SDG’nin çekildiği ve yönetimi Şam yönetimine geçen Rakka’da IŞID’li mahkumların tutulduğu Al-Aktan Cezaevi’ndeki yaşları 12’den 18’e kadar değişen 123 çocuk serbest bırakıldı. Çıplak ayaklarla cezaevinden koşarak çıkan çocukların bu cezaevinde ne işi olduğu tartışma yarattı. Çocuklar ve aileleri Şara yönetimi sembollerini kullanmak, askeri tesisin fotoğrafını çekmek gibi çeşitli siyasi suçlar yüzünden IŞID’çilikle suçlanıp cezaevine konduklarını anlatıyor. SDG, çocuklarım güvenlik nedeniyle islahevinden buraya getirildiğini iddia etti.
İsmi gündemden düşmeyen, fikirleri sert tartışmalara yolaçan, şiirleri bütün bir İslamcı (ve İslamcı olmayan) kuşağı etkileyen, günümüz Türkiye'sinin kültürel-politik etosunda derin izler bırakan şair İsmet Özel kimdir, ne yapmak istiyor? Bu yazıda İsmet Özel'in kavramsal-teorik bir portresini bulacaksınız. Yazı biraz uzunca. Zira İsmet Özel'in poetik-entelektüel şahsiyetine layık bir ciddiyetle şairi ele almaya çalıştım. Onun muhtelif konumlanışlarının arkasındaki insanî ve ideolojik dinamikleri teşhis ve tenkid etme yoluna gittim. Buyrun, İsmet Özel'in sırrı nedir?
Princeton Üniversitesi’nden Faris Zwirahn, New Lines dergisine yazdı: “SDG’nin resmî olarak Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği “demokratik konfederalizm” ideolojisini benimsiyor. Ancak bu çerçeve, SDG kontrolündeki bölgelerde hiçbir zaman gerçekten uygulanmadı. Gerçek karar alma gücü, yerel olarak “kadrolar” diye bilinen, PKK tarafından eğitilmiş gizli bir ağın elinde toplandı. Bu kadrolar çoğu zaman Suriyeli değil; ağırlıklı olarak Türkiye ve Irak’tan gelen yabancı uyruklular. Ülkenin kuzeydoğusundaki özerk yönetim, mücadele ettiği rejimlerin otoriter yöntemlerini yeniden üretti; bunun sonucunda Arap çoğunluk isyan etti.”
Eski ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey: “Kürtlere, zamanla bir Kürt bölgesini destekleyeceğimizi ya da onları Suriye muhalefetine veya yeni Suriye hükümetine karşı askeri güçle savunacağımızı asla söylemedik. Aksine, ilişkimizin IŞİD’i yok etmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklık olduğunu ifade ettik”
Tuncer Bakırhan: “Şam’da zafer arayanlar Türkiye’yi kaybettiğini görmelidir. Türkiye–Kürt ilişkileri bu duygu kırılmasının altında ezilirse, yarınlar için nasıl bir umut inşa edebiliriz? Kürtlerin acısının, Türklerin zaferi olarak sunulduğu bir zeminde nasıl bir kardeşlik kurulabilir? Bu soruları milyonlar adına soruyorum.”