Tecavüz edilesi uluslararası hukuk

Maduro’nun kaçırılması dünyada çokça tepkiyle karşılandı; öyle ki eline Venezuela bayrağı alıp sokağa çıkan, “uluslararası hukuk nerede?” diyen anarşistler bile gördük. Uluslararası hukuk dendiğinde benim aklıma New York City’nin Doğu Yakası’nda yaşayıp 14 yıl boyunca Michelin yıldızlı Daniel’de akşam yemeklerini yiyerek sürdürdüğü hayatı, rejimin bir gün ansızın çökmesiyle nihayete eren ve şu aralar Rusya’da politik mülteci olan, Esad rejiminin BM eski daimî temsilcisi Beşar Caferi geliyor.

Amerikalılar bir gece ansızın gelip Maduro’yu yatağından alıp götürdüler. Nicolás Maduro, 8 Mart 2013’ten beri ABD’ye en hızlı ve güvenli şekilde ulaşabilmiş Venezuelalı oldu. Katolik ailelerin Marksist çocuklarından Maduro’nun işe yaramaz anti-İsrailciliği ve anti-Amerikancılığından ötürü bu “kaçırılma”, dünyada çokça tepkiyle karşılandı; öyle ki eline Venezuela bayrağı alıp sokağa çıkan, “uluslararası hukuk nerede?” diyen anarşistler bile gördük. Türkiye tarihinde bir Amerikan başkanıyla belki de en iyi ilişkilere sahip bir cumhurbaşkanına sahip olmasına rağmen bu meseleyle alakalı garip bir kompleks peyda oldu; bazı Kemalist muhalif gazetecilerin içinden Köroğulları çıktı:

“Erdoğan’a dokunursanız Delta Force’larınızı Çamlıbel’de, pardon Beştepe’de görürsek kılıcımızı kuşanır geliriz” dediler. Türkiye bu işe öfkelendi.

Concept & direction: E. Miham Akkul (AI-assisted image).

Dolce Vita

Uluslararası hukuk dendiğinde benim aklıma New York City’nin Doğu Yakası’nda yaşayıp 14 yıl boyunca Michelin yıldızlı Daniel’de akşam yemeklerini yiyerek sürdürdüğü hayatı, rejimin bir gün ansızın çökmesiyle nihayete eren ve şu aralar Rusya’da politik mülteci olan, Esad rejiminin BM eski daimî temsilcisi Beşar Caferi geliyor. Rejim düşünce Esad’a tabi olarak en çok çemkiren de Caferi olmuştu. Esad biraz daha dirayetli olabilse, o dolce vitasına New York City’de devam edebilecek, üstelik uluslararası hukuka göre Suriye’nin BM daimî temsilcisi olduğu için başına bir iş gelmek bir yana,diplomatik bir zırhla ömrünün sonunu getirebilecekti.

Beşar Caferi.

Donald Trump iyi bir şey yapmak için Maduro’yu kaçırmadı ama kötü bir şey yapmak için de yapmadı bunu; hiçbir niyeti olmayan zırdelinin zır deli bir işi işte. Venezuelalılara yarayan, onları mutlu eden sonuçları varsa bu işin, ne âlâ. Dünyada 1930’lardan daha şiddetli bir Yahudi düşmanlığı var. İsrail’i ve Yahudileri bu öfkeden koruyan şey, uluslararası hukuktan ziyade Amerikalıların zırhı. Gazze’de yaşanan vahametten dolayı bazı liberaller dahi İsrail’i mutlu edecek, İsrail’in işine yarayacak hiçbir gelişme ve habere tahammül gösterecek gibi değiller. Maduro’nun düşüşünden duyulan büyük hoşnutsuzluğun kökeninde bu öfke var. Hiçbir işe yaramasa bile Güney Amerika’dan, arada koca bir okyanusun olmasının verdiği emniyetle İsrail’e küfreden birkaç İspanyolca “İsrail’e hakaret” videosu, Filistinlilere doğrudan bir fayda vermese bile kendilerini daha kalabalık ve kuvvetli hissettiriyordu. Venezuelalılara sorsak, Maduro’ya hakaret eden Netanyahu’yu sempatik bulurlar; aynı şeyi Filistinlilere sorsak, onlar da Netanyahu’ya söven Maduro’yu desteklerdi. Bu, her iki taraf için de oldukça adil anlaşılır.

Kutup ayılarına da demokrasi

Viking kâşifi Erik the Red, keşfettiği yere insanları çekmek için Greenland (Grönland) adını vermişti. Az buz değil, 2 milyon km²’lik buz olan bu adaya bin yıl sonra birilerini çekmeyi becermiş gibi; Donald Trump. Donald Trump’ın öncesi yok, sonrası da olmayacak. Osmanlı tarihindeki Deli İbrahim gibi geldi geçti olacak. Venezuela hadisesinden sonra Trump gözünü Grönland’a dikince, değerlendirmeler 2003 Irak operasyonunda başlatılıp Maduro’ya, oradan kutup ayılarına bağlandı. Kutup ayılarının demokrasiden ziyade soğuğa ihtiyacı var, zar zor sığabilecekleri henüz erimemiş; başlarını sokabilecekleri bir buzula ihtiyaçları var; peki Iraklılar öyle miydi?

Concept & direction: E. Miham Akkul (AI-assisted image).

Avrupa’da ve Türkiye’de Amerikalıların Irak harekâtından söz açılınca ağızlardan çıkan şunlar olur:

“Geldiler, her şeyi mahvettiler; Irak parçalandı, milyonlarca insan öldü, Iraklılar Saddam’ı arıyor…”

Neredeyse tamamı yanlış olan bu laflar, 23 yıldır o kadar çok tekrar edildi ki New York’ta Zohran Mamdani belediye başkanı seçildiği gün bu dünyadan Dick Cheney bile Iraklılar için çok kötü işler yaptığına ikna olarak gitti. Adamcağızın ölümüne bile “Azrail’in ironik dokunuşu” dediler; Zohran Mamdani değil de Saddam Hüseyin’in torunu belediye başkanı seçilmiş gibi hava estirdiler.

Irak’ta kötü bir demokrasi var, yolsuzluklar var ve daha birçok sorun var; ama insanların tüylerini diken diken eden, kafası atarsa kimyasal kullanacak bir diktatörleri yok. Sorunların en kötüsü olan o ürpertici korku yok. Belki inanmayacaksınız ama partiler var, hatta seçimler bile var. Sünni azınlığın tahakkümü yok; tıpkı şu an Suriye’de Nusayrilerin olmadığı gibi çoğunluğun sözü geçiyor. Milyonlarca insan da ölmedi; Iraq Body Count’a göre kanıtlanmış 200 bin ölüm var ve bunların çoğu Irak El-Kaidesi saldırılarında ölen siviller. Iraklıların en büyük sorunu “Saddam ne iyiydi sizin için” türünden akıllar değil. İyi kötü var olan demokrasilerini yürütmeye çabalarken, yolsuzluğa ve Türkiye’nin baraj kapaklarını kapamasıyla artırdığı asıl büyük dertleri kuraklığa çare arıyorlar.Dertleri kutup ayılarıyla aşağı yukarı aynı;kürenin ısınması.

Venezuela’ya gelince: BM raporlarına göre 8 milyon insan Maduro rejiminden kaçtı. ( ülkenin nüfusu 28 milyon ve suriye’den sonra en fazla göç veren ülke oldu)  World Food Programme’a göre 4 milyon insan şu an acil gıdaya ihtiyaç duyuyor; nüfusun yüzde 40’ı ise kötü beslenme kaynaklı sağlık sorunları yaşıyor.

Olga Ramos, Venezuelalı bir hemşire, ailesiyle birlikte 23 Eylül 2022’de Kolombiya ile Panama arasındaki Darién Geçidi’ni geçiyor.Fotoğraf: Federico Rios / The New York Times.

Bir zamanlar Paris’te, Maduro rejiminden kaçan Venezuelalılardan biriden, Darién Gap junglelarındaki bataklıklarda boğulan bir adamın hikâyesini dinlemiştim. Bugünlerde nerede bilmiyorum ama gülümsüyor olmalı. Entelektüel hırslarımıza, ideolojilerimize göre şekillenen bir dünya hiç olmayacak. Bu yüzden ülkesinde öğün atlamadan beslenen tek kişinin gidişine ağıt yakmamızda bir sorun var; Venezuelalılardan fazla incinen millî gurura sahip olmamızda bir sorun var; Tahran’da Evin hapishanesinde  20 yıldır kalan bir mahkûma “şu ara sesini kes de anti-Amerikan havamızı bozma” dememizde bir sorun var. Dünya 8 milyar insan barındırırken, 206 devlet başkanının birkaç bürokratik işini kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramayan uluslararası hukukun çiğnenmesini, insan onuruna dokunulmuş gibi feveran ederek karşılamamızda bir sorun var. Önce Iraklılar, sonra Suriyeliler, şimdi Venezuelalılar için “en hayırlısını biz biliriz” dememizde bir sorun var. Bugün İran’da, kafasına uluslararası hukuku delerek gelecek bir füzenin korkusundan kendi halkına ateş emrini veremeyen bir Hamaney’i bu hukuk neden koruyamıyor diye hayıflanıyorsak bir sorun var. Hem bu hukukun tarihininhem de  kendisinin dersini almış, biraz buna kafa yormuş biri olarak diyebilirim ki Kuzey Kore’deki obez tek kişinin hakkını korumaktan öteye geçmeyen bu şeyin afiyetle ırzına geçebilirsiniz; işte bunda bir sorun yok.

Hülasa, büyük meseleleri halletmeye çalışan bazen de bozan adamlara mükemmeliyetçi yaklaşmanın bu adamlarda politik ve etik tutarlılık aramanın bir faydası yok lüzumu da yok. İstanbul’da bir belediyeye el koymuş, seçmenlerin iradesini yok saymış bir Tayyip Erdoğan, aynı zamanda ülkenin yarım asırlık meselesi içinse siyasi çözüme “evet” demiş bir lider olabilir; ve bu liderin getireceği barışı, “iç hukuk çiğnendi” diye reddedecek değiliz. Madem ki dünya siyasetinde her şey çelişkili, her şey keyfî; bu da bizim minik tutarsızlığımız olsun. 

Önceki İçerikÖZEL HABER | “Askerde intihar etti” denilen Celil Ağaç’ın annesi: “Oğluma kına yaktım halaylarla askere gönderdim, bana oğlumun cenazesini gönderdiler”
Sonraki İçerikDEVA Partili Ekmen: “Hüseyin Çelik, Orhan Miroğlu, Mehmet Metiner‘e ‘kripto Kürtçü’ demek akla, vicdana, ahlaka sığmaz”