Cumhurbaşkanı Erdoğan kabine toplantısı sonrası mülteci tartışmaları üzerine konuştu: Düzensiz göçmenlerin ülkemizde yol açtığı huzursuzluğun farkındayız. Muhalefetin bu konudaki nefret söylemlerini de tehlikeli ve art niyetli buluyoruz. Türkiye elbette yol geçen hanı değildir. Biz sadece kendimizi düşünerek kapımıza gelenlere sırtımızı dönebilecek cibilliyette bir toplum değiliz. Türkiye'nin Avrupa'nın mülteci ambarı olmak gibi bir görevi, sorumluluğu, mecburiyeti yoktur. Suriyeliler meselesi farklı bir konudur. Bu ülkeden dilimizi öğrenip, sosyal uyumu sağlayarak ülkemizde kalanlar olacaktır. Bunu başaramayanların evlerine dönüşlerine yardımcı olmak da kendi vatandaşlarımıza karşı sorumluluğumuzun gereğidir.
Bu nedir? Türkiye’nin yakın tarihinde askerlerin ellerini kollarını sallayarak darbe yapıp da hiçbir ceza almamalarının biriktirdiği öfkenin dışa vurumu mu? Ya da belki, cezayla sonuçlanan davanın muhtevasını düşündüğümüzde daha akla yatkın olmak üzere, sert laikliğe karşı bir dindar öfkesi mi? Öyle veya böyle, ortada zapt edilemeyen bir öfkenin olduğu aşikâr; yoksa 80 yaşını aşmış, cezaevinde çok büyük zorluklarla karşılaşacakları belli olan bu insanların dört duvar arasına tıkılmasının önüne geçecek bir çare mutlaka bulunurdu.
“Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı, Gül’ü ‘emekli siyasetçi’ haline getiren 2014 sonrası süreçte Gül siyaset üstü bir yerde konumlanmayı tercih etti ve Gül’ün bu tercihi kendisini ekarte etmeye çalışan eski yol arkadaşları tarafından da kabul gördü. 2016 senesinde Kayseri’de Erdoğan tarafından açılışı gerçekleştirilen Abdullah Gül müzesi, Gül’ü siyaset dışı bırakmanın en sembolik göstergelerindendi…” Araştırmacı Roj Esir Girasun, Gül’ün siyasi hayatında bir geziye çıkıyor, aldığı, almaktan kaçındığı riskleri ve kaçırdığı fırsatları hatırlatıyor.
İktidar basını 25 Temmuz – 5 Ağustos arasında “ormanları yakanların” gözaltı haberleriyle doldu taştı, fakat sonrasında ne olduğuyla ilgilenmedi. Çünkü bilgiler ‘kullanışlı’ değildi; gözaltına alınanların neredeyse tamamı serbest bırakılmıştı… İktidar basınının en sevdiği ‘sabotaj’ hikâyelerinden birinin kahramanları 12 yaşındaki M.A.T. ile 16 yaşındaki C.Y. idi... M.A.T., “yakarken göndüm” dedi, C.Y. tutuklandı fakat sonra “annemle babam boşanacaklarını söyledi, psikolojim bozuldu, ayrıca onu ablama ormanda sarılırken görmüştüm” dedi, vs. vs. Sonuç: M.A.T serbest, C.Y. serbest.
İngiltere'de Oxford Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırma, Delta varyantına karşı aşıların koruyucu özelliğinin azaldığını ve aşılılardaki virüs yoğunluğunun aşılanmamışlarla aynı seviyede olduğunu ortaya koydu.