Ali Fikri Işık

Beşiktaş genişledi, Marsilya seyretti. 4-1

Beşiktaş’ın Marsilya karşısında aldığı 4-1’lik galibiyet, skoru kadar oyunun kendisiyle de konuşulmayı hak ediyor. Çünkü bu maçta skor ile oyun arasında ciddi bir mesafe var. Beşiktaş, ilk yirmi dakika dışında oyunu domine etmedi. O ilk bölümdeki üstünlüğü de rakibin bütün direnç noktalarını kıracak bir keskinlik taşımıyordu. Goller, oyunun kendisinden daha fazla göz kamaştırdı.

Dicle’de Balık Avı 5-0

Amedspor, Başakşehir’i 5-0’la geçerken skorun ötesinde güçlü bir oyun ortaya koydu. Sağ kanatta Dellova, Krasniqi ve Ballet’le kurulan hareketlilik, ters diyagonaller ve öne çıkan savunmayla rakibini felç eden Amedspor’da gecenin mimarı, hücum planını sahaya kusursuz yansıtan Besnik Hasi’ydi.

Muhteşem geri dönüş

Amedspor’un 2-0 geriden gelerek 2-2’lik skoru yakalaması, Surların sessiz heybetine çok yakıştı. Gift Orban’ın iki golü, mağrur Dicle’nin koşullar ne olursa olsun kendi yatağında isyankâr akış arzusunu sembolize etti. Bunlara Besnik Hasi’nin taktik becerileri de eklenince takım İstanbul’dan eli boş dönmedi; çok ihtiyacı olan puanı ve moral değerleri yüklenerek döndü.

Beşiktaş Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yuttu: 1-2

Kadıköy’deki derbide Beşiktaş son yirmi dakikada Fenerbahçe’yi yuttu. Fenerbahçe içi küflü ceviz gibi. Tıngır mıngır… Maçı ve oyunu çevirmek için İsmail Kartal’ın eczanesinden çıkan reçete İsmail Yüksek mi? Vah ki ne vah.

Coşku sistemin yerine geçti

Amedspor'un oyunu henüz örgülü pas dizilerinden, ölçülmüş alan katetmelerinden ve süreklilik taşıyan hücum organizasyonlarından oluşmuyor. Trabzonspor karşısında ise takımın tutkusu, direnci ve öne doğru savunma davranışı bir süreliğine sistemin yerini aldı.

Trabzon’a 2 kırmızı kart, 4 gol: Mesafe bozulunca oyun da bozulur

Ferencvaroş karşısındaki yenilgiyi iki kırmızı kartla açıklamak kolay. Ama Trabzonspor’un asıl sorunu eksik kalmadan önce başladı: Oyuncular arasındaki mesafeler açıldı, savunma zinciri kırıldı, orta saha merkezi kaybetti.

Amedspor Oyunu Nerede Kuruyor?

Bu maç bize Amedspor'un ne kadar koştuğunu değil, nasıl oynadığını sordu. Cevap ise henüz yeterince ikna edici değil. Topu kazandığında ne yapacağını bilen, pasın yönünü ve zamanını belirleyen, dikine oyuncularını doğru biçimde besleyen, baskıyı pasla kırabilen ve bütün bunları ortak bir oyun aklı içinde birleştirebilen bir Amedspor'a ihtiyaç var.

Diyarbakır’da kalite konuştu

Amedspor doğru oynadı ve kaliteli ayakları doğru anlarda devreye girdi.Dellova’nın pası, Dia Saba’nın dokunuşu, Karsnıqi’nin bağlantısı, Sor’un servisi, Orban’ın koşusu... Bunların her biri futbolun kaliteli parçaları.

Galatasaray’ın Oyunu: Düz Ova, Kaba Kuvvet

Galatasaray’ın oyununda illegalite yok; kumpas yok, bulmaca yok, aldatma yok, yanıltma yok. Dolayısıyla rakibin önüne konulan problem de son derece basit: Galatasaray ne yapabiliyorsa onu engelle.

Messi’yi gören oldu mu?

Görünmeyen Messi değil, İspanya'nın kusursuz futbol organizasyonu karşısında etkisiz kalan Arjantin hücumuydu.

Arjantin İngiltere; Kimlik cesaret ve futbol

Maradona'yı büyük bir sevgiyle hatırlıyorum. Messi'nin futbol tarihindeki yerini tarif edecek sıfat bulmakta zorlanıyorum. Fakat Arjantin futbolunun yıllardır taşıdığı sertlik kültürüyle hiçbir zaman duygusal bir bağ kuramadım. Sürekli teması zorlayan, hakem üzerinde baskıyı oyunun araçlarından biri sayan, rakibin sinir sistemini de maç planının parçası hâline getiren anlayış bana yakın gelmiyor.

İspanya Fransa’yı yetenek gerektirmeyen işlerle yendi

İspanya, Fransa’yı daha yetenekli olduğu için değil; baskıyı, alan paylaşımını ve kolektif organizasyonu kusursuz uyguladığı için yendi. Modern futbolun belirleyicisi artık yıldızlar değil, rakibe zaman ve alan bırakmayan sistemler.

Futbolun yeni aklı: İngiltere-Norveç maçı bize ne anlattı?

Futbol uzun zamandır ayaklarla oynanan bir oyun olmaktan çıktı; artık önce zihinlerin, sonra kasların sınandığı bir mücadele. Eskiden teknik üstünlük maç kazandırırdı, ardından fizik öne geçti. Bugün ise bu iki unsurun üzerine üçüncü bir katman eklendi: karar alma hızı. Dünya Kupası çeyrek finalinde İngiltere ile Norveç arasında oynanan karşılaşma, futbolun ulaştığı bu yeni evreyi bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.

İngiltere’nin yeni prensi: Harry Kane

Modern futbolun gürültülü ikliminde bu kadar uzun süre istikrarını koruyabilmek, attığı goller kadar büyük bir başarıdır. Kane'nin kariyerine baktığınızda golleri görürsünüz; biraz daha dikkatli baktığınızda ise o gollerin ardındaki zihni, disiplini, tevazuyu ve güven veren karakteri fark edersiniz.

Messi. büyük usta…

Messi, futbolu fiziksel bir mücadeleden çok hareket geometriğinin ve zaman estetiğinin alanına taşıyan ender sporculardan biridir. Birçok oyuncu topu kontrol ettikten sonra düşünür; Messi ise düşüncesini ilk temasa yerleştirir. O, sadece açılan boşlukları gören ya da fırsatları değerlendiren biri değildir; boş alanı kendi hareketleriyle oluşturan, fırsatın kendisini üreten bir ustadır.

Ferran Torres’in pası ve İspanya’nın net oyunu..

Daha birkaç dakika önce "Ferran Torres, İspanyol oyun aklının doğal temsilcisi sayılmaz." demeye hazırlanıyorken, attığı pasla bana adeta ağzımın payını verdi. Golü hazırlayan asist, teknik kalitesinin ötesinde, üst düzey bir oyun zekâsının ve doğru zamanlamanın ürünüydü. O an, futbolun ezberleri bozma konusunda neden eşsiz olduğunu bir kez daha gösterdi.

Samurayların Mirası: Japonya, Senegal ve Hırvatistan.

2026 Dünya Kupası geride kaldığında akıllarda kalacak olanın kupayı kimin kaldırdığı kadar, futbolun hangi ahlaki ve estetik değerleri yeniden hatırlattığı da önem taşıyacak. Japonya, Senegal ve Hırvatistan belki son aşamaya ulaşamadılar; fakat oyuna bıraktıkları iz, birçok şampiyonluk hikâyesinden daha kalıcı görünüyordu. Bu üç takım, farklı tarihsel hafızalara sahip olmalarına rağmen ortak bir futbol erdeminde buluştu: cesaret, disiplin ve rakibe duyulan saygı.

Futbolun derinliğinde: Alçak bloğun zaferi

2026 Dünya Kupası, hücumun değil alçak bloğun turnuvası oldu. Kompakt savunmalar modern futbolun en güçlü hücum projelerini durdururken, oyunun geleceği de daha yaratıcı ve daha atletik bir futbolcu profiline doğru evriliyor.

Alman tankının paletlerini kırdılar

Ekvador, Alman tankının paletlerini tek tek kırdı. Bunu da klasik bir Güney Amerika refleksiyle değil; Orta Çağ'dan çıkıp gelmiş bir Latin şövalyesinin cesaretiyle yaptılar. Korku nedir bilmeden, dünyanın en organize pas oyunlarından birine saldırdılar.

Deniz Undav: Bazen bir gol, bir halkın hafızasını taşır

Deniz Undav’ın hikâyesi sadece attığı gollerle değil, taşıdığı hafıza, göçün izleri ve vazgeçmeyen bir hayatın inadıyla anlam kazanıyor. Undav, sabrın ve birlikte var olmanın hikâyesini sahaya taşıyor.

Türk futbolunun varoluş krizi: Top bizde, oyun başkasında

Paraguay karşısındaki 1-0’lık yenilgi bir skor kazası değil, Türk futbolunun yıllardır çözemediği yapısal sorunun yeni bir göstergesi. Topa sahip olan ama oyuna hükmedemeyen Türkiye, ekolsüzlük, sistemsizlik ve doğaçlama kültürünün bedelini ödüyor. Sorun teknik değil; felsefi. Çünkü modern futbolda topun kimde olduğu değil, oyunun anlamını kimin kurduğu belirleyici oluyor.

2026 Dünya Kupası favori takımları: İstatistikler ne diyor?

FIFA sıralamaları, bahis oranları, Opta ve Elo modelleri ile son hazırlık maçlarının ortaya koyduğu tabloya göre 2026 Dünya Kupası’nın en güçlü şampiyonluk adayı İspanya. Fransa, İngiltere, Arjantin ve Brezilya kupanın diğer büyük favorileri. Norveç ve Fas erken exit'lere neden olabilir.

Amedspor siyaset mi yapıyor?

Kendi başına, kendi eylemiyle görünür olmayı başaran Amedspor, halkın içindeki “biz de yapabiliriz” duygusunun en güçlü tercümanı haline geliyor. Buradaki bağ, bir tür kendiliğinden neden-sonuç ilişkisini ontolojik düzeyde şekillendiriyor.

Bir şampiyonluk hikayesi

Amedspor’u şampiyon yapan asıl aktör kimdi? Cevap, hiç şüphesiz taraftardır. Bu sezon Amedspor kendi evinde hiç yenilgi yüzü görmedi. Tatmin edilmemiş bir mağduriyet enerjisinin de takımı sırtladığı görülüyor.

PSG-BM Paris’te Son Tango…

Dün gece Paris’te, Şampiyonlar Ligi yarı final ilk ayağında yaşananlar, futbolun sınırlarını yeniden çizen bir düello olarak hafızalara kazındı.

Rojava’da stratejik daralma: Dengeler ve gelecek senaryoları

Rojava ve dolayısıyla Suriye’deki gelişmeler, duygusal bir trajedi olarak değil, analitik bir stratejik manevra olarak okunmalıdır. Bu süreç, çatışmayı askıya alan, alanı daraltan ve zamanı büyük güçler lehine uzatan bir stratejiyi temsil eder. Ancak sis dağılmadıkça, dengelerin nasıl evrileceği belirsizliğini korur – bu, uluslararası güç dengelerinin değişmez bir gerçeğidir.

Monaco GS’yi daralan oyunu ile yendi

Daralan oyunlara borçlu olduğu başarıyı, geniş sahaların belirsizliğinde aramak tuhaf değil mi? Standart bir oyun ilkesi olarak kabul edilen pozisyonel futbol, Şampiyonlar Ligi'ne katılan birinci sınıf takımların hepsinde daralan örgülerden dinamizm üretme üzerine kurulu. Oysa Okan Buruk'un hala bölgeci ve mevkici bir anlayışta diretmesi, hem şaşırtıcı hem de hafif bir küçümsemeye yol açıyor. Bu ısrar, Avrupa'nın elit kulüpleri karşısında Galatasaray'ı savunmasız bırakıyor.

Kürtçe bir slogan, ırkçılığın yeni sahası

Amedspor’un forma göğüs sponsorunda yer alan "Koma me bona we" sloganını TFF daha önce onaylamış ama şimdi, "ekipman talimatnamesine aykırılık" diye uyduruk bir gerekçeyle ceza yağdırmış. Bu, basit bir bürokratik hata mı? Hayır. Bu, Kürtçe'nin –hatta en masum bir sponsor sloganının bile– susturulma girişimi. Bir hortlak gibi dirilip karşımıza çıkan Kürtçe yasağı, yasal bir zeminde değil, ideolojik bir zehirle besleniyor. Barışa, eşitliğe, adalete dair bir umut için: Sahayı, nefretin değil, kardeşliğin mekanı kılın.

Maçın ve oyunun talepleri arasında arafta kalmak

Futbol, hücum ve defansın narin bir dengede buluştuğu, rakibin varlığıyla anlam kazanan karmaşık bir oyundur. Teknik direktörlük, bu dengeyi maçın taleplerine göre şekillendirme sanatıdır; maçın ruhunu okuyarak, oyunun stratejisini rakibin güçlü ve zayıf yönlerine göre inşa etme becerisidir. Ancak dün gece, 18 Eylül 2025’te Deutsche Bank Park’ta oynanan Eintracht Frankfurt-Galatasaray maçında, Okan Buruk’un bu dengeyi kurmakta zorlandığı açıkça görüldü.

Dia Saba’nın büyüsü: Sivasspor karşısında bir futbol senfonisi

Amedspor’un Sivasspor’u 4-2 yendiği maç, bir futbol karşılaşmasından çok daha fazlasını anlatıyor. Sanki bir tiyatro sahnesi, bir destan ya da Olimpos’tan yeryüzüne inmiş bir habercinin kaosa düzen getiren öyküsü. Bu öykünün başrolünde, Dia Saba var. Onun performansı, maçın akışını, taleplerini, hatta oyunun kendisini gölgede bırakacak kadar büyüleyiciydi.