PATRONUMUZ OL
Oral Çalışlar
Seçim meydanları ne söylüyor?
AK Parti "değişimci" iken, muhalefet “tutucuydu.” O dönemde Avrupa Birliği'ni en çok arzulayan iktidar iken, buna en çok karşı koyan CHP'ydi. Reform adımları atılırken muhalefet statükodan yana bir tavır sergilemekteydi. Zaman geçti devran değişti. İktidar statükoyu tercih ederken, muhalefet de adım adım, daha “değişimci” bir hatta yöneldi.
HDP üzerinden yapılan hesaplar
Meseleye herkes kendi çıkar gözlüğüyle bakıyor. İktidar istiyor ki, HDP barajı aşmasın ve ona gidebilecek 80 civarında milletvekili kendisine gelsin. Muhalefet bloğu istiyor ki, HDP barajı aşsın ve Meclis'te denge muhalefet lehine değişsin. HDP ise bir çok şey istiyor… Öncelikle, hapisteki yöneticilerinin çıkmasını. Selahattin Demirtaş başta olmak üzere, HDP'li siyasetçilerin serbest bırakılmasını. Sonrasında da, Kürt sorununa barışçı çözüm üretilecek bir ortam.
Sürprizlere açık bir yarış
Canlı bir atmosfer var. Türkiye'nin değişim dinamikleri harekete geçmiş gibi görünüyor. En az 5-6 partinin Meclise girme şansının bulunduğu ortada. Yüzde 10 barajı da büyük ölçüde anlamsız hale geldi. Toplum bu kez yeni şeyler söyleyecek gibi...
Diyarbakır 2: Dicle kıyısında
Diyarbakır, eski canlılığı olmasa da, umudunu yitirmiyor. Sokaktaki yurttaşlarla sohbet ettiğimizde şikayetlerini dile getiriyor, ardından, "Oral bey, yeniden çözüm meselesine sarılın, biz destek vermeye hazırız" diyorlar. Neler olup bittiğini soruyorlar, siyasete ilgilerinin ne kadar yüksek olduğu hemen fark ediliyor.
Diyarbakır’ın havası
HDP'nin barajı aşıp aşamayacağı Diyarbakırlıların en çok üzerinde konuştukları mesele. “Eğer aşmazsa...” diye başlayan senaryolar çok çeşitli. Ancak, bütün yıpranmışlığına, önde gelen yöneticilerinin hapiste olmasına rağmen HDP yine de bölgenin en etkili aktörü görünüyor.
AK Parti-HDP ikileminde…
HDP yüzde 10 barajını aşarsa, muhalefetin Meclis'te çoğunluk oluşturma şansı doğuyor. AK Parti'nin 16 yıllık Meclis egemenliği bu şekilde sona erebilir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de, özellikle muhafazakar Kürtlerin hangi partile yöneleceği merak konusu. AK Parti ve Tayyip Erdoğan, şimdiye kadarki seçimlerde, bölgeden ortalama yüzde 40 civarında oy aldı. Bu oran korunabilecek mi? Tabii iktidarın Suriye politikası da Kürtlerin bir kesiminde tepkilere neden oluyor.
Fenerbahçe yalnızca Fenerbahçe değildir
Fenerbahçeliler, 20 yıl sonra oylarını “değişim” için kullandılar. Daha bir hafta öncesine kadar “Aziz Yıldırım’ı yenemezler” diyen bir kamuoyu vardı. Böylesine bir oy patlaması beklenmiyordu. Ancak şimdi daha iyi görüyoruz ki kulüp üyeleri arasında esen dip dalgası, kar topu gibi yuvarlanırken büyüye büyüye bir çığa dönüşmüş.
Sultanların gölgesine kondurulan pavyonlar
Muşambayla kaplanmış fuarda, aradığım bazı kitapları buldum, bazılarını bulamadım. Fuar ıssızdı. Belki henüz öğle saatleri olduğu için böyleydi. Derme çatma stantlar iticiydi. Bir kültürel çeşitlilikten söz etmek de zor. Kitapların çoğunluğu dini meseleleri el alıyor ya da dindarların ihtiyaçlarına cevap veriyor. Yani belli bir tercihi yansıtıyor. 16 yıldır iktidarda olan bir siyasi partinin yönlendirdiği bir kültürel etkinlikten söz ediyoruz.
Cezaevlerinden şikayet sesleri…
“İşkenceye sıfır tolerans” günleri geride kalmış görünüyor. Dernek yetkililerine göre, tutukluların yüzde 90'ı poliste işkence gördüklerini söylüyorlar. Hapishaneler, şehir merkezlerine çok uzak ve ulaşılması zor yerlerde. Birçok hapishanede, tutukluya mektup, gazete, dergi ve kitap verilmiyor ya da çok bekletiliyor.
Tsunami’de hapisten kaçtı, vali oldu…
Özgür Açe Hareketi'nin (GAM) önemli isimlerinden Yusuf İrwani, büyük depreme cezaevinde yakalanmıştı. Yusuf, depremin arkasından gelecek Tsunami'yi hesaba katarak kapalı kapıya koşturmak yerine, binanın ikinci katına çıkmış, cezaevi tsunami dalgalarının altında kalırken o damı delip canını kurtarmıştı. 26 Aralık 2004 depreminde sadece Endonezya'nın Açe bölgesinde 170 bin kişi hayatını kaybetmiş, cezaevindeki 278 kişiden 40'ı hayatta kalabilmişti.
Bir 68’linin 50. yılı
Bir feda ruhuyla eylemin içine katıldık. Siyasi mücadele, o mücadelenin hedefleri ve ortaya çıkan örgütler, başladığımız yerde durmadı. İdeolojinin egemenliği bizim ideallerimizin önüne geçti. “Dünyayı değiştirme” ideali, saf bir ideal olarak, yerinde ve haklıydı. Ancak, örgüt ve ideoloji, bu idealden çok, “otoriterleşme”yi egemen kıldı.
Liderlerin hegemonyasında
Partilerde, geçen dönemin bir eleştiri/özeleştirisi yapılamadan, yeni dönemin aktörleri/adayları, “tek seçici”ler tarafından belirlendi. Ciddi bir hazırlık olmadan, altyapıyla ilgili yasal zemin yerine oturmadan, sandığa gideceğiz ve tercihlerde bulunacağız. Kimler iktidara gelirse gelsin, kim kazanırsa kazansın bir garipliğin yaşanacağını tahmin etmek zor değil.
Uzlaşma, uzlaşma, uzlaşma…
Çıkış yolu uzlaşmadan geçiyor. Uzlaşma bir anlamda karşılıklı ödün demektir. Batıyla yeni bir diyalog zemini yaratmak, kimlikleri bir zıtlık olmaktan çıkaracak demokratik adımları atmak, "herkes düşmanımızdır?" ruh halinden çıkmak hepimize iyi gelecek...
Araplar ve Filistin davası
ilistin'de yaşananlar, her şeyden önce, bir insanlık dramı, bir insan hakları sorunu. Bir halkın, binlerce yıldır yaşadığı topraklardan, zorbalıkla, katliamla sürülmesi sorunu. Buna tepki göstermek için, Arap veya Müslüman olmak gerekmiyor. İnsan olmak, vicdan sahibi olmak, yeterli olmalı. Arap-İslam dünyasını eleştirelim. Onların bu işin çözümünün asıl anahtarı olabileceğini düşünme hayalciliğine ise kapılmayalım.
Filistin! Ah Filistin!
Türkiye'de en yaygın tepki, Arap ve İslam dünyasının bu konudaki sessizliğinden, duyarsızlığından duyulan rahatsızlık. Bu haklı olmakla birlikte, işin aslı değil. İşin aslı, dünyanın bu zülme ve haksızlığa sessiz kalması. İsrail'in her gün bir parça daha Filistin toprağına el koymasına kimselerin ses çıkarmaması.
Tahtakale esnafı ne yapar…
Önce bir duraklıyorlar. Bir heyecan düşüşü yaşadıkları söylenebilir. "Çoğunluk Reis'e verir" diyorlar. Sonra ekliyorlar: “Bir kısım vermeyecek, bir kısmın da kafası karışık” 16 Nisan 2017’de Cumhurbaşkanlığı Sistemi için yapılan anayasa referandumu öncesindekine benzer bir tablo var gibi görünüyor. Yüzde onluk bir kitle, değişik sinyaller veriyor. Ama o güne kıyasla heyecanları epeyce düşük gibi görünüyor.
‘Tamam mı Devam mı?’ İkilemi
“Tamam” kelimesi bugünlerde, muhalefet açısından bir simge haline dönüşmüş bulunuyor. Belli ki seçim kampanyasının ana teması da olacak gibi. Yani “kaybedeceksin” fikrinin hissedilmesi, ihtimal dahiline girmesi, muhalefeti motive ediyor, canlandırıyor, heyecanlandırıyor. İktidar da buna “yola devam” sloganıyla karşılık veriyor. Bu durum, iktidarla muhalefet arasında anlamlı bir rekabet olarak sürüp gidiyor.
İnce’den Demirtaş’a ziyaret
Geçmişi yargılamak ve geçmişle hesaplaşmak, siyasetçilerin önünde bir görev olarak duruyor. “Nerede hata yapmıştık” sorusunu sormaları gerekiyor. Yurttaş olarak biz önümüze bakıyoruz. Öte yandan HDP'liler, yaptıkları onca hataya, uğradıkları değişik baskılara rağmen siyaset meydanında kalabilmeyi başardılar. Bunun hala önemli bir imkan olduğunu düşünüyorum. Ana Muhalefet adayı İnce'nin, Demirtaş'ı ziyaret etmesini önemsiyorum. Bakanlıktan izin çıkmasını da.
İyi ki seçimler var
Serbest seçimlerin olduğu her yerde, iktidarı, seçmen belirler. Darbeler hariç, ülkemizde de, 1950'den bu yana, iktidara kimin geleceğine, seçmen karar verdi. Seçim sistemi ve seçimlerin yapılış şekli zaman zaman tartışma konusu olsa da, seçmen iradesi, belirleyici özelliğini korudu... Türkiye'de, benim kendi yaşam tecrübem içinde o kadar çok iktidar değişti ki…
Bahçeli’den talihsiz açıklama
Türkiye'de siyaset genellikle kutuplaşmalar üzerinden yürür. Seçmenini pekiştirmek isteyen partiler, sert bir söylem tutturarak, kitleyi kendi saflarında tutmaya çalışırlar. Bunların hepsi anlaşılır meseleler. Ancak “kabul edilebilir gerilim”in sınırları bulunuyor. Gereğinden fazla gaza basılınca, araba devriliyor. Onulması zor yaralar açılıyor.
Herkesin Abdullah Gül’ü kendine
Türkiye'nin temel derdi olan dindar/seküler kutuplaşması Gül meselesinde yeniden patlak verdi. Seküler muhalefet içinde “İslami kesimle uzlaşma”ya yatkın, farklılıkları bir zenginlik olarak algılayanlar, Gül'ü bir seçenek olarak gördüler. Bu kısa ama yoğun süreç içinde anlaşıldı ki, içinde bulunduğumuz tablo, bundan daha karmaşık denklemler içeriyor. Herkes bulunduğu pozisyonu korumayı daha konforlu buluyor.
1 Mayıs’ı unuttuk mu?
Bugün, geçmişin anlı şanlı günlerinin geride kaldığını söyleyebiliriz. Hayat bitmeden umut bitmez. Dünyayı asıl değiştirecek ve özgürlüğe kavuşturacak güç, mutlaka emekçiler, çalışanlar olacaktır.
‘Çözüm’e yeniden dönmek
Ne kadar uzağında görünsek de... 25 Haziran sabahı, kazanan kim olursa olsun, "çözüm meselesi"nin yeniden gündemimize geleceğini söyleyebiliriz.
Abdullah Gül aday mı?
Gül'ün adaylığı konusunda en kritik parti CHP. Ana muhalefet partisindeki ağır basan eğilim, Gül'ün aday olması yönünde. Kılıçdaroğlu- Karamollaoğlu görüşmesinde, taraflar arasında bu konuda bir uzlaşma oluştuğu öne sürülüyor. Karamollaoğlu, Abdullah Gül'le görüşüp, onu ortak aday olmaya davet edecek. Muhtemelen, bu çağrının ardından, Gül, muhalefet partilerini ziyaret edip eğilimlerini öğrenecek. Olumlu karşılık bulursa ortak aday olma önerisini kabul edecek. Benim izlenimim şu: Muhalefetin adayı bu hafta içinde kesinleşebilir.
Sessiz seçmen ne yapar?
Böyle ortamlarda, toplumun eğilimini, tercihlerini, tepkilerini anlamak kolay olmaz. Sessiz çoğunluğun ne düşündüğünü bildiğinizi sanırsınız. Görüntü bazen çok yanıltıcı olabilir.
Bahçeli 2002’de de erken seçim demişti
Türkiye, bugün de zor bir dönemden geçiyor. 2002 seçimlerine gidildiğinde, 2001 krizinin külleri tütüyordu. Koalisyon partileri bunun faturasını ödediler. Bahçeli, bir ihtimal, bu deneyimin ışığında, “bir an evvel seçim” demeyi gerekli görmüş olabilir. “Ekonominin giderek darboğaza doğru sürüklendiği” düşüncesi yoğunlaşıyor.
Kıbrıslılar, ‘Bizi kumarhane ile anmayın’
Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkiler de kah gerilimli, kah uzlaşmalarla inişli çıkışlı bir seyir izliyor. “Türkiye”den gelenler”le, yerli Kıbrıslılar arasındaki kültür ve gelenek farklılığını adaya adım atar atmaz hissetmemek mümkün değil.Kıbrıs Türkleri, birlik konusunda eski heyecanlarını yitirseler de, kimliklerini, özgün tarihlerini, kendilerine özgü kültürlerini yaşatmaya, ayakta tutmaya kararlı görünüyorlar.
Kumarbaz Trump
Amerikan devleti, bir kişinin çılgınlıklarına, maceralarına karşı koyabilecek, dengeleyebilecek mekanizmalara sahip. Bunu hemen her gün yeni bir olgu ile görebiliyoruz. ABD’de “denge ve denetim" mekanizmaları güçlü. Ancak, maceradan hiç sakınmayan, tersine üstüne üstüne giden Donald Trump’un hangi kapılara yöneleceğini kestirmek, mümkün değil.
İsabella Rossellini: Yaşlı güzellik
42 yaşımdayken bana çok yaşlı demişlerdi. Gençleşmediğime göre beni neden istiyorlardı? ‘Önce beni bir görün’ dediğimde, ‘Hayır sizi istiyoruz’ diye ısrar ettiler.”
Otoriter modernleşme
Türk modernleşmesi, “halk iradesi” ile “otoriterlik arayışı” arasında gidip geldi. AK Parti dönemi, otoriter modernleşmenin sonu gibi görünüyordu. Ancak bu kez muhafazakarlık, o çok karşı çıktığı otoriter modernleşmenin peşine düşmüş gibi görünüyor.
EN SON HABERLER