Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Endonezya’da borsayı nasıl kızartmışlardı?

Endonezya’da borsayı nasıl kızartmışlardı?

Hayır fon dolandırıcılığı teknolojisi yerli ve milli değil.Endonezya’da özel bir adı bile var “goreng saham”.Yani hisse kızartmak.İsim dışında her şey aynı.

Hayır fon dolandırıcılığı teknolojisi yerli ve milli değil.

Endonezya’da özel bir adı bile var “goreng saham”.

Yani hisse kızartmak.

İsim dışında her şey aynı:

Önce ucuz ve kimsenin ilgilenmediği bir şirketin hisselerini topluyorsunuz. Sonra kendi aranızda alıp satarak fiyatını yükseltiyorsunuz. Dışarıdan bakanlar hisseye büyük talep olduğunu sanıyor. Fiyat yeterince yükselince hisseleri başkalarına satıp çıkıyorsunuz.

Kızartılan hisseleri alanlar zarar ediyor. Kızartanlar paralarını alıp gidiyor.

Endonezya’da bazı borsa spekülatörleri yıllarca bu yöntemle küçük yatırımcıların paralarını almakla yetinmemiş.

Yine ilk bizim dolandırıcıların aklına gelmemiş: Devletin sigorta ve emeklilik fonlarını da bu işe sokmuşlar.

Böylece Güneydoğu Asya’nın en büyük ekonomisinde, ülke tarihinin en büyük yolsuzluk skandallarından biri patlamış.

Hikâye 2018’de, 1859’da kurulmuş devlet sigorta şirketi Jiwasraya’nın müşterilerine ödeme yapamamasıyla başladı.

166 yıllık geçmişi olan, ülkenin en eski sigorta şirketlerinden birinden bahsediyoruz. Üstelik özel bir şirket de değil, devlete ait.

Şirket yıllarca müşterilerine yüksek getiriler vaat etmiş. Bankalar üzerinden sigorta ürünleri satmış. Topladığı paraları da hisse senetlerine ve yatırım fonlarına yatırmış.

Ama bu hisselerin önemli bir bölümü, gerçek değerleriyle değil, spekülatörlerin şişirdiği fiyatlarla işlem görüyormuş.

Yani vatandaşın birikimlerini koruması gereken devlet sigorta şirketi, borsa spekülatörlerinin ellerindeki pahalı hisseleri satın alıyormuş.

Hisseler düşünce şirketin kasasında müşterilere ödenecek para kalmamış.

Jiwasraya’nın devlete verdiği zarar 16,8 trilyon rupi, dönemin kuruyla yaklaşık 1,2 milyar dolar.

Skandalın en çarpıcı sahnelerinden biri Aralık 2019’da Endonezya Parlamentosu’nda yaşandı.

Güney Koreli Kim Ki Pong milletvekillerinin karşısına çıktı.

Endonezya’da yaşayan kadın, hayatını kaybeden eşinden kalan emeklilik parasını Jiwasraya’nın bankalar üzerinden satılan sigorta ürününe yatırmıştı.

Kendisine bunun güvenli bir yatırım olduğu söylenmişti. Sonuçta devletin sigorta şirketiydi.

Ama şimdi parasını alamıyordu.

Üstelik kızının Kore’de düğünü vardı. Düğüne gitmek istiyor ama uçak bileti alacak parası bile yoktu. Yaşlı ailesinin tedavi masraflarını da karşılayamıyordu.

Milletvekillerinden kendi parasını alabilmek için yardım istiyordu.

Aynı toplantıda başka Koreli mağdurlar da vardı. Bunlardan biri Samsung Endonezya’nın yöneticilerinden Lee Kang Hyun’du. Onun da Jiwasraya’da 8,2 milyar rupisi kalmıştı.

İnsanlar devletin sigorta şirketine güvenip para yatırmış, sonunda kendi paralarını alabilmek için Meclis kapısına dayanmışlardı.

Peki devletin sigorta şirketinin paraları nereye gitmişti?

Savcılık soruşturmayı derinleştirdikçe Jiwasraya’nın tek örnek olmadığı ortaya çıktı.

Askerlerin, polislerin ve Savunma Bakanlığı çalışanlarının sigorta ve emeklilik paralarını yöneten bizdeki OYAK gibi Asabri’de de aynı yöntemler uygulanmıştı.

Buradaki kamu zararı 22,78 trilyon rupi, yaklaşık 1,6 milyar dolardı.

İki kurumun toplam zararı yaklaşık 2,8 milyar dolara ulaşıyordu.

Asabri soruşturmasındaki bir örnek, işin nasıl yürüdüğünü anlamak için yeterli.

Jimmy Sutopo adlı sanık, borsa spekülatörü Benny Tjokrosaputro’nun kontrolündeki hisseleri devralmıştı.

Ardından bu hisselerde tam 373 işlem yaparak fiyatlarının yükselmesine katkıda bulunmuştu.

Sonra aynı hisseler kendisinin veya bağlantılı kişilerin hesapları üzerinden Asabri’ye satılmıştı.

Savcılığa göre bu işlemlerin büyüklüğü 781 milyar rupiyi aşıyordu.

Yani birileri kendi aralarında alıp satarak hisse fiyatlarını yükseltiyor, sonra o hisseleri askerlerin ve polislerin emeklilik paralarını yöneten devlet kurumuna satıyordu.

Devletin emeklilik fonu, spekülatörlerin elindeki pahalı hisseleri satın alan müşteriye dönüşmüştü.

İşin içinde yatırım fonları da vardı. Böylece hangi kamu parasının hangi hisselere, oradan kimlerin cebine gittiğini takip etmek daha da zorlaşıyordu.

Savcılar paranın izini sürdüklerinde karşılarına Cakarta’nın lüks rezidanslarında daireler, lüks otomobiller, arsalar, şirket hisseleri çıktı.

Savcılık, Heru Hidayat’ın Asabri işlemlerinden 12,42 trilyon rupi, Benny Tjokrosaputro’nun ise 5,97 trilyon rupi haksız kazanç elde ettiğini ileri sürdü.

Ama en ilginç rakam bu milyarlar değildi.

2023’te savcılığın Benny Tjokrosaputro’nun malvarlığına el koyma işlemlerinde karşısına tam 2.031 arsa çıktı.

Toplam alanları 14,3 milyon metrekareydi.

Yani yaklaşık 1.436 hektar. Kabaca 2 bin futbol sahası büyüklüğünde bir arazi.

Bir tarafta kızının düğününe gidecek uçak biletini alamayan kadın, diğer tarafta binlerce arsa ve bir doğal gaz gemisi.

Üstelik bütün bunlar, devletin sigorta ve emeklilik paralarının yönetildiği bir skandalın içinden çıkıyordu.

Bu büyüklükte bir skandalın siyasete uzanmaması zaten şaşırtıcı olurdu.

2019’da yeniden cumhurbaşkanı seçilen Joko Widodo’nun, yani Jokowi’nin seçim kampanyasına Jiwasraya’dan para aktarıldığı iddiaları ortaya atıldı.

Muhalefetteki Demokrat Parti ve İslamcı Refah ve Adalet Partisi, iddiaların araştırılmasını istedi.

Üstelik Jiwasraya’nın eski finans direktörü Harry Prasetyo, daha önce Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde ekonomi danışmanı olarak çalışmıştı.

Bu bağlantı tartışmaları daha da büyüttü.

Devletin sigorta ve emeklilik fonlarını yöneten bürokratlar, milyarlarca dolarlık işlemleri nasıl yapabilmişti? Bu işlemleri kim denetliyordu? Borsa spekülatörleri kamu kurumlarının yatırım kararlarını nasıl etkileyebilmişti?

Muhalefet, 2020’nin başında Meclis’te özel yetkili bir soruşturma komisyonu kurulmasını istedi.

İktidar koalisyonu buna yanaşmadı.

Bunun yerine daha sınırlı yetkileri olan üç ayrı çalışma komisyonu kuruldu.

Üstelik başlangıçta kapsamlı soruşturmayı destekleyen bazı partiler, iktidar koalisyonuna katıldıktan sonra fikir değiştirmişti.

Meclis’te siyasi sorumluluğun kapsamlı biçimde araştırılmasının önü kesilmişti.

Ama adli soruşturma durmadı.

Hatta ilerledikçe işin içinden devletin üst düzey yöneticileri ve emekli generaller de çıktı.

26 Ekim 2020’de Cakarta Yolsuzluk Mahkemesi’nde tarihi bir karar verildi.

Skandalın merkezindeki iki iş insanı Benny Tjokrosaputro ve Heru Hidayat, yolsuzluk ve kara para aklamaktan müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Dört kişiye daha müebbet verildi.

Mahkeme kararında sanıkların iyi örgütlenmiş biçimde hareket ettikleri, bu nedenle suçların ortaya çıkarılmasının son derece güç olduğu vurgulanıyordu.

Asabri soruşturmasında ise kurumun eski genel müdürleri, emekli generaller mahkûm edildi.

2025’te Maliye Bakanlığı Bütçe Genel Müdürü Isa Rachmatarwata da Jiwasraya dosyasında sanık oldu. Suçlandığı işlemler, 2006-2012 yıllarında sigortacılık sektörünün denetiminden sorumlu olduğu döneme uzanıyordu.

Böylece yalnızca kamu fonlarını yönetenler değil, onları denetlemekle görevli üst düzey bürokratların sorumluluğu da yargının gündemine girmişti.

Peki bütün bu müebbet hapis cezaları, el konulan lüks daireler, gemiler, binlerce arsa mağdurların paralarını geri getirdi mi?

Hayır.

2020’de The Jakarta Post, Jiwasraya’nın 2,63 milyon poliçe sahibi bulunduğunu, bunların yüzde 90’ının emeklilerden oluştuğunu yazıyordu.

Devlet sonunda 166 yıllık Jiwasraya’yı kurtarmaktan vazgeçti.

Müşterilerin poliçeleri yeniden yapılandırılarak IFG Life adlı yeni bir kamu sigorta şirketine devredildi.

Bunun için devlet IFG Life’a 26,56 trilyon rupi kamu sermayesi aktardı.

2025’te Jiwasraya’nın faaliyet izni iptal edildi.

1859’da kurulmuş şirketin hikâyesi böyle sona erdi.

Ama müşterilerin alacakları sona ermedi.

Nisan 2026’da IFG Life, yıl boyunca eski Jiwasraya müşterilerinden 94 bin 793 kişiye toplam 7,5 trilyon rupiden fazla ödeme yapmayı planladığını açıkladı.

Yani skandalın üzerinden sekiz yıl geçmiş, altı kişiye müebbet verilmiş, generaller ve bürokratlar yargılanmış, binlerce arsaya el konulmuş, şirket kapatılmış ama mağdurlara ödemeler hâlâ bitmemişti.

Peki hisseleri kızartmak bitti mi?

Hayır.

Bütün bu soruşturmalara, müebbet hapis cezalarına, milyarlarca dolarlık zarara rağmen Endonezya borsasındaki manipülasyon sorunu bitmedi.

Çünkü manipülasyona izin veren sisteme dokunulmamıştı.

2026’nın başında bu kez bizi de geçen hafta uyaran dünyanın en büyük uluslararası endeks sağlayıcılarından MSCI devreye girdi.

MSCI, Endonezya borsasındaki şirketlerin gerçek sahiplerinin yeterince şeffaf olmadığını, halka açık görünen hisselerin gerçekte dar bir grubun kontrolünde bulunabileceğini ve koordineli alım satım işlemleriyle fiyatların manipüle edildiğine ilişkin ciddi endişeler olduğunu açıkladı.

Ocak 2026’da Endonezya şirketlerinin uluslararası endekslere yeni girişleri ve daha üst kategorilere yükseltilmeleri donduruldu.

Endonezya hükümeti reform sözü verdi.

Şirketlerin yüzde 1’den fazla paya sahip ortakları açıklanacak, borsada gerçekten halka açık olan hisse oranı yüzde 7,5’ten yüzde 15’e yükseltilecek, yatırımcı kimlikleri daha şeffaf hale getirilecekti.

Ama MSCI ikna olmadı.

Çünkü sorun artık yeni düzenlemeler yapılması değildi. Bu düzenlemelerin gerçekten uygulanıp uygulanmadığı, hisse fiyatlarının hâlâ manipüle edilip edilmediğiydi.

Biz fon skandalını konuşurken 15 Ekim 2026’da MSCI’dan Endonezya’ya çok ağır bir haber geldi.

MSCI, Endonezya’nın gelişen piyasalar kategorisinden çıkarılmasını gündeme getirdi.

Üstelik bir alt kategori olan sınır piyasalarına indirilmesini bile yeterli görmüyordu.

Endonezya’nın doğrudan “bağımsız piyasa” statüsüne düşürülmesini önerdi.

Dünyanın büyük yatırım fonlarının bir kısmı, hangi ülkenin hisselerini alacağını MSCI endekslerine göre belirliyor.

Endonezya gelişen piyasalar endekslerinden çıkarılırsa bu endeksleri takip eden fonlar Endonezya hisselerini portföylerinden çıkarmak zorunda kalabilir.

Yani birkaç borsa spekülatörünün yaptığı işlemlerle başlayan güven sorunu, sonunda bütün ülkenin uluslararası sermaye piyasalarındaki konumunu tehdit eder hale gelmiş durumda.

16 Ekim Cuma günü Endonezya borsası yüzde 11,57 düştü. İşlemlere geçici olarak ara verildi.

Bu, 1998 Asya finans krizinden bu yana yaşanan en büyük günlük düşüş.

MSCI’nın kararı henüz kesin değil. Nihai değerlendirme Haziran 2027 sonuna kadar yapılacak.

Türkiye ile ilgili de aynı tarihlerde bir karar verilecek.

Endonezya, uluslararası endekslerde gelişen piyasa statüsünü kaybedip çok daha sınırlı bir yatırımcı kitlesine hitap eden bağımsız piyasa kategorisine düşebilir.

Üstelik Endonezya’da bizden farklı olarak yargı soruşturması sert bir şekilde yürütüldü.

Spekülatörler müebbet hapis aldı. Kamu sigorta şirketlerinin yöneticileri, emekli generaller, üst düzey bürokratlar yargılandı. Binlerce arsaya, lüks dairelere, gemilere el konuldu.

Devlet mağdurlara ödeme yapmak için yeniden milyarlarca dolarlık kamu kaynağı kullandı.

Ama bütün bunlar borsaya güveni geri getirmeye yetmedi.

Çünkü mesele yalnızca birkaç açgözlü spekülatörün hisseleri şişirip para kazanması değildi.

Asıl mesele, devletin sigorta şirketlerinin, emeklilik fonlarının, generallerin ve bürokratların yönettiği kurumların nasıl olup da bu spekülatörlerin müşterisi haline gelebildiğiydi.

Bu ilişkiler nasıl kurulmuştu? Kimler görmezden gelmişti? Kimler denetlememişti? Siyasi sorumluluk neden Meclis’te kapsamlı biçimde araştırılamamıştı?

Bu sorular için içeriyi bir şekilde bastırmak ya da ikna etmek mümkün. Ama dışarıyı erişim engeliyle engelleyemiyorsunuz.

Şimdi 280 milyonluk ülke, küresel sermaye piyasalarında daha alt bir kategoriye düşürülme tehlikesiyle karşı karşıya.

Borsada kızartılan hisselerin faturası, sonunda bütün ülkeye çıkıyor.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın