Bahçeli, 10 Kasım mesajında barış vurgusu yaptı: "Aziz Atatürk’ün emaneti asla zedelenmeyecek; nitekim güvenli, huzurlu, refah ve barışla bezenen, devamında yükseldikçe yükselen bir Türkiye’ye inanıyorum ki herkes şahit olacaktır."
Kavala evet, hiçbir suç işlemedi. Ama şiddetsizliği uğraşlarıyla inşa etmek için uğraşıp, didinerek çok daha radikal bir iş yaptı. Her iki tarafın da ezberlerini bozdu. Bu yüzden kendisine sıfatlar yakıştırıldı, infaz edilmeye çalışıldı. Düzenin aktörleri, “şiddetsizlik”le karşılaştıkları anda onu çarpıtmaya, ona paranoyak biçimler kazandırmaya çalışıyorlar. Onun özgürlüğüne kavuşmasının o “ekoloji”nin sırrının ifşa edilmesi ile mümkün olabileceğine inanıyorum. “Şiddet ekolojisi” mevcut düzenin sırrını gizleme işlevi görüyor. Kavala’nın bu “ekoloji “tarafından rehin alındığını düşünüyorum.
Şara, yarın Beyaz Saray’da Trump’la görüşecek. Şara’nın ABD Merkez Komutanı Cooper ve IŞİD’e karşı kurulan küresel koalisyonun komutanı Lambert ile basketbol oynadığı görüntüler ortaya çıktı. Hakan Fidan da yarın ABD’de olacak. Fidan’ın Suriye-ABD heyetleri arasındaki görüşmelere katılıp katılmayacağı bilinmiyor.
2026’da yapılması planlanan COP31 zirvesi yaklaşırken diplomasi, bilimin önüne geçiyor. Türkiye ve Avustralya, iklim diplomasisinin görünürdeki nezaketinin altında süren sessiz bir rekabetin iki tarafı olarak öne çıkıyor.
Bir yanda temsilin diliyle konuşan Ankara, diğer yanda hesapla düşünen Canberra var.
Fotoğraflar gülümsemeye devam ediyor, manşetler farklı dillerde yazılıyor;
ama sahnenin gerisinde asıl mücadele sürüyor: sözü kim eyleme dönüştürecek?
Her fikirden, sesten, ideolojiden gazeteciler bu ülkede her zaman siyasetin, entelektüel ve kültürel hayatın merkezinde yer aldılar.
Bu yüzden en fazla da onlar hırpalandı. Arada kaldılar, nefret çektiler.
Peki buna değer miydi?
Bir zamanlar değiyordu ama bugün?