Messi’ye yazık mı oluyor?

Messi ve arkadaşları kötü bir başlangıç yaptı. Suudi Arabistan karşısında beklenmedik bir yenilgi yaşadılar. Tabii her şey bitmiş değil. Önlerinde iki maçları daha var. Ancak bu oyunla kupa gelmez. 1986’dan bu yana kupa umudu taşıyan Arjantin’de keyifler kaçmış durumda.

Serbestiyet’teki (haber ve analiz sitesi) köşesinde Vahap Coşkun, Messili Arjantin’in Dünya Futbol Şampiyonası’nda kupayı alacağını, alması gerektiğini yazmış. Maradona’ya gönderme yaparak Messi’nin benzer bir zafere öncülük edebileceğini dile getirmiş. Ne yazık ki Messi ve arkadaşları kötü bir başlangıç yaptı. Suudi Arabistan karşısında beklenmedik bir yenilgi yaşadılar. Tabii her şey bitmiş değil. Önlerinde iki maçları daha var. Ancak bu oyunla kupa gelmez. 1986’dan bu yana kupa umudu taşıyan Arjantin’de keyifler kaçmış durumda. Arjantin, Maradona’nın kaptanlığında 1986’da dünya kupasını kazanmıştı. İngiltere ile oynadıkları çeyrek final maçında “Tanrının eli” dediği eliyle dokunarak attığı gayri nizami gol onlara dünya kupasını kazandıran yolu açmıştı. O zaman “VAR sistemi olsaydı acep n’olurdu?” diye de düşünebiliriz.

Biz Pele kuşağıyız

Vahap, bizden sonraki kuşaktan. Bizim kuşak Brezilya futbolunu ve Pele’yi tanımış, futbolu onlarla sevmişti. Benim de takımım Dünya şampiyonlarında Brezilya’dır. Rio’nun kumlarında esnekleşen “Sambacı” ayaklarıyla dünya futbolunu seyirlik kılıyorlar. Arjantin’in Maradonası dünya kupasını bir kez kaldırabildi. Peleli Brezilya kupayı üç kez ülkesine taşıdı. Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın sert, fiziki güce dayalı futbolu son yıllarda öne çıktı.

Alman Panzerleri diye nitelenen takım, kupaları kazandıkça rağbet bu tür futbola yöneldi. Mekanik sayılan bu futbolun zıddı Brezilya zarafetidir. Gerçekten Samba yapar gibi oynuyorlardı. Zarif, göze hoş gelen Brezilya futbolu da sonunda fizik gücünü öne çıkaranlara katıldı. Pele’nin Dünya şampiyonalarındaki başarısını kimse yakalayamadı. Üç kupaya katılıp üçünde de birinciliği kazanmak kimseye nasip olmadı.

Brezilyalı Socrates

Genç yaşta yaşamını yitiren Brezilya’nın efsane kaptanlarından Socrates’i hatırlıyorum. Dans eder gibi futbol oynardı. Onun zamanında büyük başarılar kazanılmadı ama Socrates, adına layık bir futbol profesörüydü. Mesleği doktorluktu. Sokaklardan yetişmiş tipik bir Brezilyalı futbolcu değildi. Varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Futbola olan toplumsal ilginin önemini görmüş, demokrasi ve katılımcılık konusunda etkili gelişmelere öncülük etmişti.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN