Yaşar Sökmensüer

Kül sokağı

Eski kadınlar, mutfağın taş ocağında yaktıkları ateş geceye doğru küle döndüğünde… Kalan korları, o küle gömerlerdi özenle. Üzerini külle örterlerdi. Kül korurdu, ertesi güne saklarlardı “kor”u.

Yârin adı Serin, kedinin adı Mesafe

Masaya, adama yeniden dönerken, bahçenin kıyısındaki yağ tenekelerinde kırmızı sardunyalar vardı. Hani, neresinden kırılırsa kırılsın, toprağını bulduğunda, toprağına kavuştuğunda, hiç nazlanmadan yeniden canlanan, boy atan sardunyalar...

Mızıkayla da olur, yort savul! (¹)

Kibirsiz, hesapsız ve adil bir merhametin maalesef iktidara, adalete değil, ama vicdana dair bir şeyler öğrettiğini... Vicdanın asla “ama”sının olamayacağını, “çünkü”sünün ise bazen iyice anlatılması gerektiğini... Ve Türkiye’deki en büyük imtihanını, “öteki”nin karşısında vereceğini... Ölümlerle anladım.

Aşkın belgesi olmaz ama belgeseli olur

Işık o çatlaktan dışarıya da sızabiliyor, onu dinlerken karanlıkta kalıyorsun.İşte hayat! Ne yapacaksın... Çatlak çatlak pencereden dışarıyı izliyorum. Arkalarından bakıyorum, odam dışarısı oluyor...

Aşk, birdenbire…

 Aşkın nemene(m) bir şey olduğunun mütalaası bana düşmez ama, edebiyata, sinemaya, ülkemizin edepli tarihine bakarsanız, çoğu kez birdenbire olması icap eder. Can Yücel o muammaya,...

Filin yanındaki kadın

Yakın tarihi darbelerle, idamlarla, infazlarla, işkencelerle, faili meçhullerle, cezaevleriyle, türlü ölümlerle dolu bir ülkenin, bir ömrün Hayat Bilgisi farklı oluyor.