Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Mecazda mahsur kalmak: Sembol, mecaz, hakikat

Mecazda mahsur kalmak: Sembol, mecaz, hakikat

Mecaz kendinden öteye icazet veren şeye denir. Kendinden ötesi olmayan şeye hakikat denir. Bir işaret olarak mecaz hakikate götürür. Ötesi olmayan şeye hakikat, ötesi olan şeye ise mecaz (işaret) diyoruz.

Dilde harfler ve kelimeler sembolikliğin birimleri iken kültürde metaforlar (mecaz) sembolikliğin birimidir. Normal sözlüklerin dışında ayrıca bir de deyimler sözlüğüne ihtiyacın duyulması bu sebepledir. Aynı şekilde deyimlerin normal söz olarak anlaşılması durumunda anlaşılamaması da bu sırdandır. Mecaza aşina olmayan insan barbardır. Cep telefonu ile çivi çakmak eğer kendisi bir mecaz değilse bir saçmalamaktır.

Onun için büyüklerimiz vaktiyle  şöyle demiş: “Mecaz ilmin elinden cehlin eline düşse hakikate inkılab eder, hurafata kapı açar.”

Bunu açmaya çalışalım: Mecaz, ilim, cehil, hakikat, düşmek, hurafat ne demek bir göz atalım.

Mecaz: En basit haliyle semboliklik demek.

İlim: Sembolikliğin ne demek olduğunu bilmek (okuryazarlık)

Cehil: Sembolikliğin ne demek olduğunu bilmemek. Belli bir alanın sembollerini tanımamak. Normal harfleri tanımamak, matematiğin sembollerini bilmemek, tıp terimlerini bilmemek, hukuk terimlerini bilmemek, emojileri tanımamak, trafikte kırmızı rengin ışıkta ne anlama geldiğini bilmemek vesaire. Sembolün sembol olduğunun farkında olmama haline cehalet denir. İlim sembolün sembol olduğunu bilmektir. Semboller aleminde ilim okur-yazarlıkla başlar: Alfabe yani Elif Ba yahut Alfa Beta.

Hakikat: Mutlak anlamda bir hakikat değil, kastedilen şey anlamında hakikat. İşaret edilen şey burada hakikattır. “Çöpleri az ileriye atın” diye yazan bir işaret okunmadığında kirli bir duvar yazısıdır, okunduğunda ise başka yere işaret eden bir sembol(ik) metne dönüşür. Çöplerin atılacağı yer burada hakikat olur. Hakikatin buradaki anlamı doğruluk değil kastedilen şey olmaklıktır. Aç adam için ekmeğin hakikati gıdadır (yenen şey). İftara davetli için aynı ekmeğin hakikati ikramdır. Sembolik olan kendinden öteye götürür: Nesnenin (çiziğin) arkasındaki derinlikte jesti/anlamı görürsün. Sembolik olmayan ise kendinde biter, nesneleşir: Kendisinin ardında birşey göstermez, geçit vermez. 

Düşmek: Semboliklikten kendiliğe düşmek, öteye çıkamamak, işaret edenden işaret edilene çıkamamak, uğranıp çıkılacak şeyde saplanıp kalmak, mecazda mahsur kalmak, parmağın gösterdiği yere değil parmağa bakmak, harfin harf olduğunu anlamamak, mektubu peçete sanmak, soyut sanat eserini somut bir temsil sanmak, trafikte kaybolmak, bir binada çıkışı bulamamak, ironiden anlamamak, sembolün gerektirdiği gelgiti gerçekleştiremeyen bir ağırlıkla sembolün içine düşmek.

Hurafat: Sapmalardan kaynaklanan saçmalamalara hurafat denir. Çıkılması gereken yerden (mesela çıkış kapısısından) çıkmak yerine duvardan çıkmaya çalışmak. Ok işaretinin gösterdiği istikameti değil okun kendisini gidilmesi gereken yer sanmak. Bunun vuku bulması için ok işaretinin bir işaret olduğunu ve ne anlama geldiğini bilmemek (cehil) gerekir. Hurafeler (sapma ürünü saçmalamalar) sembolikliği anlamamaktan kaynaklanan anlayış mahrumiyetinin sonucudur.

Sembolikliği bilene okur yazar diyoruz. Sembolikliğe harf denir. Harfleri (harf olarak tanıyanlara) okur yazar denir. Harf bir çizik olmakla birlikte bir işarettir, bir semboldur. Semboller kendilerini değil (çizik) başka şeyi gösterirler. Sembolik olanlara gösterenler diyebiliriz. Gösterenlerden geçilir gösterilenlere varılır. Gösterenlerin amacı göstermek olduğundan onların tek doğru kullanımı onlardan geçmektir. Peki bir insan gösterenlerde saplanıp kalırsa ne olur? O kişiye okuması olmayan insan denir. Mesela yabancı dildeki bir metni okuyamayan bir insan o metni oluşturan yazıları bir dizi çizik ve çözülemeyen işaretler yığını olarak görür.

Bazan işaret eden ile işaret edilen arasındaki bağlantı kopar. Mesela aradan binyıllar geçtikten sonra keşfedilen bir antik yazıttaki yazının bir sembol olduğu bilinir ama harflerin veya kelimelerin (ve dolayısıyla bütün bir metnin) ne anlama geldiği bilinmez. Mektup olduğu bilinen bir mektup açılamaz kalmış olur. O metin kararır. Anlamlar görünmezleşir, yazılar çizikleşir. Bütün bir anlam operasyonu koyu bir karanlığa gömülür. Asansör çalışmaz, lamba aydınlatmaz, geçilmek istenen köprü yıkılır, işaret edenden işaret edilene geçiş gerçekleşmediği için işaret söner.

Mecaz başkasını gösterdiği için transparan olur. Harfleri okuduğumuzda çizikleri görmeyiz. Kelimeleri okuduğumuzda harfleri görmeyiz. Cümleleri okuduğumuzda kelimeleri görmeyiz. Bir metni okuduğumuzda cümleleri görmeyiz. Bir mektubu okuduğumuzda (söylenenleri görür) metni görmeyiz. Mektubu yazanın dostluğunun tarihçesini düşündüğümuzda mektubu görmeyiz.

Semboliklik olarak mecaz, dereden geçmek için üstüne bastığımız taş gibidir. Üstünde durursan suya düşersin derenin karşı tarafına geçemezsin. Üstüne basıp geçmen gerekir. Mecaz batmadan üstünden geçmemiz gereken bataklık gibidir. O yüzeye uğrayıp ayrılman gerekir. O işarethaneye girip çıkman gerekir. O köprüden geçmen gerekir. 

Mecaz kendinden öteye icazet veren şeye denir. Hakikat kütük gibidir, kendinden ötesi olmayan şeye hakikat denir. Bir işaret olarak mecaz hakikate götürür. Ötesi olmayan şeye hakikat, ötesi olan şeye ise mecaz (işaret) diyoruz. Mecazın ilettiği, götürdüğü, yolaçtığı şeye hakikat denir. Her sembolün hakikati onun işaret ettiği seydir. Ayetler anlamalara götürür. Sözde saplanan anlama varamaz.

Nasıl ki Türkçede mecaz kendinden öteye icazet veren şey ise İngilizcedeki metafor da aynı şekilde “meta”ya (öteye) götüren şeydir. Harf nasıl kendinden başka birşeyi gösteriyorsa (ve kelimenin içinde eriyip yok oluyorsa) öyle de mecaz kendinden öteye götürmek için aradan çekilip kaybolur. Mecazdan mezun olursun. İşaretten işaret edilene geçememek mecazda mahsur kalmaktır. Mecazın verdiği icazeti alamamaktır. Sembolik olan şeyleri “oku”duğumuzda sembolden mezun olup hakikate varıyoruz.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın