Şule Demirtaş

Hukuk ve Tabut

Kendime soruyorum: Nasıl bu kadar merhametsiz olabiliyoruz? Bir insanın hastalığını duyduğumuzda önce hangi görüşten olduğunu öğrenme ihtiyacı nereden geliyor? Ailesi tedavisi için yardım isterken, acısına yakınlık duymak için kendisini tanımamız mı gerekiyor? Allah’ın huzurunda nasıl hesap vereceğine inanan insanlar olarak, elimizin yetiştiği yerde başkasının derdine sırt çevirmeyi nasıl içimize sindireceğiz?

Bizden hesap soran sistemden kim hesap soracak?

İnsan her sabah bankasının, hastanesinin, devlet dairesinin işleyişini baştan inceleyerek yaşayamaz. Zaten kurumlara bunun için ihtiyaç duyuyoruz. Bilemeyeceğimiz işleri emanet ediyor, karşılığında düzgün yapılmasını bekliyoruz. “Bize güvenin” diyenlerin de denetlenmeyi kabul etmesi gerekir. Sürekli bizim itimadımızı isteyen ama kendisine yöneltilen her soruyu husumet sayan bir anlayışla bu ilişki nasıl sürecek?

Kul hakkı ile iktidar hatırı arasında “Vakıfların ahlak bildirileri”

Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nın denetimsizliğe, göz yummaya ve kayırmacılığa dikkat çekmesi elbette kayda değer. Ancak bildiriye gösterilen o cömert teveccüh, uzun ve konforlu suskunluğun hesabını unutturur mu?

Kafkas İslam Ordusu’nun mirasından başörtüsü yasaklarına: Azerbaycan ve Türkiye’nin ilkesel sınavı

Fransız makamlarına bu düzenlemeden vazgeçmeleri çağrısında bulunurken Fransa’nın iç işlerine müdahale endişesi taşımayan iktidarın aynı hak ihlali Azerbaycan’da gündeme geldiğinde neden farklı bir diplomatik tutum benimsediğini sormak gerekiyor. Üstelik Cumhurbaşkanının Aliyev’le kurduğu samimi ilişki, bu meseleyi doğrudan konuşabilmesi için önemli bir imkân sunuyor.

İki yüz yıldır modernleşiyoruz: Vardığımız yer tanıdık Cumhuriyeti

İki yüz yıllık modernleşmenin sonunda modern şehirlerimiz, üniversitelerimiz, hastanelerimiz var. Kimseyi tanımayan vatandaşın yalnız hakkına dayanarak işini görebilmesi ise hâlâ modernleşmenin hesabına yazılmayı bekliyor.