Yalım Eralp ile Dünya Dönüyor’da bu hafta: “Suriye meselesi, Türkiye'yi dünya politikasında ön plana çıkardı. Türkiye, Katar'la birlikte hareket ediyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ise biraz daha Batılılar gibi, HTŞ'nin nasıl bir pozisyon alacağını ve neye dönüşeceğini bekliyorlar. Suriye'nin işi kolay değil. Yani biz heyecana kapılıp "oldu bitti" demeyelim. Kaybedenler belli: Rusya ile İran. İsrail'in tutumu ise net değil. İsrail, toprak tırtıklamaya çalışıyor ve bir de Kuzey Suriye'deki Kürt varlığının devam etmesini istiyor…”
Esad’ın devrilmesi ve İran’ın “direniş ekseni”nin zayıflaması, Rusya'nın bölgedeki gücünün azaltılması açısından 1972’de Mısır’ın Sovyet askeri personelini sınır dışı etmesi ve Sovyetler’in Afganistan’da yenilgiye uğramasıyla eşdeğer, hatta bundan daha ağır bir darbe olarak görülebilir.
Filistinli Suriyeli yazar Sari Hanafi yazdı: Suriye'deki şiddetin boyutlarından habersiz olan solculara karşı bir kin yahut garez beslemiyorum. Ancak, yaşananları bilip de sessiz kalanlara gerçekten sitem ediyorum. Bu dostum bunu “varil bombası solu” olarak adlandırmıştı. Direniş ideolojisiyle körleşmiş ve Suriye halkının çektiği acıları göremeyip Hizbullah'ı destekleyen arkadaşlarım beni özellikle yaralıyor. Milyonlarca insanın hayatına mal olsa bile, Esad ile olan ittifaklarını İsrail işgaline karşı olmak ile meşrulaştırıyorlar. Sömürgeciliğe karşı mücadele verirken zulmü görmezden gelme saplantısı bugün de devam ediyor.
İran devlet ajansı IRNA’nın İngilizce haber sitesi ve Suudi sermayeli bir televizyon kanalı Şam’da Suriyeli muhaliflerin Nusayri iki akademisyeni öldürdüğünü yazdı. Haber kısa sürede Türkiye’de ulusalcı, İrancı ve Esadcı gazeteciler tarafından döndürüldü. Gerçek kısa süre sonra ortaya çıktı. Suriyeli ünlü kimyager Dr. Hamdi İsmail Nada, Mısırlı bir lastikçi çıktı. Fizik ve Uzay Bilimleri profesörü Nadia Haddad diye fotoğrafı dolaştırılan ise Havaii Üniversitesi'nden bir astronom. Nada: “Oğlum altı saattir Twitter’da şehit edilmediğimi ispatlamaya çalışıyor."
İmamoğlu, Suriye’yle ilgili Atatürk’ün “Bir gün, Cihan Harbi’nden sonra Ortadoğu'da kurulan suni devletlerin halkları ayaklanacaktır. O gün geldiğinde, yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil emperyalist güçlerin yanında yer alırsa aynı akıbete kendileri uğrayacaktır” sözünü hatırlattı. Ama Atatürk’ün öyle bir cümlesi yoktu. Herşeyi başlatan Sözcü’nün 2012’deki manşeti olmuştu.