanı seçildiğinde de farklı bir çoğunluğu bulunan Milli Meclis’i feshetmiş ve halktan kendisiyle uyumlu bir çoğunluk istemişti.

 

Aslında Mitterrand’ın bu konuda içtihat haline gelmiş bir yaklaşımı var: “Fransızlar Mayıs’ta seçtikleri Cumhurbaşkanı’na Haziran’da ülkeyi yönetmesi için gerekli çoğunluğu reddedecek kadar aptal değiller”. Bu, bugüne kadar yapılan seçimlerle doğruluğu ispatlanmış olan bir yaklaşım kuşkusuz ama önümüzdeki 18 Haziran’da sandıktan Cumhurbaşkanı Macron ile uyumlu bir Meclis çoğunluğu çıkmasının garantisi yok. Çünkü Macron’a verilen yaklaşık 20,7 milyon oy toplam 47,6 milyon seçmenin yarısından az, Seçmenin yüzde 25,4’ünün sandığa gitmediği, yaklaşık yüzde 9’unun da çekimser oy kullandığı anlaşılıyor.

 

Unutmamak gerekir ki Macron’a verilen oyların bir bölümünü de aşırı Sağ’a karşı kullanılmış oylar oluşturuyor. Ayrı bir tartışma ama Marine Le Pen de 10,6 milyon oyla kendi rekorunu kurmasına karşın babasından devraldığı ve merkeze çekmeye çalıştığı aşırı sağcı Ulusal Cephe (FN/ Front National) ile yola devam etmekten vazgeçmişe benziyor. Pazar gecesi yaptığı açıklamada partisinin “yurtseverlik” temelinde yeniden yapılandırılmasından söz etti.

 

Genel seçimlere ve seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın ihtiyaç duyduğu Meclis çoğunluğu konusuna dönersek, yanıtlanması gereken iki soru vardı. İlki, Macron’un geçen yıl kurduğu En Marche (EM) hareketinin seçimlere kendi adaylarıyla katılıp katılmayacağıydı. EM yetkilileri Pazar gecesi yaptıkları açıklamada, 577 seçim bölgesinin tümünde kendi adaylarının olacağını teyit ettiler. Bu da yanıtı bilinmeyen şu ikinci soruyu gündeme getirdi: Le Pen’e karşı Macron’a oy vermiş olan Sosyalist Parti (PS), merkezdeki MoDem ve Cumhuriyetçiler ’in (LR) seçmeni bu seçimlerde kendi partilerinin mi, yoksa EM’ in adaylarına mı oy verecekler? 

 

Modern Sol’un (LGM/ La Gauche Moderne) kurucusu Jean Marie Bockel’in danışmanı Jean François Pascal, Huffingtonpost’taki bloğunda, ikinci tur sonunda Milli Meclis’te EM etiketli adayların en azından salt çoğunluğa (289) sahip olacağını iddia etse de bu soruyu yanıtlamak göründüğü kadar kolay değil.  http://www.huffingtonpost.fr/jean-francois-pascal/oui-emmanuel-macron-aura-une-majorite-parlementaire-en-juin-et_a_22017236/) EM (En Marche) listeleri henüz yayımlanmış değil ama bu etiketi taşıyan milletvekili adayları arasında mevcut siyasi partilerden ağırlıklı olarak Sosyalist Parti ile Macron’u desteklemiş olan Bayrou’nun merkezdeki MoDem ’ine mensup şahsiyetlerin bulunacağı anlaşılıyor. Listede Nice Belediye Başkanı Christian Estrosi gibi LR kökenli bazı isimler de yer alacak belki ama ılımlı Sağ partinin bu konudaki görüşünün olumsuz olduğunun altını çizmekte yarar var.     

 

Cumhuriyetçiler ’in (LR) seçim kampanyasını yürütmekle görevlendirilen François Baroin, Pazar gecesi yaptığı açıklamada, genel seçimlerde Macron’la işbirliği yapacak ve EM listelerinde yer alacak mensuplarının partiyle ilişkilerinin kesileceğini açıkladı. Baroin daha önce genel seçimleri kazanmaları durumunda Macron’un “cohabitation” hükümetinin Başbakanı olabileceğini söylemiş, Macron ise Cumhuriyetçiler ile herhangi bir koalisyona girmeyeceğini vurgulamıştı.   

 

Ne var ki EM hareketinin Meclis’te salt çoğunluğa ulaşmama olasılığı var. Le Pen’in aldığı 10,6 milyon oy bir tarafa bırakılırsa, sandığa gitmeyen veya çekimser oy kullanan 15 milyon seçmenin çoğunluğunu Jean Luc Mélenchon’un radikal Sol’daki Asi Fransa (La France Insoumise) hareketinin seçmeni oluşturuyor. Dolayısıyla Pazar gecesi ortaya çıkan tablo ikiye değil, üçe bölünmüş bir Fransa’yı gösteriyor. Bu da genel seçimlerde sandıktan üçe bölünmüş bir Milli Meclis çıkacağına işaret ediyor.   

 

Bununla birlikte, Fransa’da Baroin’ın söz ettiği gibi bir “cohabitation” olasılığı oldukça düşük. “Cohabitation” Cumhurbaşkanı ile Milli Meclis’in blok halinde farklı ve muhalif çoğunlukları olması halinde söz konusu. Oysa 18 Haziran’da salt çoğunluğa ulaşamasa bile EM hareketinin, “cohabitation” arayışındaki Cumhuriyetçiler ’i bir tarafa bırakarak öncelikle programları birebir örtüşmese de içinden çıktığı, dolayısıyla tümüyle muhalif sayılamayacak olan Sosyalist Parti (PS) ile yakın işbirliği olanağı bulunuyor.

 

EM’in Meclis’te salt çoğunluğa ulaşması halinde ise Sosyalistlerle Cumhuriyetçiler arasında bir türlü kurulamayan “Büyük Koalisyon” seçmen temelinde gerçekleşmiş olacak. Bu da Emmanuel Macron’un ılımlı Sağ ile Sol arasında tabanda oluşan Almanya’dakine benzeyen bir koalisyonunun temsilcisi olduğu anlamına gelecek.  

- Advertisment -
Önceki İçerik
Sonraki İçerik