İsmail İçen

Etyen Mahçupyan ile Küçük Meseleler | Sünnet

İsmail İçen, bu hafta Küçük Meseleler’de Etyen Mahçupyan ile sünnet uygulamasını konuşuyor: “Kendi aczini kabul ederek başlıyorsun ve Tanrı’ya sığınıyorsun. Üç tür sığınma biçimi var. Birincisi dua. Ondan medet umuyorsun. İkincisi feragat. Kendini kısıtlatarak Tanrı’ya kendini beğendirmeye çalışıyorsun. Üçüncüsü kurban. Bu Tanrı ile kurulan zihniyet anlamında oportünist bir ilişki. Onun için bir şey yaparak onu mutlu etmeye çalışmak istiyorsun. Sünnet, kurban birbirine hiç benzemeyen toplumlarda görünen uygulamalar.” Küçük Meseleler şimdi Serbestiyet kanalında.

Etyen Mahçupyan ile Küçük Meseleler: Atalarımız sayesinde zihnimiz Tanrı’ya ulaştı

Etyen Mahçupyan’la Küçük Meseleler’in yeni bölümünde konu Tanrılar: “Atalar olmasaydı Tanrı’ya gitmeyebilirdi insan zihni. İnsanlar ölüyor, bir daha ortalıkta yoklar. Atalar ölünce yok mu oluyor yoksa ruhları etrafta dolaşıyorlar mı? Bize işaretler gönderiyorlar mı? En önemlisi rüya. Rüyalarımız nasıl olabiliyor? Ben uyuyorum fiziksel olarak? Demek ki benim öyle bir parçam var ki benden ayrılıyor uyurken ve başka işler yapıyorlar. Benim ruhum bunu yapıyorsa, atalarımızın ruhu da yaşıyordur. Atalarımızı kızdırmamak diye bir mevhum ortaya çıkıyor. Atalarımız gibi yaşamazsak bize kızıyorlar. İş bununla da bitmiyor, peki doğanın, hayvanların da ruhu var mı? Onların ruhu olduğunu biliyoruz. Nehirler, dağlar hepsinin ruhu var. Bir ruhlar hiyerarşisi ortaya çıkıyor. Ahlak ne kadar kendi aramızdaki demokratik ilişkiyse Tanrılardan uzaklaşıyor, ne kadar aterkilliğe yakınsa o kadar Tanrılara yaklaşıyor.”

KÜÇÜK MESELELER | Etyen Mahçupyan anlatıyor: Neden inanıyoruz?

Küçük Meseleler’de bu hafta Etyen Mahçupyan ve İsmail İçen inancı konuşuyor: “Canlılarda bilincin ileri bir aşaması sadece insanlarda var: zaman algısı. Zaman algısı, gelecek algısıyla kuşkular ortaya çıkıyor. Kuşku adaptasyonumuzu bozuyor. Hayatta kalmanız lazım. Sizin sınırlarınız bir yerde bitiyor. Gelecekle ilgili sağlam bir öngörüde bulunmanız mümkün değil. Yani bilinç oraya çıktığı için gelecek endişesi ortaya çıkıyor, o endişelere cevap vermek için de bizi aşan bir takım işaretlere bakmaya, güçlere dayanmaya çalışıyoruz. İnançların kökleri bu. Bu zihinsel bir ihtiyaç. Yoksa din üzerimize boca edilen bir şey değil. Dinler kainatı, ölümü anlayacağımız bir bağlam veriyor. Din gibi bilim de bir hikaye anlatıyor.”

KÜÇÜK MESELELER | Etyen Mahçupyan: “İnsan sevdiğini eleştirir. Laik kesime aitim, o yüzden orayı daha çok hırpalıyorum”

Küçük Meseleler’de İsmail İçen bu hafta Etyen Mahçupyan’a neden laikleri çok eleştirdiğini sordu: “Laikliği toplumu çoğullaştırıcı ve özgürleştirici bir unsur gibi değil bir cemaatin kimliksel özelliği gibi düşünürseniz o zaman laikliği boğarsınız. O zaman laiklik, laiklik olmaktan çıkar bir baskı aracına dönüşür. Türkiye’de de öyle oldu. Benim gibi insanlar da 70’lerden beri bunun karşısında oldu. Ben laik kesimden geldiğim için laik kesimin siyaseten doğru davranmasını istiyorum. Çünkü oraya aitim. O yüzden de orayı daha çok eleştiriyorum. İnsan sevdiğini eleştirir.”

KÜÇÜK MESELELER | Etyen Mahçupyan: “Sizin dışınızdaki insanlar çoğunlukken, “Türkiye bizim istediğimiz gibi yönetilsin” demek kibrin zirvesi. Laik kesim Türkiye’yi yönetmeyi hak etmiyor”

İsmail İçen’in hazırladığı Küçük Meseleler’de Etyen Mahçupyan bu hafta: “Laik kesim Türkiye’yi yönetmeyi hak etmiyor. Birtakım vasıflara sahip, potansiyeli var. Ama bunu hak edecek siyasi ideolojik, zihniyetsel duruşu sergilemiyor. Ötekiyle beraber bir bütün olma idealinden çok uzak, çok egoist. Bu kadar bencil bir yaklaşımla, hele sizin dışınızdaki insanlar çoğunlukken, “Türkiye bizim istediğimiz gibi yönetilsin” demek kibrin üst noktası. O yüzden laik kesimin Türkiye’yi yönetme meşruiyetine sahip olamayacağını ve hiçbir zaman da kazanamayacağını düşünüyorum. Eğer bir şey olacaksa bu daha melezleşen bir dünyada olabilir.” Küçük Meseleler şimdi yayında.

“Kuvvetli Bir Alkış” yapay zekaya nasıl çelme taktı?

Berkun Oya’nın yazıp yönettiği Netflix dizisi ‘Kuvvetli Bir Alkış’ ı izleyince içime sular serpildi, bir rahatlama geldi bana. Kendi kendime dedim ki; Ey yapay zeka buna benzer bir eser çıkart da görelim aklını fikrini. Tabii ‘Kızıl Goncalar’ gibi bir dizi yazabilirsin, ‘İnci Taneleri’ ni yazman için üç sene de gerekmiyor, ama yaz bakalım ‘Kuvvetli Bir Alkış’ gibi bir dizi. Yazamazsın daha çok var ona. Evet sen de bile isteye saçmalayabilirsin, ama bu kadar tatlı bu kadar güzel saçmalayabilmen için o alınganlıklarla ve hassasiyetlerle dolu mayın tarlası gibi kültürel sınırlarda kimseyi incitmeden dolaşabilmen için çok zamana ihtiyacın var sevgili AI.

KÜÇÜK MESELELER | Etyen Mahçupyan: “Çoğunluğun kararlarını beğenmeyen liberaller faşizanlığa savrulabiliyor”

“Liberalizm sandığı büyük ilerleme olarak gösteriyor ama bu aslında konuşarak, tartışarak karar almayı, demokratça bir hayatı beceremediğin için mecbur kaldığın bir yöntem. O yöntemi benimseyince oradan ne çıkacağını garanti edemezsin. Modern dünyanın entelektüelleri hiçbir meşruiyetleri olmamasına rağmen beğenmedikleri çoğunluğun kararlarını engellemeye çalışıyorlar. Trump örneğindeki gibi. Böyle yapınca da modernliğin ikinci ayağı olan otoriterliğe, faşizanlığa savruluyor. Liberalizmle elde edemediğin bir şey olunca hızla faşistleşebiliyorsun. Zizek’in tezleri o yüzden gülünç.”

KÜÇÜK MESELELER | Etyen Mahçupyan: Üç yaşındaki çocuklar neden bizden daha akıllı?

Küçük Meseleler’de bu hafta İsmail İçen, Etyen Mahçupyan ile zihnin gelişimi ve bilimselliğe yatkınlığını konuştu: “Bilincimiz geliştikçe doğaüstünü normalleştiriyoruz. Dolayısıyla bilimden uzaklaşıyoruz. Bu yüzden bilim yapmak için özel çaba göstermemiz gerekiyor. Ama üç yaşındaki insan henüz bilinci gelişmediği için refleks olarak tamamen kendi dürtülerinin ürettiği nesnel gerçeklik üzerinden hareket ediyor. Onun için doğaüstünün bir anlamı yok. Bu yüzde daha bilimsel ama bu bilimselliği bilinçli bir bilimsellik değil."

Küçük Meseleler | Etyen Mahçupyan: “Vasatlık artıyor, devlet tarafından korunuyor”

İsmail İçen, Küçük Meseleler’de bu hafta Etyen Mahçupyan’la vasatlığı konuştu: “Türkiye ve dünyanın meselesi; vasatlığın artması. Ahlaki ve zihinsel normların, devletin vasatlığı koruması. Türkiye’de çeşitli dönemlerde entelektüel oranın farklı olduğunu düşünüyorum. 70’lerde çok yüksekti. O günleri hatırlıyorum, entelektüel ortam çok zengindi, ne diyor diye merak ettiğim insan sayısı çok fazlaydı.” Şimdi, Serbestiyet kanalında yayında.

Küçük Meseleler | Beyin göçü son derece olumlu. O çocuklar burada kalsaydı onların yeteneklerini öldürecektik

Küçük Meseleler’de bu hafta İsmail İçen, Etyen Mahçupyan ile bırakıp gitme özgürlüğünü konuştu: “En önemli özgürlük bırakıp gitme özgürlüğü. Emirlere itaat etmeme özgürlüğümüz yoksa yapabileceğimiz şey bırakıp gitmek. Bırakıp gitme özgürlüğümüz çok önemli. Bu açıdan beyin göçünü çok olumlu görüyorum. Eğer o çocuklar gitmeseydi onların yeteneklerini öldürecektik.”

Küçük Meseleler | Etyen Mahçupyan: Liberalizm sıkıntılı bir ideoloji

İsmail İçen, Küçük Meseleler’de bu hafta Etyen Mahçupyan’a “Siz liberal misiniz?” diye sordu: Özgürlüklerden yana olan, eşitlikten yana olan herkese liberal diyorlar. Bu bizim dünyamızda böyle otoriterlik karşısındaki bir pozisyon olarak böyle. Yoksa liberalizm kendisi sıkıntılı bir ideoloji.” Küçük Meseleler şimdi Serbestiyet kanalında yayında.

Etyen Mahçupyan ile Küçük Meseleler: Demokrat yamyamlar

İsmail İçen, bu hafta Küçük Meseleler’de Etyen Mahçupyan’la animist dünyayı konuşuyor: “Doğayla ilişkileri açısından eski toplumlar bizden daha demokrat. Animist dünyada doğa diye bir kavram yok. Doğa içinde diğer hayvanlarla eşit yaşadıkları bir yer." Küçük Meseleler şimdi Serbestiyet kanalında yayında.

Etyen Mahçupyan ile Küçük Meseleler | Arabistan’da “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”

Bu hafta Küçük Meseleler’de Etyen Mahçupyan, Suudi Arabistan’daki futbol krizini yorumluyor. Fenerbahçe’nin sahaya pankart yaparak çıkmak istediği ve Suudi yetkilerin izin vermediği Mustafa Kemal’in “Yurtta sulh cihanda sulh” sözü ne anlama geliyor? Ve neden Türkiye’de artık çok da kullanılmıyor? Etyen Mahçupyan ile Küçük Meseleler şimdi Serbestiyet kanalında

Etyen Mahçupyan ile Küçük Meseleler: “Atatürk bir ‘yabancı’ kral mıydı?”

Etyen Mahçupyan bu hafta Küçük Meseleler'de “Teğmen Cuntası” olayını yorumluyor. Kemalizm üzerine konuşurken Atatürk’ün bir “yabancı kral” olarak değerlendirebileceğini söylüyor. Şimdi Serbestiyet kanalında yayında.

ETYEN MAHÇUPYAN’LA KÜÇÜK MESELELER-2 | “İnsanlığın koruması gereken şey belirsizlik”

"Bir kere dünyaya geliyorsun, 70-80 sene yaşıyorsun, çok tanımlanmış bir düzende yaşıyorsun. Bence mutluluk bunla gelmeyecek. Futbolun en önemli özelliği az sayıda sayı olduğu için zayıf takımın da galip gelme ihtimali. Bu belirsizlik futbolu heyecanlı yapıyor. İnsanlığın koruması gereken şey belirsizlik. Belirsizlik bize heyecan veren bir şey. Belirsizlik ve onunla çıkma kapasitemiz hayata anlam veriyor. Hiçbir yapay zeka buna cevap veremez.”

Etyen Mahçupyan’la Küçük Meseleler şimdi yayında: “İktidardaki değişim ve rasyonelleşmeyle muhalefet daha da zor durumda kaldı”

Serbestiyet’in her Pazar sabahı yayınlanacak yeni söyleşi serisi Etyen Mahçupyan’la Küçük Meseleler’in ilk bölümü Serbestiyet kanalında yayında: “İnsanlara zorla bir şey yaptırılmak istenmiyor. Muhalefetin en belki de atladığı şey buydu. Ama bence iktidar öyle bakmıyor. İktidar rızaya dayalı bir anlayışa sahip. Böyle bir sistem oturtmak istiyor. Ee onun için de bir tür rasyonelleşmen şart. İktidarın kendi içindeki değişim süreci öngörülebilir bir değişim süreciydi. Muhalefet daha da zor durumda kaldı”

14 Mayıs seçimi bir zihniyet seçimi olabilir mi?

Etyen Mahçupyan’la İnsanı Anlamak serisinin yeni bölümü yayında: 14 Mayıs seçimi bir zihniyet seçimi olabilir mi? Altılı Masa hangi ortak zihniyete sahip? Altılı Masa’ya bir gözlemci olarak katılabilseydik oradaki gerçek zihniyeti görebilir miydik? Masadaki demokratlar kimler?

Kurak Günler’in serinliği

Zamanımızın en büyük dertlerinden biri sizce de yeterince serin olamamak değil mi? İnsanlara, olaylara, fikirlere bir mesafeden bakamıyoruz. Serin ve soğukkanlı olabileceğimiz bir yaklaşımdan sözediyorum. Çok yaklaşmayan bir yaklaşım. Bir şeyler düşünürken, değerlendirirken ara ara kendi bilincimize bile koyabileceğimiz bir mesafe bu.

Cici annem

“Cici” filminin eleştirilerine baktım biraz. En sık söylenen şey “hikâye bütünlüğü.” Sanki gerçek hayatlarımızda çok varmış gibi. Benim maalesef bağ kurduğum filmlere eleştiriye pek tahammülüm yok. Bu hangi travmamın izleri, çocukluk haritamda hangi tepelere veya hangi çukurlara denk geliyor kim bilir. Neyse diyorum sonra, isteyen istediği gibi anlatsın neden beğenmediğini, neden olmadığını falan. Ben “Cici”den neden dayak yedim ve bazen de merhametle başımı okşadı film; onu anlatayım.

Athena ama film

Harika bir film Athena. Peki bir şiir insanları isyana ve şiddete teşvik edebilir mi? Aşırı sağcılar filmi çok tehlikeli bulmuşlar Fransa’da. Bir iç savaş çağrısı olduğunu söylüyorlarmış. Sakin olamayan sağcılar ve kendine gereğinden fazla güvenen solcular. Bizim büyük liberal çaresizliğimiz.

PARALEL MO

Bir akşam oturmasında arkadaşlarımdan biri karanlık hayal gücüyle paralel evrenlerden birinde bir adamın siyasete girmek yerine futbolda kariyer yaptığını hayal ettirdi bize mesela. Ama sonra o futbolcunun emekli olup siyasete girebileceğini çünkü bunun örnekleri olduğunu söyleyerek o adamı tekrar başımıza siyasetçi olarak getirdi, önce milletvekili oldu sonra başbakan falan ve paralel evrenler kurgumuzda bile kurtulamadık. 'Her Şey Her Yerde Aynı Anda’ filmi kendi başına hikayesi olan ve fantastik film görünümlü sağlam bir aile draması. Aile filmi tavsiye ediyorum diye de anlaşılmasın, eşcinsel bir kadının annesiyle sorunları diye biraz detaylandırayım, sonra sövenler oluyor.

İnancın anlamı

Etyen Mahçupyan’la söyleşimize “dindarlık krizi” üzerine konuşarak başladık ve tabii söz yine zihniyetlere geldi. Deizmin yeni nesilde neden yayıldığını merak ediyorsanız bu söyleşide bazı cevaplar var. Son bölümde ise en güncel meseleye geldik; yolsuzluğa bulaşan dindarlar.

Unutursan kendini

Hemen unutmayı istediğimiz ilişkiler, olaylar, kayıplar yaşıyoruz. Unutmak için çaba göstersek de zihin ne zaman uygun görürse o zaman başlıyor unutmaya. Acele etme diyor, kolay değil o kadar.

Cem Yılmaz’ın deliliğe övgüsü ve nasıl delirdik

Nasıl delirdik diye düşündüm biraz; Aşktan, tutkudan delirdik. Kıskançlıktan delirdik. Çok yemekten de delirdik bence, açlıktan da delirdiğimiz oldu. İştahtan delirdik, şehvetten delirdik. Fazla güçten mutlak güçten delirenlerimiz oldu. Sıkıntıdan delirdik. Düşünmekten delirdik. “Haklıyız kazanacağız” diye delirdik. Çaresizlikten delirdik. Yetmedi inanç bazılarımızı delirtti. Anlam peşinde koşarken de delirdik. Savrulduk delirdik, kaybolduk delirdik, tutunamadık delirdik.

Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim

Erkek bireylerin mutlaka seyretmesi gereken, epeyce sert bir hikâye bu. Cinsiyet rollerinin tam tersine dönmesi ve kadınların her coğrafyada, her yaşta, her gün, her saat, her dakika maruz kaldığı sözlü ya da fiziksel şiddeti, ayrımcılığı hissettirmesi ilginç bir deneyim yaşattı bana.

Bildirimleri kapatabilir miyiz

Sosyal İkilem (The Social Dilemma - 2020) adındaki Netflix belgesel filmi Google, Facebook ve İnstagram gibi devasa sosyal medya şirketlerinin eski yöneticilerinin ve yazılım mühendislerinin ortak uyarısıyla bitiyor; ‘Bildirimleri Kapatın’. Ama artık çok geç bize çipleri bildirimleri kapatamayacağımız şekilde taktılar.

İki Papa ve Mustafa Öztürk

Öztürk’ün yaşadıkları o kadar güzel film olur ki hayal etmekten kendimi alamıyorum. Böyle bir film ya da bir mini dizi yazılsa ve çekilse, yıllardır takip ettiğim için bildiğim düşünceleri sebebiyle maruz kaldığı ‘şiddet’ bütün ülkenin zihniyetini ele verir. Şahane bir yüzleşme imkânı.

Konuşanlar

Ülkeyi tanımak isteyen aydınlara, sosyologlara, psikiyatristlere ve dahi siyasetçilere tavsiyem biraz ‘Konuşanlar’ı seyretmeleri. Kendinizle yüzleşme fırsatı da var aynı zamanda. Mesela beni sahneye çıkartsa ve böyle sorular sorsa ne cevaplar verirdim diye düşündüm ve gösteriye gitmeme kararı aldım.

Aynayı kırmak

Böyle imam mı olur? Olur. Tanıdığım böyle bir imam var. Böyle Meryem mi olur? Olur. Tanıdığım bir Meryem var. Öyle psikiyatrist mi olur? Olur. Peri gibi bir doktor tanıdım ben. Evet, geçen haftaki yazının devamı bu. Çünkü bir başkadır benim memleketim. Ama iyi anlamda değil.

Bir Başkadır

Bazı kelimeler ve cümleler başka dillere kolayca çevrilemiyor ve ‘Bir Başkadır’ tek kelimeyle ancak bu kadar güzel çevrilebilirmiş İngilizceye (‘Ethos’). Bu tercihle Berkun Oya bu diziyle ne yapmak istemektedir kısaca anlatmış oluyor. Otur kardeşim diyor, sana biraz ahlakımızdan, geleneğimizden ve insanımızdan bahsedeyim.