Oral Çalışlar
İki dikkat çekici söyleşi
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın söyleşisi de altı partinin tutumuna ilişkin itirazları olmakla birlikte olumlu yaklaşım sergiliyordu. Millet İttifakı’na katılmak gibi bir beklentileri yoktu. Onların önemle üzerinde durdukları iki konu vardı. Geçiş sürecinin planlanmasına ve cumhurbaşkanı adayının belirlenmesine katılmak.
HDP
HDP, siyasetin kritik konusu haline gelmiş durumda. İktidar kanadı, “Haydi yapsınlar da görelim” diyor. Sol kanat aydın ve siyasetçileri içinde, 6’lı ittifakı soğuk karşılayan, HDP’nin dışlanmasını sert bir dille eleştirenler, sağcılara taviz verildiğini düşünüyor.
‘Analiz Beyler’
Altı liderin bir araya gelmesi, beklenti içindeki toplumda bir umut ışığı etkisi yaparken; 'Analiz Beyler', “Daha dur bakalım karşı taraf hangi oyunları oynayacak” havasında. “Güçlendirilmiş Parlamenter Rejim'e geçiş” konusunda toplantılara başlandığında, “Olmaz be kardeşim!” yorumu öne çıkıyor. Şimdi de “Başkanı belirleyemezler, orada ip kopar” analizleri dikkat çekiyor.
Masanın hangi tarafındayız?
Batı’nın insan hakları, hukuk devleti, demokrasi, sanat, heykel, şehircilik, müzik gibi alanlardaki yüzü, insanlığın yüzlerce yılda elde ettiği birikimin ürünüdür. Öteki yüzde ise sömürgecilik, bencillik, duyarsızlık vardır. Türkiye’de iktidarlar genellikle insan hakları konusunda eleştiriye uğrayınca Batı’nın sömürgeci yüzünü hatırlarlar. “Sen de Kongo'da katliam yaptın” diyerek söze başlamayı tercih ederler.
Nafaka neden erkekleri ürkütüyor?
Türkiye’de kanunlar bazı alanlarda toplumsal kültürümüzden daha ileri hükümler içeriyor. Bunda Avrupa Birliği’ne uyum yasalarının da bir rolü olduğunu biliyoruz. Şimdi geri vitese takılmış şekilde, kazanımların tasfiye edildiği bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçten en çok kadınlar zarar görüyor. Kadınların hakkı hukuku korunaklı olmaktan çıkarılmak isteniyor.
Ebruli muhalefet ebruli demokrasi…
Ne olursa olsun ve kim ne derse desin, kutuplaştırmadan yakındığımız bir dönemde, farklı kutuplardaki siyasi partiler, “Birlikte bir şeyler yapabiliriz” diyerek hazırlanıyorlar. Mevcut sistemi değiştirmek konusunda bir mutabakatları var. Bunu muhtemelen ortak Cumhurbaşkanı adayı izleyecek. Sonra da yeni bir anayasa… Siyaset, kısa vadeli ve çözüme yönelik hedeflere kolay yaklaşır. Parlamenter rejime dönüşü sağlayacak bir yol haritası çizmek ana hedef gibi görünüyor.
Bir af gecesi ve ‘yedek lastik’ öyküsü
Cezaevine görüşe gelen ailelerimiz Ecevit militanı gibi CHP saflarında koşturuyorlar, çocuklarının içeriden kurtulmasının bu partinin iktidarından geçtiğini biliyorlardı. Benim de içinde yer aldığım bir kesim solcu, acayip bir tutum içindeydik. CHP’yi ve Bülent Ecevit’i düşman görecek kadar sert bir muhalefet yürütüyorduk. Onları, devrimci bir yükselişi, reform öğütleriyle bastırmaya çalışan burjuvazinin ‘yedek lastik’i olarak görüyorduk.
Çello çalan Halife Abdülmecid…
Osmanlı Hanedanı'nın başına gelenleri yıllarca duymadık bile. Kimdiler, nasıl insanlardı, öğrenmedik. Kitapları adeta dönemin trolleri yazmıştı. Osmanlı neyin nesiydi sorusuna cevap arayanlar, gerçekten onlar hain miydi diye merak edenler, sergiye koşturmuşlardı.
Tarihin akışı nasıl değişti? İnönü’nün yerine Bayar geçince…
Demirel’in aktardığı bir anı, İnönü- Bayar değişikliğinin asıl nedeninin, Dersim’e ilişkin görüş ayrılığı olduğunu doğruluyor. Resmi kayıtlara göre, 1938’de, 11 binden fazla Dersimli öldürüldü, 13 binden fazlası da sürgüne gönderildi. Gerçek rakamlar bundan çok daha fazladır. Dersim katliamı, bugün neden demokrasiyi kalıcı ve güçlü hale getiremediğimizi anlamak açısından tarihi bir örnek.
Cavit Bey’in idamında Bülent Ecevit’in babası
Tarih 26 Ağustos 1926. Bu konuda daha önce yazılar yazdım. O idam gecesinin bilinmeyen ayrıntılarından biri de asılanların ölüm raporunu yazmakla görevli doktorun kimliğidir. Adli Tıp adına idamlarda hazır bulunan doktor eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in babası Fahri Ecevit’ti. Böylesine acı ve dramatik bir olaya tanıklık eden kişinin kimliğinin unutulmaya terk edilmesi garip değil mi?
Alaattin Çakıcı ve karlı bir İstanbul hatırası
Arabanın duvarlarını yumrukluyoruz. Bağırıyoruz çağırıyoruz. Kimsenin umurunda değil. Tuvalete gitmemize son kez izin verildi. Zaten biz artık çözümü bulmuş, çiş yapıp duruyorduk. Kokular içinde ağlayan sızlayan mahkumlarla Antalya’ya yöneldik. Oradan Burdur. Sonra Bursa.
Uğur Alacakaptan
Uğur Alacakaptan Hoca, 1968’in en civcivli günlerinde Ankara Hukuk Fakültesi dekanıydı. Gençliğin taleplerini anlayan, onlara sahip çıkan ve onları kollayan bir yöneticiydi. Polise ve iktidara karşı üniversite özerkliğini savunuyor ve akademik özgürlüğe sahip çıkıyordu.
Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan’dan Hrant Dink’e…
Türkiye’de demokrasinin geçekleşebilmesinin yolu, farklı olanın, birbirine benzemeyenin birlikte yaşama iradesi ortaya koyabilmesidir. Bu doğrultuda yolu açan ilk ve önemli adım, aslında Bülent Ecevit’le Necmettin Erbakan’dan gelmişti. 1973 yılında kurulan CHP-MSP Koalisyonu, 200 yıllık bir geçmiş hesaplaşmasına ve bölünmesine inat “birlikte siyaset yapabiliriz” denemesine girişmesiydi.
İSTANBUL: Arap turistler, Kapalıçarşı esnafı…
Sokaklara bir yorgunluk çökmüş gibi. Kapalıçarşı’nın kapısında duruyorum. Eski cıvıltı kalmamış. Beni tanıyanlar, “Bu dolar nerede durur?” diye soruyorlar. “Artık erken seçim olmaz değil mi?” diyorlar. Trafik çok rahatlamış. Üst üste gelen benzin ve motorin zammı şehirde özel araçla dolaşmayı çok pahalı hale getirmiş. Bizim gazetenin şoförleri bu durumdan memnun.
İhtiyaç militan bir muhalefet mi?
Şu an muhalefet bloğunu oluşturan partilerin sayısının çokluğu bir dezavantaj gibi görünse de eğer süreç iyi yönetilirse bu durum avantaja dönüşebilir. Partilerin her biri çok farklı gelenek ve tarihsel tecrübelerden geliyor. Tam da bu nedenle, pozitif bir enerji yakalayarak, ortaklaşa işler başarabilirler.
Enes’i neden kaybettik?
Enes Kara’nın bir cemaat yurdunda intihar etmesinin, bir toplum mühendisliği projesinin sonucu olduğu tartışılıyor. Bu örnekte, dindarların çok eleştirdiği 'toplum mühendisliği' yaklaşımını üstlenenler cemaatler oldu, fatura onlara çıktı. Tarikatlar, cemaatler ve bazı dindar aileler, çocuklarının kendileri gibi dindar ve muhafazakâr yetişmesi için, bu yurtları tercih ediyor. Ancak büyük çoğunluğun barınma ve eğitime devam edebilme ihtiyacından ötürü bu yurtlarda kaldığı bir gerçek.
Bölünen aydınlar güçten düştüler…
Dinler, cemaatler, yeniden bir seçenek haline dönüşüyordu. Dindarlık dünyada güç kazanıyordu. Bu tabloyu Türkiye’ye uyarlarsak; Cumhuriyetçilerle sosyalistler, Kemalizmle sosyalizm arasında gidip geldi. İkisinin sentezi sayılabilecek bir yerde konuşlandılar. Ülkemiz aydınlarının çoğunluğu, 'laik merkezi devlet'le kah küs- kah barışık denilebilecek garip bir ilişki içine girmişlerdi. 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri, onları şaşkına çevirdi.
Mina Urganların sırrı neydi?
Seküler aydınların bir kesimi, 'irtica' meselesinde merkezden koptular. Başörtüsü ile başlayan tartışmada kendi içlerinde farklı tavırlar içine girdiler ve bölündüler. 'Şeriat tehlikesi' üzerine kurulan modernist siyasetin yanlış olduğunu söylemeye başladılar. İnsan hakları, evrensel hukuk temelli yeni bir akım, sert laiklik taraftarlarıyla demokrasi tartışmasına girişti. Dine, dindarlara, dincilere karşı tutum konusundaki tartışma derinleştikçe, saflaşma da katılaştı.
Kazakistan: Astana nasıl Nur-Sultan oldu?
Çözülünceye kadar Sovyet egemenliği altında despotik rejimle yönetilen Türki ülkelerin çoğunun başına eski Komünist Partisi’nin polit-büro üyeleri geçtiler. Komünizm gitti ama diktatörlük kaldı. Nur-Sultan, 1990’dan beri seçimle Cumhurbaşkanı seçiliyordu.Nisan 1990’da yüzde 95 oyla Cumhurbaşkanı ilan edildi. Sonraki seçimlerde, hep yüzde 90’ların üzerinde oy aldı. Göstermelik seçimle geldi, başkent onun adını aldı, ama bir ayaklanmayla iktidardan gitti. Rejimi korumak içinse Rus birlikleri devreye girdi. Sonrasını hep birlikte izleyeceğiz.
Sabih Kanadoğlu 367’yi nasıl icat etti?
2007 yılında Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi dolunca, Meclis’te Cumhurbaşkanlığı seçimine gidildi.1982 Anayasası, “İlk turda 2/3 sağlanamazsa ikinci turda yarı çoğunluk, o da olmazsa katılanların çoğunluğuyla Cumhurbaşkanı’nın seçilebileceğini” hükme bağlamıştı. Bu noktada emekli başsavcı Sabih Kanadoğlu ortaya çıktı, “Cumhurbaşkanlığı seçimi için Meclis'in üçte ikisinin katılımı olmadan toplantı açılamaz” tezini ortaya attı.
Sabih Kanadoğlu ve Kızıldere katliamı
Türkiye’de yargının en üst makamına gelmiş bir hukukçunun bir kontrgerilla operasyonuna tanık olması ilginç. Olayı aktarırkenki soğuk ve mesafeli yaklaşımı da dikkat çekici. Bir hukukçu olarak görevi oradakilerin canlı olarak adalete teslim edilmesini savunmak değil mi? 12 Mart askeri darbesi döneminde yaşananları, özellikle tanık olduğu Kızıldere katliamını sorgulaması gerekmez mi?
Yusuf Küpeli ve bir tarih…
Yusuf Küpeli’nin 77 yaşında İsveç’te öldüğünü haber alınca, arşivimdeki bu fotoğrafa baktım ve artık bir tarih olan 68 kuşağının önde gelen isimlerinden birinin daha eksildiğini idrak ettim. Yusuf, Harp Okulu öğrencisiyken, arka arkaya 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 darbe girişimlerine katıldığı gerekçesiyle suçlanmış ve yargılanmıştı.
Kılıçdaroğlu mu İmamoğlu mu?
Muhalefet içindeki belli kesimlerde, CHP’ye yakın ve kendisini solcu olarak tanımlayan bazı çevrelerde “Kılıçdaroğlu kazanamaz, o nedenle İmamoğlu olsun” tarzında bir yaklaşım egemen. Aslında bu yaklaşımın gerisinde bir yenilmişlik psikolojisinin etkisini görmek de mümkün. Sürekli yenilince, karşı tarafı yenilmez algılamaya başlayabilirsiniz. Bu hava toplum içinde pek görülmese de aydınlar arasında yaygın.
Leşker-i Rumi
Biz kışın Torosların öte yakasından, Orta Anadolu’dan çalışmaya gelen insanlara “Urumlu” derdik. “Urumlular geldi, Urumlular gitti.” Ben bu tanımın Rumlukla ilişkisi olduğunu yıllar sonra anlayacaktım. Şimdi Trakya tarafına ve ötesine Rumeli diyoruz. Halbuki Anadolu yüzlerce yıl doğusundaki topluluklar için 'Rumeli', 'Rum diyarı' olmuştu.
Çölde Altı Pencere
Suudi Arabistan, insan haklarının çokça ihlal edildiği bir ülke olarak ünlü. Muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın vahşice öldürülmesi, bu ülke yönetiminin acımasızlığını gözler önüne serdi. Şeriatla yönetildiği söylenen bir ülkeden söz ediyoruz… Kadınların en fazla baskı altında olduğu söylenen ülkeden… Sinemadaki değişimin arkasında, kadınların talepleri ve mücadeleleri önem taşıyor.
Şili’den umudun sesi
Boric, sol ittifakın devlet başkanı adayı olacağını açıkladığında, "Gençliğin bu ülkeyi değiştirmesinden korkmayın" demişti. 10 yıldır gelir dağılımı adaletsizliği ve yolsuzluklara karşı gösterilerle çalkalanan ülkeye, yeni bir sayfa açarak radikal bir değişim gerçekleştirme sözü verdi.
Yücel Sayman
“Çözüm sürecinde” akiller safına katıldık.… “Başörtüsüne özgürlük” dedik. Ölüm oruçları günleri. Komşuyduk. Gece yarısı gelen telefonla, aynı arabayla kendimizi Bayrampaşa Cezaevi'nde bulurduk. Yücel, etkili ve samimi bir demokrattı. Yakın tarihimizin önemli olaylarında ve dönüşümlerinde kah aktör kah tanıktı.
Arnavutluk’ta taşlanmıştık?
Çeşitli sloganlar atıyorlardı. Yanımdaki ekibe sordum “Ne diyorlar” diye, “Boşver, gereksiz şeyler söylüyorlar” diye geçiştirdiler. Maçın bitiminde, stadın yanına park ettiğimiz arabamıza giderken, bizim merkezden geldiğimizi fark ettiler. Bize bağırmaya başladılar. Telaşla arabaya bindik. Kalabalık önümüzü kesti. Biraz ilerleyince bu kez de taşlamaya giriştiler. Gazladık ve kaçtık.
Bu tecrübeye güveniyorum
Bu partilerin çoğu zaten merkezi devlet çizgisinin içinde veya çeperinde olan partiler. Devlet, değişik güçlerin bileşkesinden oluşan, toplumsal birikime bağlı olarak demokrasiye yaklaşan ya da uzaklaşan bir yapıdır. Dolayısıyla bu partiler de devlete yabancı değiller. Muhalefet partilerinin hepsinin görünen önceliği demokrasi, adalet ve parlamenter sisteme dönüş.
Dört Mevsim Mersin…
Mersin il merkezimizdir. Ülkemizin en çekici kentlerinden birisi haline geliyor. Portakal bahçelerinin koca apartmanlara dönüştüğü bir şehirden söz ediyoruz. İnşaat furyasının ardından toparlanmaya başladı. Sahil çevre düzenlemesiyle yaşanabilir, gezilebilir bir karakter kazandı. Çok sesli, çok kültürlü yapısı ona canlılık veriyor.