Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Amerika her şeye muktedir mi?

Amerika her şeye muktedir mi?

Trump’ın müzakere çabaları blöf değil, çaresizlik. Trump telafisi imkansız kayıpları önlemek için ya İran’ı müzakereye ikna etmek ya da ABD’yi çamura saplayıp kara harekatını başlatmak zorunda.
2

Amerikan askerlerinin adayı işgal etmesini engellemek için tüm orduya teyakkuz emri verildi. Trump’ın tehditlerinin artması hazırlıkları hızlandırdı. Üst düzey komutanlarla seçkin komando timleri savaş uçaklarıyla adaya çıkarma yaptı. Yanlarında kan üniteleri ve patlayıcı madde taşıyorlardı. Kan üniteleri Amerikan askerleriyle çatışmaya girip yaralanacak askerler içindi. Patlayıcı maddelerle ise ABD’nin çıkarma yapmasını engellemek amacıyla uçak pistlerini ve kara yollarını havaya uçurmayı düşünüyorlardı. Müttefik ülkelerden zor hava koşullarında savaşmak için özel olarak eğitilmiş askerler de gelmişti. Amerikalılar adayı işgal ederse, sonuna kadar direnilecekti. Plan hazır, emirler netti.  Ada sonuna kadar savunulacaktı. 

Fakat Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı açmak için İran’ın Basra Körfezi’ndeki Hark adasını işgal etmeye hazırlandığı bugünlerde, tahminlerin aksine bu askerler Farsça değil; Danca konuşuyordu. 

Amerikan işgaline karşı bu direniş planı bugünlerde İranlılarca değil, Trump’ın Maduro’yu kaçırmasının ardından Grönland’a yönelik tehditlerin artması üzerine geçtiğimiz Ocak ayında Danimarka tarafından kurgulanmıştı. Danimarka’ya destek vermek için özel askerlerini yollayan ülkeler ise İsveç, Norveç, Almanya ve Fransa gibi NATO ülkeleriydi. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı Macron, karlı dağ bölgelerinde eğitim gören özel Alp timini yollamış; bir askeri gemisini adaya yönlendirmişti. 

Düşük bütçeli savaş filmlerini andıran bu “mini” askeri plan 2026’nın başlarında kurgulanmıştı. Fakat hayata geçirilmedi. Trump’a “babacık” lakabıyla hitap eden NATO Genel Sekreteri Rutte ABD başkanını ikna etti ve Grönland’ı işgal planları rafa kalktı. Uygulanmaya fırsat kalmayan savunma planları ise bu hafta Danimarka’nın resmi yayın organı DN tarafından haberleştirildi. İran Savaşı nedeniyle doğal olarak kimsenin ilgisini çekmedi. 

Avrupa kısa bir süreliğine rahatladı. ABD bir Avrupa ülkesini işgal ederek NATO’yu buzda ölüm dansına kaldırmaktan vazgeçti. En azından şimdilik. Fakat bu rahatlık pek uzun sürmeyecek gibi duruyor. 

Zira Trump daha sıcak bir iklimdeki başka bir adayı işgal etmeye hazırlandığı bugünlerde ABD’yi ve tüm dünyayı riskli bir ateş dansına çıkarmaya hazırlanıyor.

Ve sanırım bu ateş dansında ilk eriyen de ABD’nin yenilmezlik zırhı. 

Rejim değişikliğinden Hürmüz Boğazı’na

İran Savaşı dört hafta önce rejim değişikliğiyle başlamıştı, Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla devam ediyor. ABD ve İsrail’in Hamaney’in öldürülmesinden sonra halkın sokağa çıkarak rejimi devirmesine yönelik beklentileri gerçekleşmedi. İranlı üst düzey yetkililer öldürüldükçe yenileri geliyor, rejim saldırılarına devam ediyor. 

Dört hafta önce Ayetullah rejiminin devrileceğini söyleyerek saldırıları başlatan Trump, Ayetullah seçimine katılmak, Venezuela’da olduğu gibi rejim içerisinden birileriyle çalışmak istediğini söyledi. 

Fakat Trump’ın aradığı rejime henüz ulaşılamıyor. Zira her ne kadar ağır darbe alsa da “beklenti” savaşında mağlup olan İran değil. Dini liderlerini ve tüm üst düzey askeri kadrosunu kaybeden İran’ın acı eşiği yüksek. Düşse de yok olmayarak beklentileri ters yüz etti. Trump’ın da sık sık vurguladığı üzere en stratejik hamlesi ise savaşı ilk günden itibaren Körfez ülkelerine yaymak, ABD’nin müttefiklerini koruma kapasitesini ucuz drone’larla yormak ve Demir Kubbe’yi delmek oldu. 

Hürmüz Boğazı’nı kapaması, enerji tesislerini ve limanları vurması ise dünya ekonomisini altüst etti. Rejimin hızlıca yıkılmaması, savaşın yayılması ise Trump’ın önüne sunulan masa başı planları çöpe attı.

ABD’nin resmi amacı artık İran rejimini devirmek değil, İran ile anlaşıp Hürmüz Boğazı’nı açmak. 

Bu nedenle işgalin ciddi bir şekilde konuşulduğu bugünlerde (belki de sizler bu yazıyı okurken başladı bile) bu kara harekatının anlamı bile farklı. ABD’nin amacının İran’ı tamamen yenmek değil, Hürmüz Boğazı’nın açılmasını sağlayacak dar kapsamlı bir askeri harekat olması muhtemel.

Fakat böyle bir durumda bile ABD için risk büyük. İran’ın füze saldırılarına devam ettiği, rejimi daha da konsolide ettiği, ordusunun dağılmasını engellediği bir düzlemde Amerikalıların yeni bir Vietnam tecrübesi yaşaması olası. 

Trump’ın seçenekleri kısıtlı. Amerikan kamuoyu savaşa karşı. İlk kez medya bir ABD başkanının savaş kararının arkasında değil. Pentagon’daki her plan mürekkep kurumadan sızdırılıyor. Üst düzey istifalar kapıda. Dışişleri Bakanı’ndan başkan yardımcısına birçok bürokrat, savaşın yükünü Trump veya İsrail’e yıkmanın peşinde. 

İşte tam da bu yüzden Trump’ın İran’a sunduğu bu müzakere fırsatı bir blöf değil. Çamura saplanmadan önce son çıkış.

Vietnam’dan önce son çıkış

Trump’ın İran Savaşı’na nasıl ikna olduğu meçhul. Fakat yeni adıyla Savaş, eski adıyla Savunma Bakanı’nın çok değil iki sene öncesine kadar ekranda ellerini yıkamamakla övünen, sıkılınca kamera önünde T-shirt’ini çıkarıp Haçlı seferlerini anlatan dövmelerini gösterek kendini bulduğu su birikintilerine atan Pete Hegseth olduğu bir ülkede her şey mümkün. İsrail lobisinin yıllardır bu savaşa yatırım yaptığını, Ortadoğu’daki herhangi bir ülkeyi haritada gösteremeyenlerin muhtemelen çoğunluk olduğu South Carolina eyaleti senatörü Lindsey Graham’ın İsrail istihbaratından Trump’ı ikna etme taktiği aldığını da unutmamak gerek.

Savaşın başlangıcına dair sis perdesini, tıpkı İran’ın yeni ruhani liderinin eşcinsel olduğuna dair CIA raporunu anlattığı gibi, Trump mutlaka önümüzdeki günlerde izlediği Fox News’in sabah programlarından birine bağlanıp ballandıra ballandıra dedikodunun tüm zevkini çıkararak anlatır. 

Trump anlatmadıkça hikayenin bu kısmı karanlık. Fakat savaşın nasıl biteceği bariz. Hem İran hem Trump için de “onurlu bir çıkış” var. Olası bir anlaşmada İran kendi halkına “yıkılmadık” diyerek, Trump ise “İran’ı zayıflattık” diyerek bir çıkış hikayesi sunabilir. Anlatacak bir hikayesi olmayan ise İsrail. İran rejiminin yıkılıp yerine kukla bir İsrail yönetiminin geçmesini arzulayan, devrik Şah’ın oğlunu destekleyen İsrail’in tek gayesi bu savaşın uzaması, ABD’nin Ortadoğu’da uzun yıllar sürecek bir savaşın parçası olması. 

Çamura saplanması. Bölgede yayılabilecek büyük bir kaos, İsrail’in giderek azalan Batı desteğini kristalize etmesi için paha biçilemez bir kaftan.

Ama bu kaftan, aynı zamanda pragmatik bir tüccar olan Trump için İsrail yükünü sırtından atmak için de bir fırsat olabilir. İran füzeleriyle Demir Kubbesi delinen İsrail, ABD ile ilişkisinde ipleri elinden düşürmek zorunda kalabilir. İran’a yönelik yaptırımların olası bir anlaşma ile kalkması İran’daki orta sınıfı güçlendirebilir, rejimin baskı gücünü kırabilir. Trump’ın İran’a askeri güç ve yaptırımlarla saldırmasının İran rejimini zayıflatması bir yana, daha da radikalleştirdiği aşikar.

Bunun içinse ABD ve İran arasındaki müzakerelerin sonuçlanması şart. İki tarafın da buna ihtiyacı var. Saldırılar arttıkça belki de değişmeyecek olsa bile daha fazla elit bürokrat yöneticiyi kurban vermemesi, altyapısının çökmemesi, Gazzeleştirilmemesi, sivillerin topluca katledilmemesi için bu barış İran için hayati. 

Fakat her şeyi kaybetmeyi göze almış elitlerden ziyade, barışın çok daha hayati önem taşıdığı yer ABD.  

Zira İran, Hürmüz’ü kapayarak, Körfez’i vurarak dünya ekonomisini ve ABD’nin iç dinamiklerini ateşe vererek hesabı tersine çevirdi. 

Eğer dibi görecekse, mümkünse herkesi beraberinde aşağı çekeceğini net bir şekilde gösterdi.

Trump’ın dibi görmemek içinse bu barışa çok ihtiyacı var.

Issız adam, ıssız ülke

Grönland krizinin şimdilik çözülmesi NATO’nun dağılmasını ertelemişti. Fakat İran Savaşı bunu hızlandırdı. Hiçbir NATO ülkesi Trump’ın savaşına ortak olmak istemiyor. ABD, Ukrayna’ya verilen ağır silahları İran Savaşı’nda kullanmak üzere geri almayı düşünüyor. Bazı silahların Avrupalı ülkelerin savaş bütçesinden karşılanmış olması Avrupalıları kızdırabilir. 

Trump’ın aklında dünyayı Rusya ve Çin ile sert güce dayanan bir Monopoly oyunu edasıyla bölüştürmek, Veneuela benim, Ukrayna senin, Tayvan senin edasıyla dağıtmak olabilir. Niyet bu olmasa bile akıbet bu gibi duruyor. 

Fakat her koşulda, ABD çoktan üzerinde tepinip yerle bir ettiği yumuşak gücü, ittifak politikası, uluslararası koalisyonunun yanında askeri kapasitesiyle de sınandığı bir savaşta sınıfta kaldı bile. Ortadoğu’daki askeri üsleri nokta atışıyla vuruluyor, füze üretim kapasitesi ucuz drone’lar ile sınanıyor, F-35 uçağı vuruluyor, askeri üslerini koruyamıyor. 

Trump dünya sahnesinde herkesin çekindiği için konuşmak zorunda kaldığı o “ıssız adamken” bırakın İran Savaşı’na birlikte girmeyi en yakın müttefiklerinin bile “bizi işgal ederse ne olur” diyerek savaş planları yaptığı güvenilmez ıssız bir ülkeye dönüşüyor.

ABD başkanının İran’ı müzakereye çağırması üzerine eski CIA başkanları bile İran’ın sözüne güveneceğini söylüyor, birçok ülke Trump’ın borsayı sakinleştirmek için çabaladığına inanıyor. 

Nereden bakılırsa bakılsın tuhaf bir durum. Kimse ABD’nin “her şeye muktedir” olmadığına inanmıyor.

Trump, Hürmüz’ü açmak için müzakereye muhtaç. İran uzlaşmadıkça Trump’ın tek çaresi ya müzakere şartlarını yumuşatmak yada İran ile çok ağır kayıpların verileceği çok daha büyük bir savaşa girmek. 

İran ise akla gelebilecek her şeyi kaybetmeye hazır olduğu bir varoluş savaşını vermeye hazır. ABD ve İsrail ilk günden dini liderlerini vurup rejimi yıkmaya çalışarak eli yüksekten açtı. 

İran Savaşı dünyanın dengesini bozdu. Fakat en çok ABD’nin muktedirliğini yıktı. Her ne kadar Trump her mikrofonu aldığında “İran’ın savaşı yaymasını beklemiyordum, şok oldum” diyerek tüm şaşkınlığıyla itiraf etse de bu düşüşün şokunu atlatmak dünya için zor. 

Hürmüz kapanırken, yeni bir dünya düzeninin kapıları açılıyor. 

Belki Grönland muhaberesi başka bir bahara ertelendi. 

Fakat bildiğimiz dünyanın bu baharı görüp göremeyeceği meçhul. 

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın